Fırtınanın ardında ne vardı?

Fırtınanın ardında ne vardı?


Kadın ellisinde ya var ya yoktu. Eğitimle ilgili bir toplantıya katılmak için evinden erken saatlerde çıkmış, yol boyunca toplantının içeriğini ve burada sarf edeceği ifadeleri düşünmüştü. Bu düşüncelerle ilerken vaktin nasıl geçtiğini hiç anlamadı, içeri hızla girdi ve toplantı salonuna çoktan gelmiş olan hemcinsleri ile karşılaştı. Kendisine ayrılan yere otururken gözleri konuşma halinde olan hanımlardaydı. Nedense yüzü birden asılmıştı. Öfkesi bütün yoğunluğu ile kabarmış ve etrafına nefretle bakmaya başlamıştı. Kadın anlam veremiyordu, neden kendisini ayakta karşılamamışlardı, neden hâl hatır sorup ilgi göstermemişlerdi, neden yıllardır yaptığı eğitim hizmetlerinden söz etmemişlerdi. Nasıl olurdu da onu sıradan bir kişi gibi karşılar ve ilgisizliğe terk ediverirlerdi. Kadın olup bitenlere bir mana veremiyor etrafındaki hanımlara öfke ile bakıyordu.

 

Kadın soğuk ve mesafeli bir aile ortamında büyümüştü. Katı yürekli bir babaya, otoriter bir anneye sahipti. Çocuk denecek yaşta büyük sorumluluklar üstlenmiş ailenin yükünü taşıyabilmek için büyük çaba sarf etmişti. Fakat anne baba onun bunca fedakârlığına karşın bir kere de olsa takdir etmemiş, yaptığı işin önemine vurgu yapmamışlardı. Evlenip evden çıkıncaya kadar onların sevgi ve ilgisini büyük bir hasretle beklemiş fakat her seferinde elleri boş geri dönmüştü.

 

Kadın 25’inde evlendiğinde bütün ümitlerini eşine bağlamış ve ihtiyaç hissettiği sevgi ve ilgiye ulaşabileceğini ümit etmişti. Fakat hiçbir şey beklediği gibi olmadı, eşi de tıpkı babası gibi katı kuralları olan ve sevgisini eşinden ve çocuklarından esirgeyen bir kişiydi. Kadın ümidini tamamen kaybetmiş ve evinin bir odasını kütüphaneye dönüştürüp vaktin çoğunu okuyarak geçirmeye başlamıştı. Uzunca süren bir yolculuğun ardından üniversiteye kadar okumuş, iki çocuğunun bakımından artakalan vakitlerde vakıf ve derneklerde eğitim hizmetleri vermeye başlamıştı. Kadın artık kendini aştığını ve kendi yağı ile kavrulabileceğini düşünüyordu fakat bu hiçbir zaman gerçekleşmedi. Kadın çocukluğundan beri yaşadığı sevgi ve ilgi açlığını etrafındaki kişilere hep yansıttı.

 

Kadın aynı gün içeri girdiğinde kendisini donanımlı bir asker gibi hissetmekteydi. Ancak sürekli şekilde sümenaltı yaptığı ilgi ihtiyacı ortaya çıkınca her şey ters yüz oldu. Kadın kendini yenilgiye uğramış hissetti ve etrafındaki insanlara yerli yersiz bağırmaya başladı. Önce elini masaya vurdu ve “ayıp değil mi bunca yoldan geliyoruz insan şu masaya bir bardak su koymaz mı” diye çıkıştı. Genç arkadaşlardan biri hemen kalktı ve bir bardak su getirdi. Fakat kadını durdurmak mümkün olmadı, bir konuda tartışan hanımlara dönüyor ve bu konuya bu kadar sığ bakılmaz neden kendinizi yetiştirmiyorsunuz diyor, oturumu yöneten hanıma dönüyor burada eğitime hizmet vermiş insanlar da var onların fikirlerine daha fazla yer vermelisiniz diyor, onu diyor bunu diyor ve suyu sürekli bulandırıyordu. Kadın oturumun sonuna doğru sessizliğe büründü, yüzünü astı ve daha tek kelime dahi etmeden programdan çıktı.

 

Kadın sevgi ve ilgi açlığını gidermek için bitmek bilmeyen bir yolculuğa çıkmıştı fakat ne ihtiyacı olan sevgiye ulaşabilmiş ne de kendi yağı ile kavrulabileceğinin farkına varabilmişti. Kadın artık yorulmuş ve bu açlığı hiçbir zaman gideremeyeceğine inanmıştı. Oysa ihtiyacı olan kaynak yüreğinde, inanç ve değerlerinin çekirdeğinde saklıydı. İman, teslimiyet ve takva ile bu açlığı pekâlâ giderebilirdi ancak sahip olduğu kaynakların içeride değil dışarıda olduğuna inanmıştı o yüzden arayışları hiç bitmiyordu.

 

Bir söz:

 

“Tıp kitaplarında yazmaz ama sizi bilerek üzen yoran insanlarla iletişimi kesmeniz de ömrü uzatır.” (Dr. Nowzaradan)

Google+ WhatsApp