Fedakâr Mehmedcik

Fedakâr Mehmedcik


Fedakâr Mehmedcik

 

 

Çoğumuz imanlıyız çok şükür, bunda kuşku yok. Ama acaba kararlı mıyız, azimli miyiz, fedakâr mıyız, mert miyiz?..

Kısacası, Çanakkale Zaferi’ni kazanan insanlardan gibi miyiz?

Küçük bir örnek…

Diyarıbekir’in (Diyarbakır) fakir bir köyünden gelen Kürt Memo (Mehmed), Temmuz sıcağında bile sırtından çıkarmadığı kırk yamalı kaputuyla savaşıyor, devletinden elbise istemeyi kendine yediremediğinden hiç sesini çıkarmıyordu…

Bir gün Yüzbaşısı durumu fark edip yaz geldiğini, kaputu çıkarmasını isteyince, hiç renk vermedi:

“Böyle iyiyim Kumandanım” dedi, “Bu kaputun her yaması şehit kardeşlerimin elbisesinden alınmadır. Beni hem gâvurun mermisinden koruyor, hem de soğuktan…”

“Ama hava ısındı” diye üsteledi Yüzbaşı, “yaz günü de kaputla savaşılmaz ki…”

“Ziyanı yok Kumandanım, siz gönlünüzü ferah tutun, ben böyle daha iyi savaşıyorum.”

Yüzbaşı, Memo’yu henüz çözememişti: “Çıkar oğlum şu kaputu sırtından” dedi, “arkadaşların gibi sen de elbiseyle savaş.”

“Müsaadenizle Yüzbaşım, kalsın.”

Yüzbaşı kızmaya başlamıştı: “Çıkar dedim mi çıkaracaksın, ben senin kumandanınım.”

Memo, kurtuluş olmadığını görünce, kimseyle paşlaşmadığı sırrını Yüzbaşı’ya fısıldamak zorunda kaldı:

“Kaputu çıkarırsam” dedi, “Cıbıldak kalırım Kumandanım; çünkü bunun içinde hiçbir şey yok.”

Memo “Devletimin imkânı olsaydı bana da elbise verirdi” diye düşünmüş, vermediğini devletten istemeye utanmıştı. 

O zamanın zamanında Anadolu delikanlısı sadece vermeyi (vatanı için malı istendiğinde malını, canı istendiğinde canını) biliyor, istemeyi, almayı bilmiyordu.

Ah güzel insanlarım!.. 

Kim bilir Kürt Memo hangi mezarda Türk Mehmed’le, Laz Temel’le, Arnavut Mestan’la, Çerkes Şamil’le şehadeti yaşıyor?

Her fırsatta imkânsızlıkları ileri sürüp atılımı başkalarından bekleyen bizlere ibret olsun!

O insanlar aynı zamanda son derece cesur insanlardı…

Yahya Çavuş, emrindeki son birkaç Mehmedcikle tam üç alay düşmana karşı bütün gün savaşıyor, son askeri şehid olmadan, savunmasına bırakılan tepeyi düşmana teslim etmiyordu. 

Göz kırpmadan ölümün koynuna atladılar…

Sonunda hepsi şehit olup ebedileşti.

Eski Çanakkale Valilerinden Nail Memik Bey, bu kahramanlık karşısında ağlıyor, bir dörtlük yazıp Yahya Çavuş ve arkadaşlarının mezar taşını yapıyordu:

“Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,

Tam üç alayla burda, gönülden vuruştular…

Düşman tümen sanırdı bu şahlanmış erleri,

Allah’ı arzu ettiler, akşama kavuştular.”

Onlar zaferi hak etmişlerdi. Allah da ihsan etti: Hepsi bu.

O insanlar yardımsever insanlardı…

İngilizler esir aldıkları yaralı asker ve subaylarımızı canlı canlı denize atarken, bizim insanlarımız yaralı düşman askerlerini sırtında taşıyor, zaten çok kıt olan yiyeceklerini onlarla paylaşıyordu. 

O insanlar gerektiğinde sert, ama her zaman mert insanlardı: Savaşta bile mertliklerine leke sürmez, hileye başvurmazlardı, asla ahlâk dışı usuller kullanmazlardı. 

O kadar ki, İngiliz saldırganlar Avustralya’dan getirdikleri meşhur Anzakaskerlerine gaz maskesi dağıtmak istediklerinde, Anzak askerleri şu gerekçe ile reddetmişlerdi:

“Düşmanımız o kadar merttir ki, zehirli gaz atmaya tenezzül etmez!”

Oysa aynı tarihlerde İngiltere Harbiye Nazırı Sir Vinston Churchill,Gelibolu’ya yığdığı kuvvetlerine zehirli gaz kullanma emri veriyor, gerekçesini de şu şekilde açıklıyordu:

“Türkler insan sayılmazlar, fare gibi zehirlemelisiniz!” 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp