Geçmişi red ve inkârın sonu: Taklitçilik!

Geçmişi red ve inkârın sonu: Taklitçilik!


Geçmişi red ve inkârın sonu: Taklitçilik!

 

 

Her hükümet kuruluşunda bendeniz, önce Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’na getirilen isimlere bakarım. Çünkü ötekiler zaten teknik bakanlıklardır. Eğitim ve kültür ise milletin doğrudan doğruya ruhunu/yüreğini inşa eder!

Bu alanlarda Türkiye, sözün tam mânâsıyla bir “irfan inkılâbı”na muhtaçtır. Lâkin ne hikmetse bir türlü gerçekleşmiyor. Bu iktidar pek çok alanda yaptığı “kökten değişim” ve “dönüşüm”ü Milli Eğitim’le kültür alanına taşıyamıyor.

Oysa “inkılâb”a en çok buralarda ihtiyaç var. Çünkü bu doğrudan doğruya Türkye’nin geleceğiyle ilgilidir ve Sayın Cumhurbaşkanımız da sık sık bu konuların altını özenle çizmektedir.

Ne kadar “doğru insan” yetiştirebilirsek, Türkiye o kadar büyük ve etkin bir devlet olur! “Doğru insan” yetiştirmenin yolu ise “doğru kitap”, “doğru öğretmen”, “doğru aile” ve “doğru sistem”den geçer.

Bütçeden en büyük payın Milli Eğitim’e ayrılması ilk önemli adımdı: Bu adım yıllar önce atıldı. İlk kez bu iktidar döneminde Milli Eğitim bütçesi Milli Savunmabütçesini geçti. Ama bütçenin önemli bir bölümü maaş ödemelerine, okulların ıslahına ve yeni lüks okul inşaatlarına harcanıyor. “İnsana yatırım” yine “devede kulak” kabilinden kalıyor.

İdealimiz olmadan paramızın olması bir şeye yaramıyor.

“Adım adım Atatürk’ü ders kitaplarından çıkarıyorlar” diye bağıranlara kulak verildikçe de bir şey değişmeyecek.

 “İnsan” yetiştirecek olan lüks okul, akıllı tablet, akıllı karatahta vs. değil, irfan, hikmet ve medeniyet dersleri ile o dersleri verebilecek kalitede “muallim”lerdir. 

Hatırlayalım ki, Osmanlı Enderun’unda tablet filan yoktur, ama Osmanlı’nın tüm zamanlara şan veren Fatih gibi, Yavuz gibi, Kanuni gibi padişahları, Koca Sinangibi, Sedefkâr Mehmed Ağa gibi mimarları, Sokollu Mehmed Paşa, Köprülü Mehmed Paşa, Fazıl Ahmed Paşa, Baltacı Mehmed Paşa gibi sadrazamları; Matrakçı Nasuh, Hezarfen Ahmed, Lagari Hasan gibi marifet sahipleri, Uluğ Bey, Ali Kuşçu, v.s. gibi âlimleri vardır…

Çünkü Şeyh Edebali, Ak Şemseddin, Molla Gürani, Molla Zeyrek, Zembilli Ali Efendi, Ebussud Efendi v.s. gibi hocaları vardır. 

Mazisi bizim kadar şanlı bir milletin “adam kıtlığı”na düşmesi, “ihmal” ile izah edilebilir bir durum olmasa gerektir, ancak “inkâr” ile izah edilebilir.

Büyük devletler kurmuş, medeniyetler inşa etmiş, her alanda ve her anlamda kendine has kurumlar oluşturmuş bir milleti, üç şey “kaht-ı rical”e sürükleyebilirdi: “Red”, “inkâr” ve “taklit”!

Bize olan da budur: Geçmişe ait olanı red ve inkâr etmek suretiyle kendimizi köklerimizden koparıp, Batı’yı taklitte varlık aradık. Zaten “red” ve “inkâr”ın sonu, kaçınılmaz olarak taklittir!

Taklitle gelinebilecek son noktaya da geldik: Deniz bitti…

Yeni bir “öze dönüş”, bir bakıma “yeniden diriliş” hamlesine ihtiyaç var! Bu hamle de öncelikle milli eğitim ve kültür alanında başlamalıdır.

İşte bu yüzden bunları önemsiyor, her hükümet kuruluşunda Milli EğitimBakanlığı ile Kültür Bakanlığı’na getirilen isimlere bakıyorum. Biraz “deli”,biraz “gözükara”, alabildiğine “kararlı”, “derin” ve hattâ “devrimci” isimler arıyorum. “Her defasında umutlarım kırılıyor” demeyeyim hadi, ama umutlarımı ertelemek zorunda kalıyorum!

Cumhuriyetten bu yana eğitimde taklit etmediğimiz sistem kalmadı: Alman eğitiminden Fransız eğitimine, Amerikan eğitiminden Anglosakson eğitimine kadar, tüm Batılı sistemleri denedik, olmadı. Kadim (ezeli-eski) eğitim sistemimize de hiç sıra gelmedi…

İnsan yetiştirmiyoruz. Yetişmiş birkaç insanımızı da hovardaca harcıyoruz…

 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp