Fedakâr insana muhtacız

Fedakâr insana muhtacız


En çok duyduğumuz söz, “devlet yapsın!”

“Devlet versin”, “devlet gitsin”, “devlet düşünsün”…

Bu durumda devlet sürekli kural koymaya, zorlamaya mecbur kalıyor ki, bu da başka biçim bir çığlık kopmasına sebebiyet veriyor:

“Baskı vaaar!”

Sen sana düşen hiçbir şeyi yapma, tedbir alma, meselâ evini dere yatağında kaçak olarak inşa et, sel gelip götürdüğünde de feryada dur:

“Devlet!”

Eskiden devletten beklemez, üstümüze düşeni, hattâ fazlasını yapardık. İşte o “fazla”sına “fedakârlık” denirdi.

Zamanla ayarlarımız bozuldu. Fedakârlığımız da istismar edilince, hepten “gabi” insanlara dönüştük.

Nasıl mı istismar edildi fedakârlığımız? 

Kimi zaman siyasetçiler, kimi zaman ticaretçiler, cemaatçiler tarafından kullanıla kullanıla elbet!

Bir de baktık ki, bize fedakârlık dersi verenler kendi arzularından hiç fedakârlık etmiyor..

Dünya saltanatından vazgeçmiyorlar…

Üstelik bizim fedakârlıklarımıza basarak ulaştıkları maddi yahut mânevi makamlardan bize küçümseyerek bakıyorlar…

Verdikleri sözleri tutmuyorlar…

Vaatlerini yerine getirmiyorlar. 

Bu durumda bize de sormak düşüyor: “Yahu ben bu fedakârlığı neden yaptım?”

Öylelerini tanıyorum ki, “dâvâ”sı uğruna” (bu din olabilir, tarikat, cemaat, siyaset, hatta futbol takımı bile olabilir) yıllar boyu emeğini, yüreğini, malını ve canını ser sebil etmiş… Yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş, demir âsâ, demir çarık bütün memleketi karış karış dolaşmış, dâvâsını anlatmış; yaymaya, taraftar kazanmaya çalışmış… Sonra bir köşeye atılmış. Duygular paramparça, düşünceler hercümerç!.. 

En param parça duygularımızın başında işte şu “fedakârlık” duygusu geliyor…

“Davan için az maaşa çalış, fedakâr ol” derler, buna ilişkin âyet-hadis okurlar…

“Şuraya git, çalış, bize taraftar bul” diye, çoluğundan çocuğundan ayırıp bilinmezlere gönderirler, bu konuda da Âlişân Efendimiz’den ve İslâm büyüklerinin hayatlarından bir sürü örnek verirler…

“Elinde-avucunda ne varsa dâvâna sarfet” derler, İslâm tarihinden çuvalla misal zikrederler. Ya da komünist önderlerden süsledikleri bir sürü örnek sıralarlar.

Neyse…

Vakıa şu ki, zaman zaman kandırıldık, kullanıldık, incitildik, sömürüldük, ama varlığı “insan” yapan değerli duygularımızdan vazgeçemeyiz…

Sevgiyi, saygıyı, şefkati, fedakârlığı yeniden yeşerteceğiz içimizde… Her birimiz Serhat Beyi Osman gibi olacağız tekrar…

O da kim mi dediniz?.. 

Yabancımız değil, dedemiz!

Yarın konuşalım Serhat Beyi Osman örneğini inşallah.

Google+ WhatsApp