Geç modernlik ve mistik dünyalar

Geç modernlik ve mistik dünyalar


Geç modernlik ve mistik dünyalar

 

 

Kapitalizm ile dîni ilişkilendirmek bir yerden sonra bana, elma-armut ilişkisini hatırlatıyor ve âlâkasız görünüyor. Kapitalizm bir ekonomik yapının adı. Din ile ilişkisi kurulacaksa bunu sermâyenin cümle kültürel kodlarını veren modernite kavramıyla ilişkilendirmek daha doğru olur kanâatindeyim.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Nitekim modernitenin yerleşik dinsel yapılarla uyumu sosyal teoride uzun uzun tartışılmıştır. Çok genel ve farklı düşünen tarafları eş anlı olarak iknâ edebilecek olan değerlendirme şu olsa gerekir: Modernite din ile çatışabilir; ama çatışmak zorunda da değildir. Modernitenin din ile çatışması, esaslı ve geri dönülemez bir kopuş doğurmuyor. Nitekim modernite, pek çok yerde din ile çatışarak uzlaşmaktadır. Burada kıstas; veri, yerleşik ve kurumsal dînin, modernitenin amaçları ile ne kadar uyumlu olduğudur. Eğer uyumlu değilse, uyumlulaştırma cihetine gidilir. Hâsılı hikâye, ateist bâzı burjuva radikâllerinin anlattığı ve olmasını arzu ettiği üzere ; modernitenin dinlerden “kutlu” ve “tâlihli” bir kopuşu üzerinden yaşanmıyor. Bu kopuşu dayatan hareketler yok değil. Ama, Fransız Devrimciler ve Enver Hoca misâllerinde olduğu üzere; onların âkıbeti kendilerini dinselleştirmek gibi ironik bir varış noktası oluyor.

Bu aşamada zihinsel viteslerimizi bir derece daha büyüterek şunu da kaydedebiliriz: Modernite, dinden beslenebildiği kadar beslenebilir. Biraz da sosyolojik bir tornadan geçirerek ifâde edelim: Araçsal aklın hâkim olduğu bir dünyâda ,dinler de bundan nasiplenirler. Çoğu defâ kendileri araçsallaşırlar. Şöyle hülâsa edelim; Niyetler çok başka da olsa , din, modernitenin araçsal aklınca farklı çıkarlara mâtuf olarak kullanım kapasitesi kazanır. Bunun ihtivâ ettiği mânâ; din kendisi için bir amaç olmaktan kolaylıkla “sapabilir”,ve çok başka amaçlar için kullanılan bir âlete dönüşebilir. (Burada sapma kelimesini ,keyfe mâyeşâ değil; dinlerin orijinâl iddialarını ; hattâ teolojik şikâyetleri veri alarak kullanıyorum).

Şimdi, çok orijinal bir şey söylememiş olduğumdan hâreketle şöyle bir îtirâz yükselebilir: Dinler, her zaman, özgün amaçlarının dışındaki amaçlar için kullanılmamıştır? Evet; doğru. Modernlik öncesi dünyâlarda da bu tarz “sapmalar” ve dinlerin başka amaçlar için araçsallaştırılmasın mâtuf gelişmeler yaşanmıştır. Ama, modern dünyânın araçsal donanımı, geleneksel dünyânın araçsal donanımı karşısında gayrı kâbil-i kıyas bir yetersizlik gösterir. Geleneksel dünyâda- belki de bizzât araçların azlığındandır- amaç-araç ayırımını yapmak; araçları amaçlar; amaçları da araçlar üzerinden sorgulamak daha bir mümkündü. Modern dünyâ, bizâtihî araçsal açıdan baskın bir dünyâdır. Bu fazlalık, araçların sâhiplerinde bir ego şişmesine yol açarak, araçsallığa apayrı bir boyut kazandırmıştır. Bu öyle bir noktadır ki, araçlar , dayatılan , ihtiras yüklü amaçlar adına her türlü sorgulamadan muaf olmuştur. Machiavelli’nin; “amaca giden yolda her türlü araç meşrûdur” taçlı sözü pek meşhûrdur. Bu söz bana hep akıl bulandırıcı gelmiştir. Sanki araçlar tartışılmaya kapatılıyor izlenimi doğuyor. Bu, bir bakıma da husûsen yapılıyor. Geleneksel dünyânın “boğucu” ve “engelleyici telosunun , uygarlığın telosu olan refah amaçlı araçsal gelişime engel olduğu ; o hâlde araçların gelişimini özerk ve özgür-dokunulmaz- ortamlara aktarmak gerektiği modernler tarafından hep savunulmuştur. Ama,bu sûretle esâsen tartışmaya kapatılan bizzât amaçlardır. Çünkü bir amacı , tanımladığı araçların dışında tartışmak; meselâ rakip bir başka amaç üzerinden tartışmak içi boş ve neticesiz- konvansiyonel karşılığıyla skolastik- bir tartışmadır. Tabiatıyla; araçların meşrûluğunu tartıştırmamak, esas olarak amaçları tartıştırmamayı doğurur. Nietzsche ,Dostoyevski ve Kafka gibilerin, nihilizm ve manâsızlık üzerinden gördüğü ve göstermeye çalıştığı budur. Hülâsa edelim: Modernlik, araçsal donanımı aşırı(târihte misli görülmemiş bir şekilde) arttırarak, moral çeşitlilikler, girinti ve çıkıntılar taşıyan amaçları perdahladı; maddî karşılıklarına aktardı. Bu da, ister mikro,ister makro; ister güncel ister târihsel ölçekte olsun “güç” ve “iktidâr” gibi ne idüğü belirsiz bir telos doğurmaktan başka bir netice vermedi.. Hattâ buna telos demek bile ne kadar mümkündür, bilemiyorum. Modern dünyânın araçsal zenginliği ona bir telos kazandırmıyor. Tam aksine, araçsal kapasite artışı telosu bizden uzaklaştırıyor. Dahası; güçlü olmak ve rakiplerini ezip yok etmek amacı telos sayılsa da ; aslında eksik bir telos. Çünkü, “İyi de sonra?” sorusunu Demokles’in Kılıcı gibi üzerimizde tutuyor. Daha fazla güç biriktirmek hangi amaç adınadır? Bu sorunun ikna edici bir karşılığını bulamıyoruz. Çünkü artık insanlık, sıralanan amaçların sakızlaştığını; bunlara ulaşmanın araçsal gelişmeyle desteklenmesi bir tarafa , bu gelişmeler tarafından derinden örselendiğini görecek kadar tecrübe sâhibi oldu. Geç- modern dünyânın krizli radikalizmleri, köktencilikleri ve aşırılıkları bu sorunun ağırlığıyla savaşmıyor. Modernlik ethos ve telos savaşlarını kaybederek târihte büyük boşluklar açtı. Bunları dolduramayacağı âşikâr. Daha pratik yollar; (belki daha şeytânî bir yol; pathos) deneniyor. Modernite araç ve amaç arasına mesâfe koyarak; araçlara muafiyet ve masûniyet yükleyerek başladı. Netice amaçların buharlaşması oldu. Elde sâdece gücü pekiştiren araçlar kaldı. Geç modernlik , yapay zekâ misâlinde olduğu üzere ,bir tarafıyla araçların kendi amaçlarını doğurduğu ; bizzat kendilerinin amacı olduğu tuhaf ve önceden kestirilmesi neredeyse imkânsız bir evrilmenin; diğer tarafıyla ,bir nev’i paralel (meta) bir evren kurarak yukarıda işâret edilen sorunun varlığını aşındırıcı ,ağırlığını hafifletici taktik ve stratejilerin arayışıdır. “İyi de sonra?” (So What?) sorusuna pişkin bir üslûpla ; “Sonrası yoktur. Herşey fasılasız anlardan (disjunctive moments) îbârettir ”, “Her şey mübahtır ” (“Anything goes”) cevabı yapıştırılan; bir şey’in o şey olduğu dünyâdan, bir yılan hareketiyle sıyrılıp , hem şu hem de bu olunarak; ne şu, ne de bu olunmadığı bir dünyâya inkılâp etmektir. Geç modern dünyânın mistisizmi tam da buraya oturuyor..Osho’dan David Koresh’e, Shockho Asarara’dan FETÖ’ye; Scientology’den Adnan Hoca’ya… Sun’i telos’ların cirit attığı ; lâkin araçsal donanımı, maddî gücü ve gösteriş etkisi yüksek, tahripkâr , ölümcül bir akıldışı sığlık..

 

YENİ ŞAFAK

Google+ WhatsApp