Fikir ve zikir

Fikir ve zikir


Fikir ve zikir

 

 

Allah’ın büyüklüğünü, bir tek, eşsiz ve benzersiz oluşunu, her türlü kemalin, övgüye değer sıfatların kendine mahsus bulunduğunu, güzel isimlerini.. dile getirerek O’nu zikrediyoruz.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Namaz en önemli zikirdir, onu kılmaya çalışıyoruz. Zihinlerde ve uygulamada büyük karışıklıklar var, “kim büyük”, “ne önemli”, “araç ne, amaç ne” sorularının cevabı mümine yaraşır açıklık, seçiklik ve aydınlık içinde değil. Bu sebeple namaza başlarken ve bir parçasından diğerine geçerken “tekbir” zikri yapıyoruz, kurban bayramında Arafe günü sabah namazından başlayıp dördüncü günün ikindi namazına kadar teşrık tekbirlerine devam ediyoruz; ediyoruz ki büyükle küçüğü, önemli ile önemsizi, araç ile amacı biribirine karıştırmayalım, dünyada işimizin ne olduğunu unutmayalım, kalıcıyı geçiciye feda etmeyelim...

Bu vesile ile büyük Gazzâlî’nin İhya isimli eserinden, müminin önceliklerini hatırlatan ve kafa karışıklığını gidermede ilaç gibi etki yapan bir hikmeti -iftarlık olarak- takdim etmek istiyorum:

İslam büyüklerinden Şakik el- Belhî, öğrencisi Hatem el-Asamm’e soruyor:

-Benden otuz üç yıldır ders alıyorsun, neler öğrendin bakalım?

-Sekiz mesele öğrendim.

-Allah Allah, ömrüm seninle geçti, yalnızca sekiz mesele mi öğrendin?

- Hocam yalan söyleyemem, evet yalnız bunları öğrendim.

-Peki, söyle bakalım, neymiş bunlar?

- 1. İnsanların sevdikleri şeylerin onlarla ancak kabre kadar beraber olduklarını, orada kendilerini yalnız bıraktıklarını gördüm; ben mezara kadar ve ondan sonra benimle olacak güzel şeyleri (amelleri, hayırları, ibadetleri) sevdim.

2. Nefsin arzularını kontrol edenlerin cennete gideceklerini bildiren âyeti okuyunca olanca gayretimi bu noktada topladım, sonunda nefsim Allah’a itaatta karar kıldı.

3. İnsanların değer verikleri şeylerini kaldırıp koruduklarını gördüm, “Sizdekiler bitip tükenir, Allah katında olanlar ise kalıcıdır” mealindeki âyeti okuyunca en kıymetli varlıklarımı Allah’a yönelttim, O’nun rızasına tahsis ettim.

4. İnsanların servet, mevki, soy sop ile değer kazanmaya çalıştıklarını gördüm, halbuki Allah Teâlâ kendi katında en değerli olanın en fazla sakınan (takvâ içinde yaşayan, güzel ahlak sahibi) kimse olduğunu bildirmişti, ben de değeri takvâda aramaya ve bulmaya yöneldim.

5. İnsanların biribirine karşı çeşitli kötü davranışlarının temelinde hasedin (çekememezliğin) bulunduğunu tespit ettim; oysa Allah “İnsanların geçimliğini, dünyadan alacağı payı biz bölüştürdük” buyuruyordu; bunu idrak ederek hased derdinden kurtuldum.

6. İnsanların kavgalarının şeytan tarafından kızıştırıldığını farkettim, Allah’ın buyurduğu üzere şeytanı düşman bildim ve insanlara düşmanlık etmekten kurtuldum.

7. Halkın rızık peşinde koşarken bazan zillete ve harama düştüklerini gördüm, halbuki Allah, yeryüzündeki bütün canlıların rızkını vereceğini vaad etmişti, “ben de bu canlılardan biriyim” diyerek rahatladım, rızık kaygısı ile yanlış yollara sapmadım.

8. Görüm ki insanlar yaratılmışlara dayanıyor, onlara güveniyor; Allah ise “kendine dayanıp güvenenlere yeter olduğunu” bildiriyor; ben de O’na güvendim, O’na dayandım, O bana yeter.

Öğrencisini dinleyen Şakik şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Allah seni yolunda başarılı ve daim kılsın. Ben bütün dinlerin bilgisini elde etmeye çalıştım ve gördüm ki bütün dindarlık ve iyilikler bu sekiz temelin üzerinde kurulmuştur.”

Bizim ahlakımız, kültürümüz, medeniyetimiz işte bu maneviyata dayanmaktadır. İnsanlara zulmederek -belli fert ve gurupların mutluluk sandıkları- durumları elde etmeleri için kullanılan güce erişmeyi “ilerleme” olarak değerlendiren ve müslümanların -bu bakımdan- geri olduklarını söyleyenlerin, “ileri-geri” kavramı üzerinde bir daha düşünmeleri dileğiyle bereketli iftarlar diliyorum.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp