Fay hattı nereden geçer?

Fay hattı nereden geçer?


Fay hattı nereden geçer?

 

 

Her işin bir maddi ve manevi boyutu var. Her işin bir hesabı ve bir de kitabi yanı var. Aslında herkesin bir hesabı var, var olmasına da, sizin hesabınızla Allah’ın hesabı tutuyor mu, ona bakmak lazım. Onun hesabı da kitaba uygunluğu ile ilgilidir. Yoksa “Allah’ın da bir hesabı vardır”. Ve galib olacak olan O’nun hesabıdır.

Onun kevni âlemle (Yaratılan alem / sanki yaratılmayan bir alem var gibi. O yaratanın kendisidir sadece) ile ilgili hesabına giden yol, onun eserini bilmekten geçer. Sonunda “Nefsini bilen Rabbini de bulur”. O maddenin ilmi, ondaki mucizenin sırına, yani yaratılış hikmetine götüren bir kapı aralar. Gerçeklik kapısından çıkar ve hakikate ulaşırız. Bu sonsuzluğa açılan bir kapı ve yolculuktur.

Eğer insan bu hakikat yolculuğundan saparsa, işte asıl o zaman ve o noktada fay kırığı oluşur. O fay kırığından kişi cehennem çukuruna düşer. Dünya başına yıkılır. 

Bana kalırsa dünyadaki fay hatlarının dünyevi sebepleri yanında uhrevi sebepleri de vardır. Nasıl insan bedeninde ruh ve beden birbirini tamamlarsa, insanın bu âlemdeki tasarrufları, onun dış bedeni olarak dünyayı da etkiler. Dünyadaki deprem bu anlamda bedenimizin titremesi ya da seğirmesi gibi bir şeydir bir bakıma. Dünyanın dengesini bozar, fıtratına zarar verir, onu sadece madden değil, manen de tahrip ederseniz, arz titrer, gök kusar. Diker olan elinizle yaptığınız başınıza göçer ve yamyassı eder.

Mısır deltasından, Gâvur gölüne, Amanoslara yani Gâvur dağına, Ahir dağına kadar uzayan kırık, Lut kavminin helak olduğu o Lut gölü kırığı, aslında bir gay ve lezbiyen kırığıdır, bizim kitaplarımızda. Yasin 15’te “2’si vahiy kâtibi havari 3 mü’minden”den söz eder. Oradan uzaklaşır uzaklaşmaz onları kuvvetli bir ses, bir haykırma yakaladı. Bu sesle yok olup gittiler.

Hz. Şuayb’in kavmi, Urfa Medyen bölgesinde; Hz. Salih’in kavmi, Hicr bölgesinde; Hz. Hûd’un kavmi ise Ahkâf bölgesinde helak olmuştur. Kur’an-ı Kerim Sebe kavmini perişan eden Arim Seli, Ashâbu’l-Uhdûd hadisesi ve Fil olayından da bahseder. Bazen yer depreşir, bazen gökten meteor yağar, bazen sel olur, fırtına olur, salgın hastalık olur, çekirge, sivrisinek helak sebebi olarak çıkar karşımıza. Su basar ya da yer ve gök, suyu emer de toprakta hiçbir canlı bırakmaz. Bazen azgın insanlar maymuna dönüştürülür.

Daha yakın zamanda, Hz. İsa’dan sonra bir asır geçmeden Hatay’da, Habibünneccar dağının eteklerinde yaşanan olayı hatırlayın.

Kızılderilileri yok eden, kara derilileri köleleştiren, sarı ırkı sömüren, 1., 2. Dünya Savaşlarını çıkartanlar, soğuk savaşın arkasındaki güçlerin sebep oldukları fitnenin herhalde dünyada bir karşılığı olacaktır.

Kitap bize Kitapta yazan emir ve yasaklara karşı gelen, küfür, zulüm, ahlaksızlık ve haddi aşmakta ısrar eden toplumların sonunun ne olduğunu ve olacağını anlatır aynı zamanda. 

Fil suresini hatırlayın: “Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşlar gönderdi. Onlara çamurdan sertleşmiş taşlar atan (kuşlar), nihayet onları, kurt yeniği ekin yaprağı gibi yaptı.”    

Eğer zulmetmekten vazgeçer, Allah’a savaş açanların yolundan vazgeçer, onlara karşı savaşırsak ve bozgunculuk ve zulüm yapmaktan sakınan kimselerden olursak, umulur ki Allah bize bir çıkış yolu gösterecek, işimizi kolaylaştıracaktır. O zaman da ilahi gazaptan korunmuş ve rızaya ulaşanlardan olmuş olacağız. Yunus kavmini hatırlayın haber verilen kara bulutlar fırtına ve duman üstünüze bela yağdırmadan tövbe edin. Ve unutmayın, Allah, cahil, zalim, fasık, rüşvet alan, işi ve makamı ehline değil de yakınına veren, münafık, fuhuş, kibir, israf bataklığına saplanmışlara, onlara yardım eden, onlarla olanlara yardım etmez. “De ki: Allah’ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter.” (En’âm 6/65)

Allah cahillerin başına pislik yağdırır. Bakın Peygamberin dilinde “Ebu Cehil” ümmi olan değil, hani şu “Cehaletin bu kadarı ancak eğitimle mümkündür” ikazına konu olan, aklını put edinen, müstekbir, “Hakikate kör”, Bel’am karekterli “kitap yüklü eşekler”dir.       

Bakın, bu “biz ıslah edicileriz” diyen “bozguncular”dır bu felaketlerin sebeplerinden birileri de. Hani şu kaygan toprağa ve yumuşak zemine, menfaat için gökdelen diken ahlaksızlar var ya ve bir de onlara ruhsat veren gafiller, onlardan söz ediyorum. Bakın Allah onların dualarını da, namazlarını da kabul etmeyecek. Nasıl olsa, hacca gider, tövbe eder, defteri sildiririz diyenler var ya, onların tövbeleri de kabul edilmeyecek. “Vay o namaz kılanların haşine ki” diye başlayan ayeti hatırlayın. Hani o haketmedikleri makamlara oturup, siyasetçi, bürokrat, işadamı, medyacı, STK maskeli tipleri, ehlini, şeytanlarının dostlarını başlarına toplayıp, kapalı kapılar arkasında fısıldaşarak iş kotarmaya çalışanlar var ya, onları söylüyorum! Biz de “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden bizi helak eder misin Allahım” diye düşünelim.

Depremin aynı zamanda bir İlahi ikaz olduğunu unutmayalım. Allah dilerse bir musibetten bin nasihat de çıkarır. Deprem sadece felaket değildir, derstir. İnsanlar felaket karşısında tövbe eder, gerçeklerle yüzleşir. Birbirine yakınlaşır. Bir yerde su batıyorsa, başka yerde çıkar. Bir yer kuraklaşıyorsa, bir çölde yeni bir vaha oluşur. Bu dün de böyle idi, bu gün de böyle. Yarın da böyle olacak. Her şey geçicidir. Zenginlik de geçicidir, yoksulluk da. Allah’tan başka baki olan hiçbir şey yoktur ve olmayacak. “Ağzımızın tadını kaçıran ölümü anmak”, “ölüm gerçeği ile yüzleşmek” beşeri kemal için bir fırsattır aslında. Felaketler insanları Allah’a yaklaştırır. Bir gece vakti, okyanus ortasında hortuma yakalanan bir gemiyi hatırlayın. O gemi, yüzen bir ada misali Titanik olsa ne yazar. O son pişmanlık fayda vermez. Ama fırtına dinince insanların büyük bir kısmı o pişmanlığını unutur ve kaldığı yerden hayatına devam eder, ta ki, yeni bir felakete kadar.

Asıl fay hattı beynimizden ve kalbimizden geçer. İnsanoğlu söz ve eylemleri, yapıp yapmadıkları ile ya kendi cennetine sırtında tuğla taşır, ya da kendi cehennemine sırtında odun taşır. Bu, bu dünyada da böyle, ahiret yolculuğunda da böyle. Kendi fay hattımızı da kendi elimizle kendimiz kazarız bu dünyada..

Allah (cc)’ın kimleri, niçin ve nasıl helak edeceğini açıkladığı ayetlerin meallerini yarın vereceğim inşallah. 

Selam ve dua ile. 

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp