Furkan Ali’nin günlüğünden

Furkan Ali’nin günlüğünden


Furkan Ali’nin günlüğünden

 

 

Sevgili Furkan Ali; Bir yıl bir gün gibi geçiverdi değil mi? Geçtiğimiz Temmuz, sabahın ilk ışıkları ile karşılamıştık seni. Tozpembe bir gül gibi açmıştın dünyaya gözlerini, ağlıyordun, titriyordun, korkuyordun… Bizler ise uzaktan, çok ötelerden gelen sana sımsıkı sarılıp dünyaya hoş geldin diyorduk. Ama korkuyordun, her şey seni o kadar ürkütüyordu ki, bir ses bir bakış dahi doğrudan ruhuna değiyordu.

İlk altı ay sadece tanışma faslıyla geçti. Her şeye o kadar yabancıydın ki, annenin simasını, büyük ebeveynlerinin ses tınlarını, seni sevgiyle kucaklayan yakınlarının gözlerindeki sıcaklığı ve odandaki objeleri tanımaya ve anlamaya çalışıyordun. Gelişinle evimiz şenlenmişti, sevgini bütün hücrelerimizde hissetmiş ve sana kalphanemizde özel bir yer ayırmıştık. Orada büyüyordun, orada konuşuyordun, orada susuyor ve sessizliğe gömülüyordun.

Gözlerine gözlerimizi dikip gül pembe yanaklarına dokunuyor ve seninle iletişim kurmaya çalışıyorduk. Henüz konuşamıyordun ama duygularını gözlerinden okuyabiliyor, taleplerini sesinin ritminden çözebiliyorduk. Sanki birkaç ay önce değil de elli sene önce tanışmıştık… Sanki hep vardın hayatımızda. Hayatımızı ikiye ayırmıştık senden öncesi ve senden sonrası… Ama sanki seninle doğmuştuk, seninle açmıştık gözlerimizi dünyaya ve sanki aramıza bir yıl önce değil seneler önce katılmıştın. Biz seni öyle sevmiştik, öyle basmıştık bağrımıza sevgili yavrum.

Sevgili Ali, gelişinle hayatımıza yeniden yön verdik. Artık her şeyin başında sen vardın.  Seninle kurduğumuz bağ her geçen gün biraz daha güçlendiriyordu. Hele bir sabah yüzündeki tebessümü görünce küçük bir çocuk gibi çığlık attık, o tebessümü dağlar taşlar da dâhil bütün dünyanın gördüğü vehmine kapıldık. O tebessümün dünyada hiçbir bedeli yoktu biliyor musun? Gülüşünü akıcı bir eser gibi okuduk, duygu ve düşüncelerini artık mimiklerinle ifade edebiliyordun, bu durum bizi çok mutlu etmişti.

Sevgili Ali, sana dağlarında özgürce uçurtma uçurabileceğin bir dünya bırakmak isterdik. Ama mümkün olmadı… İslam coğrafyası kan ağlıyor. Az ötede anne-babalar ve çocuklar ölüm kusan kurşunların hedefi oluyor. Toprağa her gün bir gül düşüyor, aramızdan her gün bir kardeşimiz ayrılıyor, toprak bire bin vermiyor artık. Gökyüzünden hüzün yağıyor, biz çocuklarımızı koruyamıyoruz, biz sizleri koruyamıyoruz.

Kendini güvende hissedebildiğin bir diyardaydın ve hayatımıza teşrif ettin. Ama dünya öyle bir yer değil, burada kötüler ve kötülerin ektiği zulümler var. O yüzden dünya bir misafirhane bir imtihan diyarı olarak görülmüştür. Ama ne olursa olsun dünyaya gelmek büyük bir şans diyorum. Zira bu gelişin sonunda cennet var, cennet ehli olmak ve ebedi saadete ulaşmak var sevgili yavrum.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp