Geçmiş zaman olur ki!

Geçmiş zaman olur ki!


28 Şubat 1997’den bugüne, nerede ise çeyrek asır olmuş. Ne hayallerimiz vardı ve sonunda neyle karşılaştık. Bu işler böyledir. Peygamberimizin hayatından çeyrek asır ne anlama geliyor, bir ona bakalım: 25 yaşında iken, 40 yaşında bir dul olan Hz. Hatice ile evlendi. Bu evlilik Hz. Hatice‘nin vefatına kadar, 25 yıl sürdü. 609’da 40 yaşında peygamber oldu. Risalet’in 13 yılı Mekke, 10 yılı Medine’de geçti. 8 Haziran 632’de vefat etti. Kerbelâ Olayı Resulullah’ın vefatından 48 yıl sonra 10 Ekim 680’de gerçekleşti.  Biz 28 Şubat’a geri dönelim.

 

İnşallah bu süreçte Resulullah’ın hayatı, yaşayışı ve haksızlıklar karşısındaki duruşu bize örnek olur. Bu vesile ile Onu anmış olalım. Ona selat ve selam olsun..

 

Neydi o günler. REFAHYOL hükümeti ile bir anda ümitlenmiştik. MÜSİAD Anadolu sermayesini örgütlüyordu, yurtdışından işçi tasarrufları ülkeye geliyordu ve holdingler kuruluyordu. Faizsiz Finans Kuruluşları kurulmaya başlamıştı.  Hükümetin, BM, AB, ABD’de lobisini yapmak gerekiyordu. Biz SPAG’ı kurduk. “Stratejik Planlama, Araştırma Geliştirme AŞ”! Ardından 28 Şubat geldi, bahar kışa döndü.

 

Erdoğan Silivri’ye giderken, İBB’den ayrılmadan hemen önce 10 dakikalık bir görüşmem oldu. Bütün gece çalışmıştım, neler yapılmalı onların listesini çıkarmıştım. Bir de o süreçte ben ne yapacağım, onları listelemiştim. Ne o gün Silivri’ye gittim, ne de o günden sonra, dönüşünde karşılamaya. Çünkü çok işim vardı. Şanar’la birlikte bir sivil itaatsizlik eylemi başlatmıştık. 70.000 kişi, o şiiri yazıp, altına imza atıp savcılığa kendini ihbar ediyordu. Esnaf vitrinine o şiiri yapıştırıyordu. Hasan Celal Güzel’le, stadyumlarda, meydanlarda, kapalı spor salonlarında on binlerce insanla hep birlikte o şiiri okuyorduk.

 

AK Parti’nin kuruluş sürecinde, Erdoğan İstanbul’da, Gül ve Arınç Ankara’da çalışıyordu. Erdoğan Anadolu’yu örgütlemeye çalışıyordu. Gül dış ilişkileri örgütlemeye çalışıyordu, Arınç Milli Görüş’ün ağır abileri, sermaye ve bürokrasi ile dirsek teması kuruyordu.

 

Ben sivildim ve sivil olarak devam edecektim, ama güçlü bir iktidar olsun istiyorduk. Bir grub arkadaşla konuştuk, ne yapabiliriz diye. Madem bir dış desteğe ihtiyaç var. Madem REFAHYOL tecrübesi önemliydi, geçmişte bir de ANAP tecrübesi yaşanmıştı. O zaman yeni oluşum bu anlamda hem içeriye ve hem de dışa karşı bir güç merkezi olmalı idi. Mesela ben ve bazı arkadaşlar (Mesela isim de vereyim: Cevat Özkaya) bazı isimlerle görüştük. O zaman MÜSİAD’ın danışmanı olduğum için o çevreden arkadaşlar da bunu önemsiyordu. Madem dışarıdan birtakım isimler olacak, dürüst, akıllı ve temsil kabiliyeti yüksek isimlerin bu harekete katılmasını sağlamak gerekiyordu. Tabii ilk aklımıza gelen isim, Numan Kurtulmuş oldu. Defalarca İlhan Kesici ile konuştum. DP, AP, DYP çizgisinden önemli bir isim. Vefat edenlerden, ANAP çizgisinden Hasan Celal Güzel’le konuştuk. BBP’den Muhsin Yazıcıoğlu ile konuştum. Aslında kimse hayır demedi. CHP kesiminden Ertuğrul Günay ile o dönemde yakın temasım vardı,  Erdal Kalkan vardı. Onlarla görüşmelerimiz vardı.

 

Mutfakta çalışanlar genelde ortalıkta gözükmezler. O gün daha güçlü bir AK Parti için çalışanların hiç biri öne çıkıp, siyasi rant talebinde bulunmadı. O kişilerin çabaları “Hafi” bir “fiili dua” idi. “Hasbi” kişilerdi. Her hafta 3-5 kişi toplanıp, kardeşlerimiz için ne yapabiliriz diye konuşuyorduk.

 

“The Cemaat” bu konuda daha becerikli idi. “Kaz gelecek yerden tavuk esirgemiyor”lardı. Damardan, nabza göre şerbet vermeyi bizden daha iyi biliyorlardı. Hesabi’lere göre biz “devri geçmiş” insanlardık. Para her kapıyı açıyordu. Bir de o zamanki Media’nın parlattığı isimler vardı. Söz konusu olan siyaset olunca, madem “Camiye imam aramıyorlardı”, dünyevi işler için dünyevi adamlara açtılar kapıları. Önce bunu “vitrin dekoru” zannettik, ama vitrindekiler kısa sürede “mülkün sahibi” rolü üstlenmeye kalkıştılar. 15 Temmuz’a giden yolda FETÖ böyle çıktı ortaya. O günden bugünlere de böyle geldik işte. Böyle oldu, dava arkadaşlarının birbirinden davacı olması. Bunun böyle olacağı belli idi. O ilk günlerin Hesabi adamları, sessizce Hasbileri etkisizleştirdi. Ardından kendi aralarında Milletvekili, Belediye Başkanlığı, Belediye Meclisi üyeliği, (Mesela ille de imar komisyonu olmalı, bir de alım-satım işleri, akçeli işler yani. FETÖ de hep oralardaydı, İK, haberleşme, ulaşım vs) Teşkilatlarda görev, bürokratik atamalar ve ihalelerde birbirlerine karşı acımasız bir rekabete girdiler.

 

Bugün İstanbul sözleşmesi, ya da CoVID skandalı, yolsuzluk tartışmaları ve daha birçok konu bu süreçte yaşanan olumsuzlukların gölgesinde, için için yanan bir ateş gibiyken, sonunda bir anda alev almaya başladı. Gençlik, Aile, Eğitim, hepsi ihale tartışmalarının gölgesinde kaldı.

 

Benim yazılarımda, hep bu tehlikeli gidişle ilgili uyarılar vardı ve birileri bundan rahatsız oluyordu. Kimlerin ayağına bastığımı biliyorum. Önce, teşkilatlar, ardından üniversiteler ve diğer kamu kuruluşları ile temas noktaları kopartıldı. Derken  STK’larla alakamı kesmeye çalıştılar. En sonunda Media ile bağımı koparmayı denediler. Son bir darbeyi, 81 ilde suç duyurusu ve tazminat davası ile indirmeyi denediler. Ama bu oyunları geri tepti. Kötü bir şekilde deşifre oldular ve halk bu oyunu gördü. Kim olduklarını gördük ve onları bu yüzleri ile de tanımış olduk!

 

Ben yarım asırdır, oldu-bitti şeklinde, Müslümanların atanmamış ve seçilmemiş sözcüsüyüm. Onlardan bir şey istemedim. Ve hep onların, daha doğru Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi oldum, elhamdülillah!

 

Bana haddimi bildirmek isteyenlere Hak ve Hakkın dostları haddini bildirdi hep. Hep bu yolda yürüyen, Allah’ın ipine tutunanların yardımcısıdır Allah. Kimi fedakarlıklarının karşılığını bu dünyada görür, kimi ahirette çok daha fazlası ile görür. Allah bizlere dünyada da ahirette de afiyet versin inşallah!. 

 

Bu işlerin tekrar yoluna girmesi için, hepimizin, kınayanların kınamalarından korkmadan, daha akıllı, dürüst ve cesaretle, Allah’a dayanıp, sa’ye sarılıp, hikmete ram olarak daha çok çalışması gerek.

 

Bütün darbeleri gördüm. Kaderimde bugünleri de görmek varmış. Bakalım, bundan sonra daha neler göreceğiz. İnşallah “emri bil maruf ve nehyi anil münker”den vazgeçmeyiz, “sırat-ı müstakim”den sapmayız. Duanıza muhtaç bir kul olarak duacınızım.

 

Selâm ve dua ile.

Google+ WhatsApp