Gazeteciye ölüm tuzağı

Gazeteciye ölüm tuzağı


Gazeteciye ölüm tuzağı

 

 

Karakabuklu tarih kitabını tozlu rafından indirip “gazeteci cinayetleri”ne kısaca bir göz atalım…

Yıl, 1909: Sultan II. Abdülhamid’in yetkileri tırpanlanmış, neredeyse padişah sembolik bir konuma getirilmiş, iktidar İttihad ve Terakki Partisi’ne geçmiştir. 

Enver Paşa, Cemal Paşa ve Talât Paşa, dönemin en güçlü isimleridir. Büyük iddialarla iktidarı ele geçirdikleri için, muhalefete asla tahammül edemiyor, en küçük eleştiriyi bile şiddetle cezalandırıyorlar. 

Tarih, 6 Nisan 1909: İkinci Meşrutiyet’in ilânından sadece sekiz ay sonra…

Mevlanzade Rıfat Bey’in çıkardığı Serbesti Gazetesi başyazarı Hasan Fehmi Bey, bu tarihte Galata Köprüsü üzerinde vurularak öldürülüyor. 

Oysa Hasan Fehmi Bey, vaktiyle Sultan II. Abdülhamid’e çok sert muhalefet edenlerdi. Bu yüzden Fransa’ya kaçmış, Jön Türklerle birlikte çalışmış, ancak Meşrutiyetin ilânıyla ülkesine dönebilmişti.

Fakat İttihatçıların bazı uygulamaları, özellikle de yolsuzluklar ona ters gelmiş ve muhalif yazılar yazmaya başlamıştı. Abdülhamid Han döneminde yürürlükte olan sansürün kaldırılmış olmasına güveniyordu. Fakat sansür sadece kâğıt üzerinde kaldırılmış, gazetecilere daha ağır baskılar gelmişti. 

İttihad ve Terakki iktidarının tetikçilerinden gelen tehditleri dinlemeyince, Galata Köprüsü’nün ortasında, arkadan sokulan bir subay tarafından kurşunlandı. Üstelik köprünün iki yakasında birer karakol vardı!

Bu cinayet halka öylesine dokundu ki, cenazesine 50 binden fazla insan katıldı, eller üstünde taşındı. Üniversite öğrencileri dersleri boykot ettiler. Protestolar yapıldı.

8 Nisan günkü Serbesti Gazetesi’nin birinci sayfasına tek cümle yazıldı: “Serbest basının ilk kurbanı ömrünü sürgünlerde geçirmiş olan evlad-ı hürriyetten Hasan Fehmi Bey’in ruhuna Fatiha!..”

Derken, Sıra Ahmed Samim’e geldi. O da İttihad ve Terakki’ye muhalif bir gazeteciydi. O kadar ki, İttihadçılar ondan kurtulmak için mutasarrıflık önerdiler, ancak kabul etmedi. 9 Haziran 1910 akşamı arkadaşı Fazıl Ahmer (Aykaç) Bey’le birlikte gazeteden dönerken Bahçekapı’da vurularak öldürüldü. Doğru düzgün soruşturma bile yapılmadı.

Tarih: 10 Temmuz 1911…

Zeki BeySerbesti ve Mizan gazetelerinde İttihat ve Terakki iktidarını eleştiren yazılarıyla meşhurdu. Sonradan Hürriyet ve İtilaf Fırkası’nın yayın organı ŞehrahGazetesi’ne geçti. İttihat ve Terakki yönetiminin yolsuzluklarını yazmaya başladı.

Böylece idam fermanını imzalamış oldu. Çapraz ateşle öldürüldü. Cinayetten Serez mebusu Derviş Bey’in kardeşi Mustafa Nazım ve onun çiftlik kâhyası sorumlu tutuldu, ama ceza dahi almadılar.

Öldürülen muhalif gazetecileri bir yazıya sığdırmak mümkün değil! Teşkilat-ı Mahsusa içindeki hataları eleştirdiği için öldürülen gazeteci Silahçı Tahsin var, “Başın öne eğilmesin/ Aldırma gönül aldırma” diyen Sabahattin Ali var, Abdi İpekçi var, Uğur Mumcu var, uzun süren mahpusluğu sırasında gördüğü işkenceler yüzünden ölen Salih Mirzabeyoğlu var, Ümit Kaftancıoğlu var, Çetin Emeç var, Ahmet Taner Kışlalı ve Hrant Dink var…

Diyeceğim şudur: Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Başkososluğu’na dâvet edilip büyük ihtimalle öldürülmesine şaşırmamıza gerek yok. Ancak Amerika’nın ve Suudi Arabistan’ın “şaşırmış gibi” yapmalarına dilediğimiz kadar şaşırabiliriz!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp