“Feda” Kavramına Ulusal ve Dini Bakış

“Feda” Kavramına Ulusal ve Dini Bakış

Ölüm, hayata yeni başlayan her canlı için yaşam boyu, çevresindeki sona erişlerle beraber mecburi kabuller getirir.Bu yüzden tüm toplumlar ölüm sonrası için bir takım ayinler, seremoniler, törenler geliştirir.Bazı kültürlerde ölenler gömülmeye devam ederken

“Feda” Kavramına Ulusal ve Dini Bakış

 

Ölüm, hayata yeni başlayan her canlı için yaşam boyu, çevresindeki sona erişlerle beraber mecburi kabuller getirir.Bu yüzden tüm toplumlar ölüm sonrası için bir takım ayinler, seremoniler, törenler geliştirir.Bazı kültürlerde ölenler gömülmeye devam ederken bazılarında yakılarak külleri havaya savrulur.Ve ilk dönemden beri tüm toplumlar yaşadıkları toprak parçasının savunusunu teşvik için destanlar yazarak savaşanları kutsadılar, ölenleri ululadılar, yücelttiler.Küçük klanlar halinde yaşam sürerken dahi, önceki nesillerden kabileleri uğrunda fedayı öğrendiler.

Sonrasında, yüzyıllar içerisinde daha kalabalık topluluklar olan devletler ve milletler, benzer süreçlerde geçmişin kahramanlık hikâyeleri eşliğinde fedayı anlatan lirik şiirler ve destanlarla eğitilerek ortak yaşam sürdükleri topraklar için yok oluşa giden yolu yürümeyi benimsediler…

***

Devlet görünmez olduğundan, kişileştirilmesi ve sevilebilmesi için sembolize edilmesi gerekir.Ritüeller ve sembolizm, bunu somutlaştıran figürlerdir.Eğitim süreci ve gündelik hayattaki tekrarlanan ritüeller sayesinde bugün insanlar ulus bilincine sahiptir.Bu ulusal simgelerin belirli aralıklarla tekrarlanması sonrasında vatandaşlar nezdinde ulus devletler kutsallaşabilmektedir.Bir toplumu bir arada tutmaya semboller, törenler, kutlamalar ve mekânlar büyük katkıda bulunur.Ve tüm bunlar manevi birlik, mücadele ruhu ve hayatta kalabilme azmi verir.

Aslında Ulus-devlet yapılanmalarının süreç içerisindeki oluşumu, sadece milliyetçiliğin doğumu değil; aynı zamanda dinsel düşüncenin de büyüsünü yitirişidir.

***

“Cihat” ve “şehitlik” kavramları da yaşanan topraklar için fedayı artıran önemli kutsallardandır.Şehit cenazeleri ritüellere ve sembollere göre düzenlenmiş en önemli törenlerdir.Bu tören yoluyla devlet kendi varlığını gözle görünür kılar. Varlığını sürdürmek, ilerletmek ve yerini sağlamlaştırmak için önemli argümanlara sahip olur.Ve bu yolla iki önemli amaca ulaşır. Biri; gerekli savunma gücünü (asker desteğini) sağlarken, diğeri; gücünü, meşruiyetini, sorgulanamazlığını koruyarak toplumsal dayanışmayı sağlar.

Tüm bunlar belirli bir kültürü, kurallar manzumesini ve ortak değerleri topluma aşılayarak kaynaştırır, homojenliği sağlar.Devleti ve icraatlarını meşrulaştırır, ona karşı yönelişleri tehdit mesabesine indirger, yasalara uymayanlara uygulanacak cezai gerekçeleri oluşturur.

***

Dinin özellikle toplumun bunalımlı dönemlerinde, kişilerin duygularını yükselterek fedayı artırmada önemli bir fonksiyonu vardır.Devlet ve milletin devamı, ikbali için o topraklarda yaşayanları uğrunda hayatlarını vermeye razı eden, fedaya kabullenişi sağlayan en önemli etken dindir.Ve yönetici elitlerle ekonomiyi elinde bulunduran kapital sahiplerinin varlığını idame için, yeni nesillerin geleceği için ölümü göze alabilecek erkekler yetiştirebilmek, bireylere ulusal bir kimlik kazandırmak gerekir.

Bu anlamda devlet formunun vücut bulduğu tüm dönemlerde, devleti yönetenler milliyetçi öğeler beraberinde dinden de fedayı artırıcı argümanlar ekleyerek hayatın her safhasında bireyleri eğiterek nesillere fedayı öğretir.Diğer bir ifade ile birey, eğitim yoluyla devletle sürdürdüğü ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini öğrenir.Hayat boyu sürdürülen eğitim müfredatlarında devletin kutsallığı dış çeperi oluştururken içeride, merkezde de topluma bağlılık, kurallara boyun eğme ve otoritenin kutsallığı vardır.

***

Modern vatan anlayışı, önce İngiltere’de, daha sonra Fransa’da ortaya çıktı ve beraberinde Batı Avrupa’da Kral ile Kilisenin yerine ulus, halk veya vatanın özdeş sayılması durumunu getirdi.Osmanlıda ise vatan kelimesinin siyasal anlamda kullanılmasında etken olan; ilk kuruluş yıllarında yurdu koruma güdüsü iken, imparatorluk yıllarında sınırların bütünlüğünü muhafaza etme endişesi idi.

19.yy’ da milliyetçilik akımlarının yaygınlaşması ile birlikte vatan kavramı Osmanlı da geçmiş kullanımlarında farklı olarak siyasi bir içerikle ve yeni anlamlar yüklenerek kullanılmaya başlandı.Özellikle bütünlüğü sağlama noktasında, farklı uluslardan oluşan imparatorluğu bir arada tutacak, yapıştıracak tutkal din olarak görülmüş, benimsenmiş ve “biz farklılıklarımızla beraber biziz” düşüncesi eşliğinde ümmeti bir arada tutucu dini argümanlara ve ritüellere önem verilerek birlik ve beraberlik vurgulanmıştır.

***

Dini açıdan, imanın en önemli göstergesi, gerektiğinde her an fedaya hazır olmaktır.Semavi dinlerin yaygınlaşması beraberinde tek tanrı inancı ile birlikte feda kavramı ideolojilerin yayılmasında, yeni sosyal düzenlerin kurulmasında en güçlü argümanlardan biri oldu.Ve geçmişten günümüze her toplum kendi ortak geleceği için fedada bulunanları ‘şehit’ mertebesine taşıyarak ödüllendirdi, onurlandırdı.Bu anlamda yüzyıllar boyu öncelikler ve kutsallar değişse de, ya da diğer bir ifade ile dinsel inançlar fazlaca yer tutmuyor olup seküler düşünce hakim olsa da her toplumda fedayı artırıcı argümanlar bolca kullanılmaktadır.Yani toplumların, ulusların, ideolojilerin inanç şekilleri benzer olmasa da hepsinin öznesi kendisi için kutsallık ifade etöektedir.

***

Şehit, “TDK” sözlüğünde; “Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse” olarak tanımlanmakta. Şehadet kelimesi için ise; “Yüksek bir ülkü uğrunda ölme, şehit olma” tanımlaması yapılmış.İslami lügatlerde ise; “şehadette bulundu (şahitlik/ tanıklık yaptı), hazır oldu, huzurda bulundu, gördü, bildiğini açıkladı” gibi anlamlara gelmekte.Ya da; “Bir olay hakkında bildiğini anlatan kimse”, “Allah’ın dini uğruna ölen kimse”, “savaş meydanında kafirler tarafından öldürülen kimse” olarak geçmekte.Yani şehide dini ıstılahta; “Can verdiği anda yanında meleklerin hazır bulunduğu, cennete gireceği hususunda Allah’ın ve meleklerinin hem de kanının aktığı toprağın şahitlik yapacağı kişi denmekte.

Din ötesi tanımlamalarda ise ilahiyat dışı daha çok; “İnandığı amaç uğruna öldürülenler” kabulü söz konusu.Günümüzde bir ulus ya da ideoloji için feda eyleminde bulunan, yaşamını sonlandıran her özneye dini kabullerle aynı paye verilse de, dini ıstılahta şehit tanımı farklıdır.Dini ıstılahta ve özelde Kuran’da şehit/şehadet kavramları mutlak anlamlandırmalarla sadece ve sadece Allah için canını fedada bulunanlara mahsus özel bir kavramdır.İdeoloji ya da ulus devletlerde ise bu tanımlama yaşanan coğrafyanın kutsallığını esas alan, o insan topluluğunun yaratıcı katındaki değerini hesaba katmayan, sadece toplumun bütünlüğünü esas alarak fedayı talep eden bir inanç toplamıdır.Allah yolunda öldürülenlere şehit denmesi, Allah’ın varlığına, birliğine şahit olması, buna şehadet getirmesi vaad olunan ilahi sözlerin müşahidi olmaları sebebiyledir.

Bu genel açıklamalardan sonra Kur’an da şehitlik ile ilgili geçen ayetlere bakarsak;

“Sakın Allah yolunda öldürülenleri, ölüler sanma. Doğrusu, onlar Rableri katında diridirler ve orada rızıklanırlar. Onlar Allah’tan kendilerine ulaşan nimetle sevinçlidirler ve kendilerine katılamayan, arkada kalanlara şunu müjdelemek isterler: Şehitlere hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır…” Ali İmran, 169‐171.“Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin. Onlar gerçekte diridirler, fakat siz anlamazsınız.” Bakara 154.“ Allah, müminlerden mallarını ve canlarını Cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Allah yolunda savaşırlar, ölürler ve öldürülürler.” Tevbe 111.“İnsanlardan öylesi vardır ki, canını Allah rızasını kazanmak için satar. Allah da kullarına çok şefkatlidir.” Bakara 207.“Dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar Allah yolunda savaşsınlar. Kim, Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” Nisa 74.

***

Şehitlik kavramı, Hicret ile ve sonrasında Mekke fethi ile üzerinde yaşanılan toprak parçası (vatan) üzerinden tanımlanmaya başlamıştır.Çünkü vatan, bir arada yaşayan insanların canlarını, mallarını, ırzlarını, namuslarını, haklarını, yurtlarını muhafaza ve rahatlarını temin etmek için gereklidir.Dolayısıyla kutsal şehit kanı ile sulanan vatan da kutsal olarak addedilmiştir.Onurlu bir hayatın devam etmesi, saygın değerlerin ve gelecek nesillerin güven içerisinde yaşaması için bir vatan zaruridir ve gerekirse bu vatan uğruna can vermek gerekebilir.Kuran, üzerinde kadın ve çocukların da yaşıyor olduğu, dinin idamesi için sığınılacak bir yurt anlamında vatan ve içerisinde yaşayanlar için savaşılmasını, gerekirse canın feda edilmesi gerektiğini emreder.

O, ilahi emirler karşısındaki bir takım bahanelere sığınarak onları görmezden gelenleri korkaklar olarak itham eder ve onlardan şöyle bahseder:“Kendilerine savaş emredilince hemen içlerinden bir grup insanlardan Allah’tan korkar gibi hatta daha fazla korkmaya başladılar. “Rabb’imiz, niçin bize savaş emrettin? Bizi yakın bir süreye kadar (bir süre bize savaşı emretmesen) ertelesen olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Dünya hayatı kısadır, Allah’tan korkanlar için Ahiret hayatı daha hayırlıdır. Size kıl kadar haksızlık yapılmaz.” Nisa 77.“Ey iman edenler, düşmanlarınız için gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş için özel bağlı, besili atlar hazırlayın. Onunla hem Allah’ın düşmanlarını korkutursunuz, hem sizin düşmanlarınızı korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız, karşılığı size eksiksiz olarak dönecektir. Asla haksızlığa uğratılmayacaksınız.” Enfal 60

Kısacası, Medine sürecini müteakip devlet formuna geçiş, feda kavramının içeriğine seküler olmayan, Allah’ın Kitabı ile hükmedilen coğrafyayı da katmıştır ve Kitapta müminler bu amaç uğruna fedaya çağırılır.Her ne kadar ulus devletler beka endişeleri gereği milliyetçi, ulusalcı, etnik ve seküler yapılanmalar olduğu halde dini kavramları da kullanarak feda tanımlamaları yapıyor olsa da, dinin feda tanımı farklılık arz etmekte.Din feda tanımlamasını sadece Allah’ın dininin bekası için yapmakta, kabul etmekte.Zaten Nebi de Kuran’daki bu olguyu netleştirmek adına şöyle buyurmakta:Sahabe Nebiye sorar; “Bir adam ganimet için, bir diğeri şan için, bir üçüncüsü de statü için savaşır. Bunlardan hangisi Allah yolunda savaşmaktadır? ”Nebi cevap verir: “Hangisi Allah’ın kelamının en üstte tutulması için savaşıyorsa o Allah’ın yolunda savaşmaktadır…”

O halde dinde “Allah’ın kelamını üstün tutmak” dışında başka sebeplerin ya da ikincil amaçların olmasının ehemmiyeti yoktur ve başka hiçbir şey için değil, Allah’ın kitabında tanımlamasını yaptığı şeyler uğrunda kendini feda etmek bu statüyü kazandıran yegâne eylemdir.

O halde “feda nedir ya da şehit kimdir?” sorusunun cevabını aramak, dini ıstılahla mevcut ulus devletler noktasında ki ayrımdan ötürü günümüzde sıkıntılı bir süreçtir…

 Selam ve dua ile…

 

Google+ WhatsApp