Gandhi’den Modi’ye değişen Hindu milliyetçiliği: Pakistan’la savaş kapıda mı?

Gandhi’den Modi’ye değişen Hindu milliyetçiliği: Pakistan’la savaş kapıda mı?

Dünyada Müslümanlara karşı yükselen aşırılıktan, nefret ve saldırılardan, İslamofobiden, yabancı düşmanlığından bahsederken aklımıza hep Batı ülkeleri geliyor. Oysa doğumuzda da durum pek farklı değil. Hindistan’a bir bakalım. Mahatma Gandhi bir milliyetçi idi. Gandhi’nin

Gandhi’den Modi’ye değişen Hindu milliyetçiliği: Pakistan’la savaş kapıda mı?

 

 

Dünyada Müslümanlara karşı yükselen aşırılıktan, nefret ve saldırılardan, İslamofobiden, yabancı düşmanlığından bahsederken aklımıza hep Batı ülkeleri geliyor. Oysa doğumuzda da durum pek farklı değil.

Hindistan’a bir bakalım. Mahatma Gandhi bir milliyetçi idi. Gandhi’nin 1930’lardaki milliyetçiliği şiddet içermiyor ve Hindistan’ı İngilizlerin sömürgeci işgalinden kurtarmayı amaçlıyordu. Onun milliyetçiliği tüm dünyada özgürlük ve insan hakları arayışı konusunda ilham kaynağı oldu.

Fakat Gandhi, yine bir milliyetçinin suikastıyla 1948’de Yeni Delhi’de hayatını kaybetti. Gandhi’yi göğsünden üç kere vuran Nathuram Vinayak Godse ve suikastı planlamasına yardım eden yedi arkadaşı, Gandhi’nin Hindistan Müslümanlarının siyasi taleplerini önemsediği düşüncesiyle bu saldırıyı gerçekleştirmişti.

Godse, Rashtriya Swayamsevak Sangh adındaki, RSS diye kısaltılan aşırı sağcı, Hindu milliyetçisi ve gönüllülerden oluşan paramiliter bir organizasyonun üyesiydi. 1925’te kurulan RSS, bu suikast sonrası yasaklandı. Ancak aşırı sağcı organizasyon, bu kez bir parti kurarak siyasetin içine doğrudan dahil oldu. Kurdukları parti Bharatiya Jana Sangh (BJS), bugünkü Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin partisi olan Bharatiya Janata Party’nin (BJP) öncülüydü. Bugün RSS, dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu ve siyasi uzantısı olan BJP partisi dünyadaki en büyük siyasi parti.

1930’lu, 40’lı yıllarda Hitler’in ya da Mussolini’nin benimsediği nasyonalizmin Hindu versiyonu olan RSS milliyetçiliği, bugün tıpkı İsrail’in Filistinlilere, Çin’in Doğu Türkistanlılara karşı yürüttüğü politikayı izliyor.

Sahip oldukları Hindutva idolojisi Hindu milliyetçiliği olarak kısaltılıyor, lakin ülkeyi dini-milli Hindu devleti olarak tabir edebileceğimiz Hindu Rashta’ya dönüştürme amacındalar. En başta 200 milyon Müslüman’ın ve 30 milyon Hristiyan’ın ikinci sınıf insan muamelesi gördüğü, sosyal medyada sizlerin bizlerin sıklıkla gördüğümüz işkence görüntülerinin sokaklarda sıklıkla tekrar ettiği Hindistan’da, BJP ve lideri Modi, seçimleri ikinci kez kazanırken verdiği faşizan vaatleri açıkça söylüyordu. Modi’nin, bu vaatlerin neticesinde bir kez daha başbakanlık koltuğuna oturması, Hindistan’da yükselen aşırılığın öncekinden daha anormal boyutlara ulaştığını gösteriyor. 

Geçen yıl Asifa Bano adlı Keşmirli 8 yaşındaki kız çocuğunun başına gelen vahşet ve bu vahşete dahil olanlar Hindistan’da esen aşırılık fırtınasının bir örneği. Hindistan esasen toplu tecavüz vakalarının dünyada en çok görüldüğü yer. Kadınların toplu tecavüze uğradıktan sonra öldürüldüğü, ağaçlara asılıp bırakıldığı pek çok vahşet yaşandı ve hala yaşanıyor ülkede. Asifa ise, Hindistan işgali altındaki Cammu Keşmir’in Cammu bölgesinde kaçırılıyor ve bir tapınakta altı erkek tarafından tecavüze uğruyor. Bütün vücudu parçalanmış halde bulunan kız çocuğuna günlerce tecavüz edilmiş olması, ardından boğazlanarak kafasına taşlarla vurularak öldürülmesi ortalığı ayağa kaldırıyor. Emekli bir Hindu memur, dört polis ve çocuk yaşlarda bir Hindu’nun da göz altına alındığı olay, Hindistan’da ve Cammu bölgesinde büyük olaylara kapı açıyor. Suçluları savunan büyük protestolar düzenleniyor ve bu protestolara BJP partisinden iki bakan da katılıyor. Cammu halkına göre ise bu vahşetin ardında sadece nefret yatmıyor; aynı zamanda toprak meselesi de var. Bölgeyi yerel halktan boşaltmak isteyen RSS üyeleri ve aşırı milliyetçi Hindular, halkı bu tür vahşi eylemlerle korkutmaya ve buradan uzaklaştırmaya çalışıyor. Dünkü yazımda Cammu Keşmir’le ilgili verdiğim ölüm, şiddet, kayıp, tecavüz ve toplu mezar vakalarına geri dönüp baktığınızda bu argümanın doğru olma ihtimali oldukça yüksek.

RSS’in ve BJP’nin amacı sadece Hindistan’da azınlıklara yönelik asimilasyon politikasını şiddet kullanarak uygulamak değil; aynı zamanda Keşmir’in işgali, daha doğrusu ilhakı için de yoğun çaba sarf ediyorlar.

2014 yılında iktidara gelebilmek için Cammu Keşmir’i Hindistan’ın bir parçası haline getireceğini vaat eden Modi seçimleri kazandığında, BJP ve RSS, Cammu ve Keşmir’e özel statü veren Hindistan Anayasası’nın 370. maddesini kaldırma teşebbüsünde bulundu. Anayasanın 370. maddesi, 35. maddenin A fıkrası (35A) fıkrası ile birlikte tartışmalı bölgeye özel bir statü vermekle birlikte, sınırlı vatandaşlık, mal mülk sahibi olma mevcut durumda orada yaşayanların temel haklarına ilişkin bir dizi kanunu oluşturuyordu. Hindistan bu kanuna uymasa ve kendi anayasasını ihlal etse de, böyle bir kanun vardı. Bu kanun aynı zamanda, BMGK’da kabul edilen Keşmir’le ilgili 11 tasarının belirttiği şekilde “Keşmir halkının kendi geleceklerini tayin etme hakkı olduğu ve bu nedenle bölgede oylama yapılması gerekliliği” noktasında da kritik bir öneme sahipti. Aynı zamanda bu yasaya göre, Hindistan’ın başka eyaletlerinde yaşayanlar Cammu Keşmir’de mülk edinemiyorlardı. Hindistan Yüksek Mahkemesi 2018’de bu yasanın ‘değiştirilemez’ olduğu yönünde karar verse de, 2019 seçimlerinde bir kez daha aynı sözü veren BJP, bu amacını gerçekleştirmekte kararlıydı.

Ve nihayet, 5 Ağustos günü Hindistan 370. maddeyi kaldırdı. Çıkan protestolar sonucu bugün Cammu Keşmir 54 gündür sokağa çıkma yasağıyla beraber karartma altında. İnsanlar ne telefonla konuşabiliyor ne de dış dünyayla farklı bir şekilde iletişim kurabiliyor. 700.000 Hindu askeri Keşmirlilerin kapılarında dışarı çıkmasınlar diye nöbet tutuyor. Evinden çıkanların evleri yakılıyor. Hastalar hastaneye gidemiyor, hastaneye gittiklerinde onlara bakacak doktor ya da ilaç bulunamıyor; bulunsa bile tedaviye yeltenen doktorlar tutuklanıyor.

Sadece bu da değil; geçen hafta bir grup gazeteciyle birlikte gerçekleştirdiğimiz Keşmir ve Pakistan ziyaretinde, askerlerden yerel halka, siyasetçilerden akademisyen ve araştırmacılara konuştuğumuz hemen herkes Hindistan’ın Keşmir’le yetinmeyeceğini, “Büyük Hindistan” ideali neticesinde Pakistan, Bangladeş, Sri Lanka ve Nepal’i de topraklarına katmayı hayal ettiğini söylüyor.

İşgal ettiği Cammu Keşmir’i, anayasanın 370. Maddesini kaldırarak illegal biçimde ilhak eden Hindistan, bu kararından vazgeçmezse, Pakistan ve Hindistan arasında gerçekleşecek yeni bir savaşa ramak kaldığını söyleyebiliriz. Zira, her ne kadar bize uzak olduğu için duymuyor olsak da, bölgede ağızlardan en çok dökülen kelime “savaş”.

Pakistan ve Hindistan’ın iki nükleer güç olduğunu düşünürsek, uzmanlar olası bir savaşın etkilerini, kaç milyon insanın öleceğini, kaç milyar insanın zarar göreceğini hesaplamaya başlamış bile. Pakistan bu nedenle uluslararası toplumu harekete geçirmeye ve inatla diplomasiyi kullanmaya çalışıyor ancak Hindistan’da yönetimde bulunan aşırılık, riski her geçen gün artırıyor.

Keşmirliler 2020’de savaşacaklarını söylerken Azad Keşmir ve Hindistan işgali altındaki Cammu Keşmir kontrol hattındaki komutanlar da bu gidişle savaşın kaçınılmaz olduğunu dile getiriyor. Yazımı İslamabad’da görüştüğümüz Pakistan Cumhurbaşkanı Arif Alvi’nin sözleriyle tamamlayayım: “Pakistan savaş başlatmayacak ama savaş başladığında girmekten de çekinmeyecek.”

 

merve şebnem oruç

süperhaber tv

Google+ WhatsApp