“Filozoflar kral, krallar filozof olmalı”!

“Filozoflar kral, krallar filozof olmalı”!


“Filozoflar kral, krallar filozof olmalı”!

 

 

“Filozoflar kral, krallar filozof” olduğu zaman dünyanın kusursuz bir duruma geleceğini söyleyen meşhur Atinalı filozof Eflatun’a, insanoğlunun en şaşırtıcı yanlarını sormuşlar.

Eflatun tek tek sıralamış:

“Çocukluktan sıkılırlar ve büyümek için acele ederler. Ama büyüyünce çocukluklarını özler, geri dönmek isterler...

“Para kazanmak için durup dinlenmeden çalışır, bu uğurda sağlıklarını yitirirler. Sonra, yitirdikleri sağlıklarına tekrar kavuşmak için, eskiden sağlıklarını kaybetme pahasına kazandıkları tüm paralarını doktora, ilâca, kaplıcalara, tatillere yatırırlar...

“Yarınlarından öyle derin endişeler duyarlar ki, bugünü yaşamayı unuturlar. Dolayısıyla hem bugünü, hem de yarını kaçırırlar…

“Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar, ancak hiç yaşamamış gibi ölürler...

Sıra gelmiş ikinci soruya: 

“Peki Üstad, bu konularda siz ne öneriyorsunuz?”

Bilge yine tek tek sıralamış:

“Kimseye kendinizi sevdirmeye kalkışmayın! Yapılması gereken tek şey, kendinizi sevdirmeye çalışmak değil, sevilecek biri olmaya çalışmaktır...

Ekledi:

“Çok şeye sahip olduğunuzda değil, az şeye ihtiyaç duyduğunuzda mutlu olursunuz.

Haklı mı dersiniz?..

Gerçekten de çok şeyimiz var, ama mutsuzuz…

“Devr-i Saâdet” dediğimiz Peygamber-i Âlişan döneminde yaşayanların ise çok az şeyleri vardı, ama çok mutluydular.

Varlık bazen mutsuzluk kaynağı olabiliyor!

Ne demişti Eflatun: “Çok şeye sahip olduğunuzda değil, az şeye ihtiyaç duyduğunuzda mutlu olursunuz.”

Eflatun’un bu yaklaşımı, Bediüzzaman’ın şu tespitleriyle ne kadar da örtüşüyor:

“Bedevilikte (eski dönemlerde) beşer, (insanlık) üç-dört şeye muhtaç oluyordu (İnsan yaşamak için üç-dört zaruri şeye ihtiyaç duyuyordu). O üç dört hâcâtını(ihtiyacını) tedârik etmeyen, on adette ancak ikisi idi (toplumun ancak yüzde yirmisi zaruri ihtiyaçlarını karşılayamazdı). Şimdiki Garp Medeniyet-i zâlime-i hazırası (zalim Batı Medeniyeti), sû-i istimalat (kötü kullanım) ve isrâfât (gereksiz harcamalar) ve hevesat-ı tehyic (heyecan-coşku) ve havayic-i gayr-i zarûriyeyi,(yaşamak için gerekli olmayan şeyleri), zarûrî hâcâtlar (mutlaka gerekli ihtiyaçlar) hükmüne getirip; görenek ve tiryakilik cihetiyle, şimdiki o medenî insanın tam muhtaç olduğu dört hâcâtı yerine yirmi şeye bu zamanda muhtaç oluyor.”

Bu yüzden de mutsuzluk kol geziyor.

Aslında formül belli: Çok şeye sahip olduğunuzda değil, az şeye ihtiyaç duyduğunuzda mutlu olursunuz...

Örnek de ortada: Devr-i Saâdet…

İnsanların çok az şeyleri vardı, ama devir “Saâdet Devri”ydi.

O günlere nispetle çok şeyimiz var, ancak mutsuzluk kol geziyor.

Depresyon, panik atak, uyuşturucu…

“Nasıl kurtuluruz?” sorusunun cevabı, Devr-i Saâdet Modeli”nde saklı. 

Galiba yeni bir “Yürek İnkılâbı”na muhtacız! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp