Filistinli esirlerin “açlık grevi” kararı

Filistinli esirlerin “açlık grevi” kararı


Siyonist işgal rejimi Filistin topraklarında işgalcidir ve gayri meşrudur. Dolayısıyla bu işgalin son bulması için verilen mücadele de meşru bir bağımsızlık ve hak savaşıdır. O yüzden bu savaşta işgalciler tarafından her ne şekilde olursa olsun ele geçirilen ve özgürlükleri kısıtlanan insanlar savaş esiri hükmündedir. 

 

Bugün işgal zindanlarında tutulan Filistinlileri, işgalci siyonist rejim “mahkûm” olarak nitelendirse ve onun verdiği bilgileri, kullandığı literatürü esas alan medya organları da bu isimlendirmeyi kullansa da, hukukun bizzat kendi mantığına ve uluslararası anlaşmalara göre bu insanların “esir” olarak tanımlanması gerekir. Çünkü işgalcinin yargı mekanizmasının, kendi öz yurdunu savunan ve oradaki işgale son vermek için mücadele eden insanları yargılama ve “mahkum” etme hakkı yoktur. Bu konuda da en mükemmel tavrı sergileyen kişi işgal mahkemesinde yargıcın önüne çıkarıldığında, “bu mahkeme beni yargılayamaz, çünkü bu mahkeme meşru bir yönetimi değil gayri meşru işgali temsil etmektedir” diyerek ifade vermeyi kesin bir şekilde reddeden Şeyh Ahmed Yasin olmuştur. 

 

İşgal zindanlarındaki Filistinli esirler normalde zaten çok kötü şartlarda tutulmaktadırlar ve “hapishane” olarak nitelendirilen mekanları esir kamplarından daha kötü durumdadır. 

 

Ancak Gilboa Hapishanesi olarak isimlendirilen zindandan İslami Cihad Hareketi’ne mensup 6 esirin, Özgürlük Tüneli olarak isimlendirilen bir tünel kazarak kaçması olayından sonra işgal rejiminin esirlere yönelik baskı ve şiddet uygulaması daha da arttı. Esirlerin daha önce uzun süreli mücadelelerle elde ettikleri hakların neredeyse tamamı geri alındı. 

 

En başta aile fertlerinin ziyaretlerine çok büyük kısıtlamalar getirildi. Telefonla görüşme imkanları çok kısıtlandı. Gündelik olarak koğuşlardan açık alana çıkma şeklindeki “havalanma” süresi ve havalanmaya çıkabilecek esir sayısı iyice azaltıldı. Kantinden alışveriş imkanları ellerinden alındı. Esirler çoğu zaman cezaevinin yemeklerini yemekte zorluk çektiği için ihtiyaçlarını kısmen kantinden aldıkları yiyeceklerle gideriyorlar. Özgürlük Tüneli ile kaçmayı başaran esirlerin bu tüneli kaşıkla kazmasını bahane ederek, metal kaşıkların ve esirlerin koğuşlarda yemek pişirmede kullanabilecekleri metal aletlerin sokulmasını engellemeye başladılar. 

 

Buna ek olarak gardiyanların ve cezaevi görevlilerinin baskı ve şiddeti arttı. Gece baskınlarını, saldırıları, hakaretleri ve daha başka kötü muameleleri iyice artırdılar. Bu çirkin muamelelerden kadın esirler de ciddi şekilde etkilenir oldu. 

 

Hücre hapislerinde artışlar oldu. Cezaevi görevlileri esirleri tamamen keyfi olarak veya basit gerekçelerle günlerce hatta haftalarca bazen de aylarca tek kişilik hücrelere kapatmaya başladılar. 

 

Bunun dışında da son derece vahşice, insanlık dışı muamelelerini belirgin bir şekilde artırdılar.

 

Bunun üzerine esirler direniş hareketlerinin temsil komitelerini dağıtarak, “Esirler Hareketi” adıyla ortak bir hareket oluşturup birlikte mücadele vermeye başladılar. Bunun için önce duruşmalara çıkmama kararı aldılar. Ardından zaman zaman koğuşları kapatma ve teftişe çıkmama, bazı şeyleri boykot etme gibi birtakım eylemler gerçekleştirdiler. 

 

Bütün bu eylemler karşısında işgal yönetimi bazı konularda geri adım atmayı kabul ettiyse de, kabul ettikleri reddettiklerinin yanında çok basit kalıyordu. 

 

Bundan dolayı Esirler Hareketi’nin oluşturduğu Ulusal Yüksek Komite, 25 Mart 2022 tarihinde toplu açlık grevi başlatmaya karar verdi. Bu greve tüm direniş hareketlerinin esirleri destek veriyor ve eylem sadece belli bir oluşumun değil tüm oluşumların ortak eylemi olacak. Ancak başlangıçta bütün esirler katılmayacak. Bütün direniş hareketlerinin esirlerinden belli sayıda esirle başlanacak ve bu yolla esirlerin ızdırabına dikkat çekilmeye, Filistin sokağının daha aktif bir şekilde harekete geçirilmesine çalışılacak. İşgal rejiminin inatçı tutumunu sürdürmesi durumunda ise grev genişletilerek sürdürülecek.

Google+ WhatsApp