“Gaye-i hayal olmazsa ezhan enelere döner!”

“Gaye-i hayal olmazsa ezhan enelere döner!”


“Gaye-i hayal olmazsa ezhan enelere döner!”

 

Irk ayırımına karşı çıkan Amerikalı zenci lider Martin Luther King, 28 Ağustos 1963’de, Lincoln Anıtı’nın önünde toplanan 250 bin Amerikalıya yaptığı meşhur konuşmasına, “Bir hayalim var!” diye başlıyor: 

“Bugün size diyorum ki, dostlarım, şu ânın getirdiği güçlüklere ve engellemelere rağmen bir hayalim var benim… 

Bir hayalim var: Gün gelecek, bu millet ayağa kalkıp kendi inancını gerçek anlamıyla yaşayacak...

Bir hayalim var: Gün gelecek, eski kölelerin evlâtlarıyla eski köle sahiplerinin evlâtları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar.”

O gün için hayaldi, bugün için gerçek: Bu mücadele ile Amerika’da zenci-beyaz ayırımı kalktı…

İnsanın hayali ve gayesi (artık “vizyon” diyorlar) yoksa, tüm zihni kendine çalışır.

Sakal-bıyık, burun-kulak-göbek diye diye estetisyenlere koşar… Şuram yamuk, buram çökük… Yeme-içme, gezme, eğlenme… Şişmanlama- zayıflama… Ev-araba, yat-kat… Gitgide bencilleşir, bencilleştiği ölçüde de yalnızlaşır!

İki tip insan vardır: 1) Dünyaya ayak izi bırakan insan; 2) Dünyaya yürek izi bırakan insan! Yürek izi bırakan insanlar, gayesi ve hayali olan insanlardır…

İki tip daha: 1) Hayal eden insan; 2) Alay eden insan. Hayal edemeyen alay eder! Zamana karşı duramaz, kaybolur gider.

İnsanın hayali, Hz. Âdem’le başlamış olabilir mi? Zira Hz. Havva’yı hayal edip Rabbinden talep eden odur! Sonra “Yasak Meyve”yi yemeleri halinde olabilecekleri Hz. Havva ile birlikte hayal etmişler, muhtemeldir ki, çeşitli ihtimaller üzerine durmuşlar, sonunda şeytanın iğvasına kapılıp denemişler ve dünyaya gönderilmişler!

Ondan asırlar sonra Hz. Nuh’un da aklına bir hayal üflendi: “Bildirildiği şekilde bir gemi yap”makla mükellef kılındı.

Hiçbir örnek yoktu. Hayalin ardından gözlem geldi: Ağaçtan Yunus balığı iskeletine benzer iskelet yaptı, deri yerine tahta sardı. 

“Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlar.” (Hud süresi, 38).

Dedik ya, kimi hayal eder, kimi alay eder! Hayal edenler yol alırken, alay edenler “helâk” olur. Nuh Kavmi helâk oldu!

Kayı Aşireti, Asya steplerinden kalkıp hayallerinin peşinde Anadolu’ya geldi. İstanbul’u fethetmeyi hayal ediyor, meşhur hadis-i şerifin izinden gidiyordu.

Zaman içinde her türlü “imkânsızlık” yenildi ve İstanbul fethedildi.

1965’lerde bir Başbakan çıktı, “Fırat’ınüstüne barajlar yapacağım” dedi, adını da “Yedi küpeli gelin” koydu.

Muhalefet alay ediyordu: “Kurbağalara göl mü yapacaksınız?”

Baraj yapıldı, bitti. Susuz topraklar suya, elektriksiz köyler elektriğe kavuştu…

Aynı Başbakan 70’li yılların başında “Boğaz’ın üstüne asma köprü yapacağım” diye millete söz verdi...

Muhalefet yine alay etti: “Siz önce Zapsuyu’nun üstüne bir köprü yapın!”

Zaman içinde Boğaz’ın üstüne iki köprü daha yapıldı… Bir köprü Yalova’ya (Osman Gazi), bir köprü Gelibolu’ya (Çanakkale 1915) uzatıldı. İstanbul Boğazı denizin altından da geçildi…

Dünyanın en büyük havalimanı inşa edildikten başka, “Kanal İstanbul” ihale aşamasına geldi. Muhalifler hâlâ bağırıyor: “Bunlar felaket projeleridir!”

Asıl büyük felaket hayalsizlik, gayesizlik, vizyonsuzluktur!

Ne demişti Bediüzzaman: “Gaye-i hayal olmazsa ezhan enelere döner!”

 

yeni akit

Google+ WhatsApp