Feyruz ve Macron

Feyruz ve Macron


1 Eylül; yâni Lübnan’ın Bağımsızlık Günü’nde Beyrut’da dikkât çeken bir gelişme yaşandı. Fransız lider Macron, uzun zamandır ekonomik ve siyâsal istikrarsızlıklar içinde kıvranan ve Beyrut limanında yaşanan son patlamanın sarsıcı tesirleri tazeyken, bu “mânâlı günde” Lübnan’a ikinci defâ çıkarma yaptı. Mutantan bir ziyâretti bu. Çarpıcı olan, Macron’un senelerdir kendisini medyaya kapatmış olan Arap dünyâsının ikonik şarkıcısı olan Feyruz’u evinde ziyâret etmesiydi. Bu sûretle seneler sonra dünyâ ve Arap kamuoyu Feyruz’un son hâlini ziyâret esnâsında çekilen fotograflar vesilesiyle görmüş oldu. Tabiî ki bu Fransa’nın attığı son derecede akıllı bir adım, bir PİAR çalışmasıydı.

1 Eylül 1946’da Fransız sömürgesi olmaktan “kurtulan” Lübnan, birbiriyle çatışma hâlinde bulunan sayısız dinsel topluluktan mürekkep bir sözüm ona ulus olarak târih sahnesine çıkmıştı. 1960’ların sonlarına kadar Fenikeli ortak geçmiş efsânesine dayalı olarak nispeten bir istikrar tutturmuş; bir finansal merkez olarak zenginliğin, refâhın, levant tarzı tüketimin kalesi olarak boy göstermişti. Coğrafî konumu, denizi, güneşi, nefis iklimi, sedir ormanlarıyla Beyrut dillere destandı. İşte bu belle epoque Lübnan’ını sanatsal kültürel plânda taçlayan bir kişilik olarak temâyüz etti Feyruz. Süryânî kökenli fâkir bir âileden geliyordu. Güzel ve içli bir sesi ve tarzı vardı. Mısırlı Ümmü Gülsüm’den sonra hiç tartışmasız Arap müziğinin en üst düzey ikonu oldu. Utangaçlığı, fâkirlik içinde geçen çocukluğundan kalmaydı. Ümmü Gülsüm kadar aristokratik davranışlara sâhip değildi. Ama medya ile arasına dâima bir mesâfe koymayı biliyor, çok az konuşuyor, bu sûretle de varlığına gizemli bir hava katıyordu. Hristiyanı, Müslümanı, Dürzisiyle milyonlarca dinleyicisi sokakta, ulaşım vâsıtalarında, radyo, televizyon, plân ve kasetlerde onu taparcasına dinliyordu.

Şahsî zevkım îtibârıyla, doğrusu Osmanlı mûsıkisinin dışında bir mûsıkîyi dinlemekte zorlanırım. Gençliğimde iyi bir Batı mûsikisi dinleyicisiydim. Daha sonra Osmanlı mûsıkisine döndüm. Bunun istisnâsı ise Hint mûsıkisine duyduğum alâka oldu. Arap mûsıkisi ise hep dışarıda kaldı. Bu işin kompetanı olan kıymetli kardeşim ve meslektaşım Prof. Dr. Nâmık Sinan Tûran’dan işittiklerim ve kendisinin arşivini bana açmasıyla bir miktar vakit ayırıp Ümmü Gülsüm ve Feyruz’u dinledim. İtiraf etmeliyim ki, zevk alamadım. Ne Ümmü Gülsüm ne de Feyruz benim gönlüme dokundu. Bana göre her ikisi de okuyuş ve ses olarak bir Merâl Uğurlu’nun yanına bile gelemezler. Ama bu benim zevkim. Çok da mühim değil. Feyruz’un bendeki değil, Araplar’da uyandırdığı tesiri veri almak iktizâ eder.

1970’lerden sonra Lübnan’ın içine düştüğü iç savaşlar ülkeyi yakıp yıktı. Fransız siyâsal mühendisliğinin eseri olan; Lübnanlıları kıymık kıymık bölen siyâsal yapısı buna dayanamadı. (Bizde “demokratik özerklik” peşinde koşan ve bunu istikrârın altın anahtarı gibi pazarlayanların Lübnan’a iyi bakması lâzım). Feyruz ise bu karanlık devirde, sâdece Lübnan’a yakılmış bir ağıt olmakla kalmadı; umudun neredeyse biricik odağı hâline geldi. Artık Lübnanlılar pamuk ipliğine bağlı olan Lübnan’ın birliğine dâir umudun tek dalı olarak onun şarkılarına tutunuyorlardı. İç savaş sonrasında sağlanan “barış” son derecede kırılgandı. Evet savaş bitmişti bitmesine ama topluluklar birbirinden alabildiğine ayrışmışlar, gettolarına kapalı olarak hayâtlarını devam ettiriyorlardı. Tabiî ki Feyruz’un gönlünden geçen bu değildi. Yaşlanıyordu; içine kapandı ve gizemli bir hayat sürmeye başladı.

Nihâyet, uzun senelerden sonra Macron’u ve onun verdiği nişanı kabûl ederek profil verdi. Kanâtimce hayatının hatâsını yaptı. Lübnan’dan çekilirken, kontrolünü devâm ettirmek için istikrarsızlığın tohumlarını eken, hâlâ Afrika’nın kanını emmeye devâm eden Fransa’nın bu kalitesiz siyâsetçisini kabûl etmek yerine, onu kibâr, lâkin metaforlarla bezeli okkalı bir konuşmayla reddetseydi çok daha tesirli olmaz mıydı? Bu Feyruz’u büyütür; birlik umutlarını yeşertirdi. Kim bilir bu teklifle karşılaştığında içinden neler geçti? Sâbık Fransa Kültür Bakanı Jack Lang idi Feyruz’un küresel olarak tanınmasına katkıda bulunan. Fransa’ya gidip Lang’ın elinden nişan almış olmasını da yadırgamıştım. Ama es geçmekte bir beis görmemiştim. Ama Macron’un ziyâreti farklı. Bunun ihmâl edilir bir tarafı yok. Ufak tefek bedenine rağmen karizmatik bakışlarıyla hep dik duran, magazinel ucuzluklardan kaçınan Feyruz’a, Macron karşısında ezik bakışlarla poz vermek yakıştı mı? Kanâtimce hayır, asla… Yazık, ama çok yazık etti…

Google+ WhatsApp