Gazze’ye tehditler tesadüf mü?

Gazze’ye tehditler tesadüf mü?


Gazze’ye tehditler tesadüf mü?

 

 

Siyonist işgal rejimi bu yılın Toprak Günü öncesinde de Gazze’ye yönelik geniş çaplı bir saldırı planladığına dair bilgiler sızdırmaya başlamıştı. Bu yıl Toprak Günü programlarının aynı zamanda işgal rejiminin ablukasına ve tehditçi tutumuna karşı tepki amacıyla yürütülecek sivil etkinliklerin başlangıcı olması için 30 Mart tarihinde yani Toprak Günü’nde Büyük Dönüş Yürüyüşü adı verilen gösteriler ve etkinlikler başlatıldı. 

Büyük Dönüş Yürüyüşü adı verilen etkinlikleri organize eden heyet düzenlenecek protesto eylemlerinin tamamen sivil nitelikli olacağını, işgalcilerle herhangi bir çatışmaya girme amacı taşımadığını, Filistinlilerin yurda dönüş haklarından asla vazgeçmedikleri mesajı verme ve Gazze’ye uygulanan ablukanın sonlandırılması için işgal rejimine baskı yapılması konusunda dünyaya çağrı yapma amacı taşıdığını dile getirdi. Gösterilerin tamamen sivil nitelikli olmasına rağmen işgal rejimi silahla, hava saldırılarıyla ve bombalarla müdahale etti. O yüzden Büyük Dönüş Yürüyüşü ana başlığı altında gerçekleştirilen gösterilerde ve eylemlerde şu ana kadar iki yüzden fazla insan hayatını kaybederken yirmi binden fazla insan da yaralandı. 

Direnişçiler işgalcilerin saldırılarına silahlarla değil yanıcı uçurtmalarla ve balonlarla karşılık verdiler. Bu uçurtmalar ve balonlar Gazze çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerine düşerek yangınlara sebep oldu. İşgal rejiminin Gazze çevresine çok gelişmiş teknolojiyle takip sistemi yerleştirdiğini iddia etmesine, bu sistemin yerleştirilmesinde ABD’nin kendisine yardımcı olmasına ve bu sistemin Gazze sınırları dışına bir sopanın düşmesi halinde bile tespit edebileceğinin iddia edilmesine rağmen Filistinli gençlerin gönderdiği, çok basit araçlarla yapılan ve kuyruklarına yanıcı maddelerin takıldığı uçurtmaların ve yakıcı balonların Gazze sınırları çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerine düşmesini engelleyemediler. Büyük Dönüş Yürüyüşü etkinliklerine yönelik saldırılara karşılık bu uçurtmaların ve balonların gönderilmesi işleminin başlatılmasından bu yana Gazze sınırlarına yakın bölgelerde bin yüz yangın çıktığı işgal rejimine ait kaynaklar tarafından açıklandı. 

Söz konusu uçurtmalar ve balonlar Gazze çevresindeki yahudi yerleşim merkezlerinde hayatı iyice çekilmez hale getirdi. Bu uçurtmaların ve balonların verdiği zarardan ziyade psikolojik sıkıntı, korku hali ve tesir etkili oluyordu. Bu yüzden işgal rejimi Mısır’ı devreye sokarak bir ateşkes sağlanmasını istedi. Filistinli direniş grupları ise ateşkes için Gazze’ye uygulanan ablukanın tamamen kaldırılmasını istedi. Normalde ateşkes konusunda ilerleme kaydedilmesine rağmen bu kez Mahmud Abbas yönetimi zorluk çıkararak ateşkes için Gazze’de kontrolün tamamen kendisine verilmesinin ve direnişçilerin silahlı kanatlarının ellerindeki silahların toplanmasının şart koşulmasını istedi. 

İşgal rejimi son günlerde de Gazze’ye yönelik geniş çaplı bir saldırıdan söz ediyor. Bu konuda Netanyahu ve Savunma Bakanı olarak nitelendirilen Liberman arka arkaya tehditlerde bulundu. 

Bu tehditlerin tam da dünya kamuoyunun Cemal Kaşıkçı meselesiyle meşgul olduğu zamana denk getirilmesi bir tesadüf değildir. Bunun bir yönü işgal rejimiyle ilgilidir. O da sisli havadan yararlanmak. Bir diğer yönü de Suud rejimiyle ilgilidir. O da yeni bir gündem konusu oluşturarak Kaşıkçı konusunu biraz gündem dışına itmek. İşgal rejiminin Kaşıkçı meselesinde Suudi Arabistan’ın açıklamalarına güvendiğini bildirmesi düşündürücüdür. İki gün önce ABD’de, siyonist işgal rejiminin Genelkurmay Başkanının Suudi Arabistan Genelkurmay Başkanıyla görüşmesi de sadece bir muhabbet amaçlı değildi. Görüldüğü kadarıyla siyonist katiller, Suudi katilleri rahatlatmaya çalışıyorlar. 

Ama tehditlerin gerçekleştirilmesi çok da kolay olmayacaktır. Çünkü şu an Gazze’deki direniş güçlerinin savunma imkânları geçmişe nispetle daha iyidir. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp