Gazeteciye dayakta yoktular, raporda kafayı çıkarttılar!

Gazeteciye dayakta yoktular, raporda kafayı çıkarttılar!


Gazeteciye dayakta yoktular, raporda kafayı çıkarttılar!

 

 

Gazeteciler Sendikası..

Sözümona, gazeteci emekçilerin kurduğu sendika..

Daha bir ay önce, haber müdürümüz Murat Alan’a, dört eşkiya sopalı-bıçaklı saldırı yaptığında, bu sendika bir açıklama yaptı mı?

Yapmadı..

Önceki gün ise..

Bırakın açıklama yapmayı..

Bir de şikayet dilekçesi hazırlayıp, savcılığa vermişler.

Ne için?

SETA’nın, Türkiye’deki bazı gazetecilerin, hangi kirli ilişkiler içinde olduğunu deşifre eden raporunu hazırlayanların cezalandırılması için.

Korku büyük anlaşılan..

Ödleri kopmuş..

Ya gerçekler ortaya çıkarsa. 

Ya rapor, kamuoyunda yankı bulursa..

Ya, sendikanın gerçek yüzü anlaşılırsa..

Gazeteciler dövüldüğü zaman, sopalı saldırıya uğradığı zaman görünmeyen sendikanın, üç satırlık rapor hazırlandığında, “Gazetecilere laf söyleyenler hapse atılsın” diyecek kadar ilkesizleştikleri görülürse..

“Ayvayı yeriz”’ diye düşünmüş olmalılar..

Gerçekten de öyle..

Gazetecinin kafasına, sopa ile vur..

Sendikadan ses yok.

Üç sayfalık raporda, bazı gazetecilerin ilkesizliğini belgele..

Sendika hemen açıklama yapsın. Savcılığa koşsun..

Bu ilkesizlik değil de, nedir?

Riyakârlık değil de nedir?

SETA’nın raporunda, bu sendikanın yöneticileri var mıydı bilmiyorum.

Yoksa, bunlara da bir rapor hazırlayıversinler..

Kafayı çıkarttıklarına göre..

Bu işin organizatörlüğünü de, onlar yapıyor olmalılar..

Raporda ismi geçenlerden çok..

Sendika itiraz ettiğine göre..

Raporda ismi geçenleri de, bunlar örgütlüyor olmalılar..

**

Sadece gazeteciler sendikası mı sorun?

Hayır..

Sorsak, “Biz anayasal bir kuruluşuz” diyen barolar da aynı kafada..

İstanbul Barosu da, SETA’nın raporu üzerine, hemen bir açıklama yapmış..

“SETA Raporu İfade ve Basın Özgürlüğüne Yönelik Bir Tehdittir” başlığı ile döktürmüşler..

Gazeteciye, beyzbol sopası ile saldırmak, basın özgürlüğüne yönelik bir tehdit değil midir?

Değildir ki, Murat Alan’a saldırıldığında, tınlamadılar..

Şimdi..

Amerika’nın sesi olmaya çalışan. 

İngiltere’nin kulağı olmaya çalışan.. 

Almanya’nın gözü olmaya çalışan gazeteciler deşifre ediliyor diye, hemen itirazı yapıyorlar..

Size ne, gazeteciler arasındaki tartışmadan, baro yöneticileri?

Size bir şey söyleyen var mı?

Seçimde CHP adına ölümüne çalıştınız..

“Bir baro, bir parti adına çalışamaz” diyen bir kamu görevlisini gördünüz mü?

Kapınıza dayanan, Adalet Bakanlığı’ndan bir yetkili, “CHP’nin siz paralı avukatı mısınız? Size ne, CHP seçimi kazanmış veya kazanmamış.. Siz İstanbul Barosu musunuz, yoksa CHP borusu musunuz” dedi mi?

Demedi..

Onlar da meydanı boş bulmuşlar..

Amerikancı gazeteciye laf söylendiğinde, hemen kafayı çıkartıyorlar..

İngiltere sempatizanı muhabirin yaptığı açığa çıkartılınca, hemen savunmaya geçiyorlar..

Alman uşaklığı ispatlanan yazı işleri müdürü gösterildiğinde, hemen açıklama yapmaya koyuluyorlar..

Böylece, defterlerindeki vukuat sayısı da artıyor..

Devletin görevlileri, bir gün kapılarına dayandığında, ellerinde hayli kapsamlı bir dosya olacak..

Soracaklar baro başkanına: “İfade özgürlüğüne inandığınız için gazeteciler hakkındaki raporu eleştirdi iseniz.. Raporu yazanların ifade hürriyetine niye saldırdınız?”

Baro başkanı hemen cevabı yapıştıracak: “Biz de açıklamamızda, dedik ya”diye başlayacak ve açıklamalarındaki şu cümleyi gösterecek:

“Rapor, objektif değerlendirmeler taşısa, bu değerlendirmeler üzerinden  -subjektif olsa dahi-  sonuçlar üretmiş olsa, tarafımızca yapılacak değerlendirme, SETA’nın da ifade özgürlüğüne saygı yönünde gelişirdi. Ancak, basın dünyasının ne iş yaptığını bildiği kuruluşların ve o kuruluşlardaki gazetecilerin -tek tek isimlerini de sıralayarak- yapılan ihbar nitelikli ifadeler, bu raporu bir “fezleke” niteliğine büründürmüştür.”

Ne güzel dünya bu!

İstanbul Barosu, kimin subjektif, kimin objektif değerlendirmeler yaptığına, oturduğu yerden karar veriyor..

Basın dünyasında, kimi kuruluşları, “ne iş yaptıkları biliniyor” diye allayıp, pullama görevini üstlenmiş..

Hani açıkça demiyor ama.

Demek istediği şu:

“Bizim korumamız altındaki mandacı gazetecilere laf söylerseniz, biz Anayasal bir kuruluş olduğumuza bakmaz, objektif davranış zorunluluğuna riayet etmez, tokadı yapıştırırız.”

Başka bir izahı olabilir mi, bu denli politize olmanın..

Yarın bir gazeteciye yapılan saldırı ile, bir başka gazeteciye yapılan saldırıyı da benzer bir kafa yapısı ile, farklı değerlendirmelere tabi tutabilir, bu baro!

“Akit mi? Onlara dayak serbest” diyebilir.

“Birgün gazetesi mi? Onlar bizim tayfadan. Onlara değil fiziki saldırı, sözle eleştiri bile getiremezsiniz” diyebilir..

Bunun müjdesini şimdiden vermişler zaten..

Aynı açıklamada, öyle tezatlara imza atılmış ki..

Ben “lütfen” diyeceğim..

Ama siz, kendinize hakim olamayıp, “Ohaaa” bile diyebilirsiniz..

Niye mi?

Bakın ne deniyor, baro açıklamasında:

“Raporun, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirilmesi, kaydı ve iletilmesinin ihlali gibi yasaların suç saydığı eylemleri içerdiği de Baromuz tarafından tesbit edilmiştir.”

Affedersiniz, siz raporda suçlanan isimlerin özel avukatı mısınız?

Kişisel veri, hukuka aykırı.. Ne bunlar?

Size ne bunlardan?

Siz, iftira boyutunda bir şey varsa, onu söyleyin.

Ama..

Ülkesini satan birileri varsa..

“Hukuka aykırı delil toplanmış” mavalı ile, hainleri savunmaya kalkmayın..

Kimbilir, belki devletin yetkilileri.. O delilleri hukuka uygun olarak toplamış olabilir..

Hem şüphelilerin.. Hem de baronun hainlere kalkan olmak isteyen yöneticilerinin önüne koyabilir..

O zaman ne der, baronun yönetim kurulu üyeleri?

“Bu açıklamaları, bizim başkan yapıyor. Biz o tarihte İstanbul’da bile değildik”ile, kendilerini kurtarabilirler mi?

Hiç sanmam!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp