Fesi bırakıp püskülüyle oynamak

Fesi bırakıp püskülüyle oynamak

Millî Eğitim Bakanlığı bir eğitim reformu üzerinde çalışıyor. Maarifimizi uzun zamandır pençeleştiği şifa bulmaz kronik hastalıklarından kurtarmak için girişilen ıslah denemeleri zincirine yeni bir halka daha ekleniyor!.. Bir yandan içimizde yeni bir ümit yeşersin istiyoruz: Bu sefer hakikaten bir şeyler düzeltilebilir mi? Öte yandan o kadar çok başarısız

Fesi bırakıp püskülüyle oynamak

 

Millî Eğitim Bakanlığı bir eğitim reformu üzerinde çalışıyor.

Maarifimizi uzun zamandır pençeleştiği şifa bulmaz kronik hastalıklarından kurtarmak için girişilen ıslah denemeleri zincirine yeni bir halka daha ekleniyor!..

Bir yandan içimizde yeni bir ümit yeşersin istiyoruz: Bu sefer hakikaten bir şeyler düzeltilebilir mi?

Öte yandan o kadar çok başarısız ıslah denemesi gördük ki artık reform çabaları, yaralarımızı kanatmaktan başka işe yaramıyor.

Eğitimin toplumu bugün bulunduğu yerden daha iyi bir noktaya taşımanın anahtarı olduğu noktasında hemen herkes hemfikir.

Peki o zaman problem ne?

En başta da siyasetçiler olmak üzere herkes eğitimde başarıyı arttırmak istediği halde neden bu bir türlü olmuyor?

Neden eğitimimizi diğer ülkelerle kıyaslayan tablolarda adımızı hep en altlarda buluyoruz?

Ülke bütçesinden en yüksek payı ayırdığımız, yeni eğitim fakülteleri açtığımız, derslik sayısını arttırdığımız, ders kitaplarını bedava dağıttığımız halde neden çocuklarımızın önemli bir kısmına -mesela okuduğunu anlamak gibi- en temel becerileri kazandıramıyoruz?

Neden eğitim ile ilgili tüm çabalarımız, yüzme bilmeyen bir kimsenin boğulmamak için suda umutsuzca çırpınmasına benziyor?

Çocuklarımızın birçoğu doğru düzgün okuyamıyor, yazamıyor, düşünemiyor ve hepsinden daha önemlisi, onlardan beklediğimiz temel ahlaki davranışları sergileyemiyorlar.

Burada sormak lazım: “Temeli” sağlam olmayanlar sadece çocuklarımız mı?

Yoksa okullarımız, tefessüh eden toplumun yansıdığı aynalar mı?

Önce iğneyi kendimize batırıp, acı gerçeği eğip bükmeden dile getirelim: Toplum olarak sağlam olduklarını var saydığımız temel değerlerimizin bir kısmının yerinde yeller esiyor.

Eğitim toplumun geri kalanından bağımsız, izole bir alan değil. Eğitim aynasından yansıyanlar, aslında toplumun hastalıklarından ibaret.

Mesela en temel değerlerden olduğu şüphe götürmez olan “yalan söylememek” hayatımızda karşılığı olmayan bir erdem! Hatta “yalan” hayatımızın rutini!

Ne işe gitmemek için hasta olmadığı halde rapor alan öğretmen yalan söylemekten rahatsız oluyor, ne ona sahte rapor veren doktor.

Ne aslı astarı olmayan vaatlerle ve rakiplerine üstünlük sağlamak için ortaya attığı iftiralarla ikbal arayan siyasetçi insanları kandırdığı için huzursuz, ne o siyasetçilerin yalanlarını köpürten gazeteciler.

Ne ihalelerde sahte yan teklifler isteyen bürokratın içi sızlıyor ne o sahte teklifleri veren iş adamlarının ne de tüm evrakın düzmece olduğunu bile bile seslerini çıkartmayan müfettişlerin.

Ne intihal yaparak profesör olmuş akademisyenin vicdanı kanıyor, ne o profesörün sınavlarında kopya çekmeyi marifet sayan öğrencilerin.

Bu kokuşmuş, bu tefessüh etmiş toplum, nasıl olacak da sağlıklı bir eğitim sistemi inşa edecek?

Çıkarlarımız söz konusu olduğunda kendimiz ne kul hakkı ne insan hakkı tanırken, gözlerimizin içine bakarak yetişen çocuklarımızın hakkı gözeten, harama el uzatmayan, empati kabiliyeti gelişmiş, başkalarının hukukuna saygılı kişiler olmasını bekleyebilir miyiz gerçekten?

Kanaatimce asıl sorulması gereken sorular bunlardır.

Önümüzde bu devasa problem öylece dururken derslik sayısıyla, kitapların kâğıt kalitesiyle, okuma süresiyle uğraşmak, ders saatlerini ileri geri çekmek, okullara kodlama dersi koymak gibi girişimler bana biraz “fesi bırakıp püskülüyle oynamak” gibi geliyor.

Gelecek nesillerin bugünkülerle aynı maluliyetleri taşımaması için tüm entelektüel kapasitemizi kullanarak sıkı tedbirler almak zorundayız.

Sağlıklı şekilde alınabilseler bile bu tedbirlerin neticelerini uzun yıllar sonra görebileceğimizi de kabullenmemiz gerekiyor. Çok iyi düşünülmüş on yıllık, yirmi yıllık, elli yıllık, yüz yıllık planlara, yol haritalarına ihtiyacımız var.

Bir toplum mühendisliği çabasından, toplumu ideolojik olarak formatlamaktan bahsetmiyorum.

Her toplum kesiminin üzerinde uzlaşacağı, doğruluk, dürüstlük, sözünde durma, başkalarının hakkına/hukukuna riayet, empati gibi değerleri toplumsal seviyede içselleştirmek için elbirliğiyle atılacak adımlardan bahsediyorum.

Bu adımları atabilirsek, belki eğitim sistemimizin ıslahında gerçekten mesafe almaya başlayabiliriz.

 

 

 

Salih Cenap Baydar - Karar

Google+ WhatsApp