Futboldaki güzel hareketler, önce siyasete lazım!

Futboldaki güzel hareketler, önce siyasete lazım!


Futboldaki güzel hareketler, önce siyasete lazım!

 

 

Geçen hafta..

Futbolda iki güzel sahne vardı..

Başakşehir-Antalyaspor maçında,  hakemin yanlış takıma taç atışı vermesi, güzel bir karşı hareket ile boşa çıktı..

Başakşehirli futbolcuya çarparak taca çıkan top atışını hakem Başakşehir’e verdi..

Başakşehirli futbolcu, topu auta attı..

Hani futbol üzerinden “hak-adalet” kavramlarını tartışmak biraz abestir ama..

Futbolun toplumu meşgul etmesine engel olamıyorsak..

En azından, böylesi güzel hareketlerle, yeni nesile mesajlar verilmesi gerekir..

Haksızlık üzerine, başarı inşa edilemez..

“Bir taç atışından ne olacak” diyebilirsiniz..

Ama ilkeli olursanız..

“Çamurun üstüne oturamam” derseniz..

“Benim lehime de osa, haksızlığa onay veremem” derseniz..

Engel olamadığımız futbolun popülaritesi, belki bu şekilde bir işe yaramış olur!

Aynı değerlendirmeleri yapabileceğim, futbol sahalarından ikinci örnek, şeytana uyma noktasında daha büyük bir muhasebenin ve direncin gösterilmesini gerektirecek boyuttaki bir karar idi..

17 yaş altı takımlardan Altınordu ile Adana Demirspor maçında, hakem penaltı noktasını gösteriyor..

Ceza sahasının hemen dışında düşürülen Altınordulu futbolcu, kendi lehlerineverilen penaltı kararına “Ceza sahasının dışında idi” diye itiraz ediyor..

Alışık olmadığınız bir itiraz, değil mi?

Öyle..

Numaradan kendisini yere atan..

Sonra yerde dakikalarca kıvranma numaraları yapan futbolcuların olduğu bir dünyada..

Atamayacağı gole ulaşmak için, kendisini yere bırakıp, ardından da hakemin yakasına yapışan futbolcuların varlığı karşısında..

Kendi takımı lehine verilen penaltıya itiraz edilmesi, alışık olmadığımız bir görüntü..

Dahası var..

İtirazlar netice vermiyor..

Penaltı atışı kullanılmak zorunda kalınıyor..

Altınordulu futbolcu, topu atua atarak, “Haksızlık üzerine oturarak spor yapılmaz” dersi veriyor..

Gerçi bu durumda..

Hakemin doğru karar vermesi halinde, ceza sahasının dışından atılacak serbest atış ile, belki de bir gol kazanma şansını da kaybetmiş oluyor ama..

Hakkından feragat de ederek, adalete olan saygısını göstermiş oluyor..

Futbol sahalarındaki pek alışık olmadığımız, ama olması gereken görüntülerin, aslında en fazla tekrarlanması gereken alan neresi?

Siyaset alanı..

Farklı bir parti tabelası altında seçime girip, sonra küçük küçük menfaatler uğruna rakip partiye geçme ucuzluklarından tutun..

Düzenlemelerdeki boşluklardan yararlanarak, siyasette rant devşirmeye kadar..

Haksızlığa meyl etmemeye..

Çamurun üzerine oturmamaya..

Adil olmaya, ne kadar çok ihtiyacımız var..

Aslında konuşmaktan, gündeme getirmekten hiç hoşlanmadığım futbolu, niye konu edindim?

“28 Şubat’ta neler olmuştu?” diye hafıza tazelerken..

Başbakan Necmettin Erbakan’ın hükümetten istifa edip, başbakanlığın Tansu Çiller’e verilmesini istemesi sonrasında yaşanılan, “ayak oyunları ile hükümet kurma görevinin Mesut Yılmaz’a verilme operasyonu”nun ayrıntılarını okuduğumda..

Kendi kafamda oluşan “Futbolda haksız penaltıyı auta atan var ama.. Siyasette, haksız yere kendisine hükümet kurma görevi verildiğinde, ‘Ben bu hukuksuzluğa alet olamam’ diyen siyasetçi yok” karşılaştırmasını, sizlerle de paylaşmak için..

Hani dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, kendisine has üslubu ile anlatıyor ya..

“Siz istifa etmişsiniz. O andan sonra görev bana geçer. Hükümet kurma görevini kime vereceğimi, ben bilirim” diyor ya..

Hükümeti kurma noktasındaki teamülleri bir kenara koyup..

28 Şubat’ın nihai öldürücü vuruşunu yapıyor ve Tansu Çiller yerine, Mesut Yılmaz’a hükümet kurma görevini veriyor ya..

İşte o dakikada, hukuksuzluk zirve yapıyor..

Kısaca hatırlatalım..

O tarihte Refah Partisi 155 milletvekiline sahip, birinci parti..

DYP, 116 milletvekiline sahip..

BBP, 8 milletvekiline sahip..

Üç partinin genel başkanları, ortak basın toplantısı düzenleyip, Tansu Çiller başbakanlığında kurulacak hükümete güvenoyu vereceklerini ilan ediyorlar..

Bu üç partinin milletvekili sayısı ne ediyor?

279 ediyor..

Güvenoyu için ne aranıyor?

276 milletvekilinin oyu..

Güvenoyu, 3 fazlası ile garanti edilmiş mi?

Edilmiş..

Bu durumda, Süleyman Demirel’in, bir başka partinin genel başkanına, hükümet kurma görevi vermesi, resmen anayasayı çiğneme mi?

Çiğneme..

Resmen hainlik mi?

Hainlik..

Ama maalesef, bu oyun oynandı..

Erbakan Hoca’nın bir yıllık başbakanlık dönemi dolduktan sonra, RP ile DYP arasındaki anlaşma gereği, Tansu Çiller’in başbakan olması gerekiyordu..

Bunun için, Erbakan istifa etti.

Ama aradaki protokol gereği, hükümet kurma görevinin Tansu Çiller’e verilmesini, kendisinin kuracağı hükümete güvenoyu vereceklerini açıkça ilan etti..

Darbeci generallerin DYP’li milletvekillerini tehdit etmelerini hızlandırmak için, Süleyman Demirel ne yaptı?

129 milletvekili olan Anavatan Partisi’nin genel başkanı Mesut Yılmaz’a hükümet kurma görevini verdi..

Mesut Yılmaz da, haksız taç atışı kendisine verilen futbolcunun yaptığını yapmadı. Haksız penaltı atışı verilen takımın futbolcusunun yaptığını yapmadı..

Topu dışarı atmadı..

Bugün dahi dürüst siyasetçi diye takdim edilen DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit ile, DYP’den isitfa edenlerin toplandığı Hüsamettin Cindoruk’un partisi ile koalisyon hükümeti kurdu..

Hani, üçünün milletvekili sayısı, hükümet kurmaya yeterli olsa.. Yine “Eyvallah”diyeceğim..

Oysa, Ecevit’in milletvekili sayısı 67..

7 de Cindoruk..

Hepsi hepsi, 203 milletvekilini ancak topluyor..

Ama darbeci generaller hemen devreye girince..

Kartel medyası, tüm şirretliğini ortalığa dökünce..

Hiçbir şekilde yan yana gelmeyen CHP ile DSP buluşmuş oluyor..

49 milletvekili de, CHP’den olmak üzere dışardan destek veriyor..

Korkutulan DYP’li milletvekilleri ile..

Güvenoyunu alıp, ardından 28 Şubat’ta MGK’nın meşru hükümete dikte etmeye çalıştığı kararlar, hayata geçirilmeye başlanıyor..

İşte ahlaksızlık da, burada tüm netliği ile karşımıza çıkıyor.

279 milletvekili desteği olan birlikteliğe hükümet kurma görevi vermeyip..

203 milletvekili olan birlikteliğe hükümet kurma görevi verilerek, darbecilerin isteği yerine getirilmiş olunuyor..

Ne dersiniz, futbol sahasındaki centilmenliği, siyaset sahasında görmek, çok şey mi istemek oluyor? 

Mesut Yılmaz, o tarihte, kendisine verilen görevi elinin tersi ile geri çeviremez miydi?

Tarihe, 28 Şubat direnişine imza atan lider olarak geçemez miydi?

Geçerdi ama.. Onun tercihi, tarihin çöplüğüne gitmek oldu!

 

yeni akit

Google+ WhatsApp