Fırsat geçsin; Ekşi-Çölaşan-Özdil ile birlik olup, AK Parti’ye saldırmaz mı?

Fırsat geçsin; Ekşi-Çölaşan-Özdil ile birlik olup, AK Parti’ye saldırmaz mı?


“Bunlar analarını da satarlar” diyen başyazarı Oktay Ekşi’ye tek kelime edemeyen.

Patrondan gelecek cukkalar hatırına, AK Partililere de AK Partililerin analarına da yapılan küfüre tepki veremeyen..

Fatih Altaylı gibi dindar kızların başındaki örtüyü küfür eden adamla, bir müftü çocuğu olarak aynı gazetede yazma ilkesizliğine imza atan..

O Altaylı ile kıldan tüyden konularda tartışan, ama başörtü üzerinden tek tartışma yapmaya cesaret edemeyen..

Bekir Coşkun dindar erkeklere de kızlara da  ahlaksızca saldırırken, o saldırıların yapıldığı gazetenin bir başka sayfasında yazı kaleme alıp, onunla aynı patrondan maaş almayı içine sindiren..

Emin Çölaşan gibi, bu ülkede ne kadar alnı secdeli insan varsa, hepsine düşman olan bir laikçi ile benzer sayfalarda aynı patrona hizmet eden..

AK Partili seçmenlere, dindar oldukları için, “bidon kafa” deme alçaklığını gösterebilen Yılmaz Özdil ile daha düne kadar aynı gazetede yazan..

Hepsinden önemlisi..

Eğer AK Parti’nin başına bir şey gelirse..

Allah korusun, Tayyip Erdoğan’ın ayağına bir taş değerse..

Küçücük bir tökezlemede..

Küçücük bir sendelemede..

Oktay Ekşi’sinden Emin Çölaşan’ına kadar, Bekir Coşkun’undan Yılmaz Özdil’ine kadar..

Ne kadar dindar karşıtı adam varsa, aynı gazetede buluşup, “Nerede kalmıştık” diyerek, AK Parti ve dindar siyasetçi düşmanlığı yapmaktan çekinmeyecek olan Ahmet Hakan..

Gazetecilik hayatında yarım asırdır elif gibi dimdik durmuş Abdurrahman Dilipak ağabeye, “Not al bunları Dilipak” diye seslenmiş..

Devamında da AK Partili kadınların, Abdurrahman Dilipak hakkında suç duyurusunda bulunmaya başladıklarını, Dilipak’ın konuyla ilgili olarak yaptığı son hamlede, sosyal medyada 28 Şubat günlerinde başörtüsü mücadelesi nedeniyle yargılandığı duruşmada çekilmiş bir fotoğrafı paylaştığını aktarmış

“Dilipak, bu fotoğrafı ortaya sürerek... ‘Ben sizi savunmuştum, şimdi sizin bana yaptığınıza bakın’ demek istiyor”muş..

Her şeye maddiyat ve menfaat gözü ile bakarsanız..

Tüpçü dediğiniz adam, patronunuz olduğunda göklere çıkarırsanız..

Başkalarını da kendiniz gibi sanırsınız..

Patronunuz Hilton ile ilgili imar planı değişikliği isteyip, Emekli Sandığı’ndan 1’e aldığı  arsanın değerini bir çırpıda 4’e çıkarma operasyonunu hayata geçirdiğinde gelen “niye yazmıyorsun” eleştirilerine, “Tüh ya.. Bu imar işlerinden de ben hiç anlamam” diyen kişi, başkalarını da kendisi gibi yanar döner sanıyor..

Sanki Dilipak, İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirirken, patronunun veya bir yakınının menfaatini gözeterek yazı kaleme almış da..

İstanbul Sözleşmesi ile ilgili yazdığı yazılar sebebi ile gelen eleştirileri cevaplarken de başörtülülere; “Ben sizin haklarınızı savunmuştum. Bana sahip çıkın” hatırlatması yapıyormuş..

 Dilipak, 28 Şubat zulmü sürerken de başörtülü kızları Allah rızası için savundu..

Bugün İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirirken de Allah rızası için hareket etti..

Ne 28 Şubat’ta durduğu noktada, kendisinin maddi bir menfaati vardı..

Ne de bugün..

Durduğu noktada, kendisinin şahsi bir menfaati var..

A. Hakan’ın saydığı hususları not etmesi gereken biri varsa, o da kendisidir..

Hani belki A. Hakan, şu mankenle gezmek için, bu barda, pavyonda kız tavlamak için kendi kimliğinden vazgeçip, dindar insanlara alçakça hakaretler edecek kadar (Açın bakın, akit hakkında geçmiş tarihlerde ne kadar seviyesiz, ne kadar haince hakaretlerde bulunmuş) yoldan çıkabilir ama..

Davasına inanmayan hiç kimse, Allah rızası için hareket etmeyen hiç kimse, başörtülülerin hakkını savunacağım diye, idam cezası talepli eylemlere soyunmaz..

A. Hakan, patronu ile Ramazan günü yat gezisi yapma uğruna, akit’e saldırmayı kendisine görev kabul edebilir..

Ama, AK Parti’ye bir abileri olarak tavsiyede bulunan Abdurrahman Dilipak da akit’teki diğer yazarlar da üç kuruşluk dünya menfaati için, haktan zerre miskali taviz vermezler..

AK Partili kadınlara da bir çağrım olsun..

Bakınız, sizleri yanıltarak, Dilipak’a karşı tahrik ederek, o suç duyurularını yapmaya mecbur bırakmak isteyenlere..

Ne kadar zigzag çizdiklerine bir bakın..

Daha düne kadar, Tayyip Erdoğan için yazdıklarına bakın..

Kendisinin yazdıkları bir yana, birlikte hareket ettiği adamların yazdıklarına bakın..

Bir de..

Sizi suç duyurusu yapmaya tahrik ettikleri Dilipak’ın bugün ve dün, sizler için yaptığı fedakarlıklara bakın..

Tüm AK Partili kadınlara, en alçak hakaretleri yapan aynı gazetedeki kalemdaşlarına bugüne kadar tek kelime edemeyen bu ilkesizlerin oyununa gelmeyin..

Suç duyurusundan korktuğum için değil..

O suç duyurusu aynen 312 general davası gibi, tarihe geçeceği için..

 Yapacağınızı söylediğiniz o suç duyurusunun, hiçbir kıymeti harbiyesi yok. Hatta açık söyleyeyim, size yönelik bir ifade olmadığı için, lehinize karar çıkacağı da yok..

İlk sorulacak şey: “Affedersiniz, siz AK Parti içindeki, akepeliler misiniz?” olacaktır..

“Evet, biz “AK Parti içindeki akepelileriz” derseniz. Şikayet hakkınız olur..

Bunu da hiçbirinizin diyeceğini sanmam..

Yol yakın iken, bu yanlıştan dönün..

Adlarınızı, aynen 312 generalin yaptığı vahim hatadaki gibi, tarihe olumsuz sıfatlarla geçirttirmeyin..

Google+ WhatsApp