Fakirlik insanın kaderi midir?

Fakirlik insanın kaderi midir?


Fakirlik insanın kaderi midir?

 

 

İbni Haldun’un “coğrafya insanın kaderidir” sözünü gittiğim her ülkede daha iyi anlıyorum. Asya’da, Afrika’da, Ortadoğu’da şahit olduğum hikayeler, İbni Haldun’u haklı çıkardı.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

Sırtını, efsaneler diyarı Altay Dağları’na dayamış, çoraklığı, sıcaklığı, soğu ve fakirliği ile meşhur, Moğolistan’ın Bayan Ulgi şehrinde, coğrafyanın insanı nasıl etkilediği bir kez daha gördüm.

Bu sefer bir başka şey daha kafamı kurcaladı.

Coğrafya insanın kaderdir de, peki fakirlik de insanın kaderi midir?

TORUNLARINA FAKİRLİĞİ MİRAS BIRAKAN NİNELER

Soru tam olarak Ulgi şehrinin gecekondu bölgesinde, sel felaketine maruz kalmış bir mahallede, fakirliğin en acı seviyelerini yaşayan bir ailenin, torun ve nine ikilisini bir arada gördüğümde aklıma geldi.

Nine 70 yaşlarında, tüm ömrünü bu şehirde, bazen çadırda, bazen toprak evlerde yaşayarak geçirmişti. Oğlu pazarda hamallık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyordu. Şimdi dünya tatlısı torunu, onların kaderine ortak olmuş, ninesinden babasına, ondan da minik omuzlarına yüklenecek mirasın devredileceği günü bekliyordu. Henüz 3 yaşında ancak vardı.

Bir Kırgız Türkü’ydü bu aile. Müslüman’dı. Tüm komşuları gibi bu aile de, Türkiye’den gelen yardım kuruluşlarının dağıttığı yiyeceği çekinerek, utanarak ve ürkerek almıştı. Ne daha fazla istediler, ne daha az. Verilen neyse ona teşekkür ettiler utanarak.

Sel sularının birbirine kattığı toprak yolda, arabamız çukurlardan bata çıka ilerleyip bir bahçeli evin önünde durdu. Bahçenin içinde bir çadır kurulmuştu. Çadırın içinde 5 çocuklu bir aile yaşıyordu. Bunlar da Moğol’du ve muhtemelen Budist ya da Şaman dininden birine mensuplardı. Aslına bakarsanız, bu fakir Kazak ve Moğol insanların din, kültür, yazmak okumakla uzaktan yakından ilgileri yoktu. Açtılar ve barınacak yerleri bir çadır, içi çamur dolu bir briket evdi. Burada sefalet insana başka bir şey düşündürmez.

Bir annenin etrafında toplanmış, üstünde süt kaynayan bir odun sobasının ısıttığı çadırda, nine, anne ve torunlar ortak kaderlerinin acılarını çekik Moğol gözlerinden yansıtıyorlardı.

Aynı soru orada da aklıma geldi. Fakirlik insanın kaderi midir?

DÜNYANIN HER YANINDA FAKİRLİK BİR MİRAS GİBİ ÇOCUKLARA KALIYOR

Sri Lanka’da, babasıyla birlikte sabah gün doğumunda balık avına çıkan küçük bir çocuk geldi aklıma. Ağlardan balık çıkmayınca o günü nasıl geçireceklerini düşünüyordu babasıyla.

Sonra Bangladeş’te, Cox Bazar’da, topraktan ve ağaç dallarından yapılma barınaklarda kalan, Arakanlı göçmenlerin çocukları… Dedelerinin artık tutmayan bacaklarına sarılmış, ürkek gözlerle etrafa bakıyordu o zaman.

Güney Afrika’da, teneke evlerde yaşayan siyahi fakir halkın, kaç kuşaktır orada doğduğunu ve orada öldüğünü hatırlayan yoktur sanırım. O kader döngüsünde dedeleri için değişen tek şey, başkentleri Cape Town’u işgal edenlerin bazen İngiliz, bazen Hollandalı olmasıydı. Sefaletleri hep sabitti.

Şimdi torunları bana, “şu anda başkentte siyahi Mandela’nın siyahi arkadaşları oturuyor ama biz siyahların tenekeden evlerde süren kaderi değişmedi” demişlerdi.

Kenya’da zenginlerin safari yapmak için gittiği Masai Mara savanlarında çalışan bir yerli, atalarının ona öğrettiği yol bulma yöntemlerini gururla anlatmıştı bana. Navigasyon kullanmadan, onlarca patika yolu ezbere buluyordu.

Üç kuşak önce Zimbabve’ye gelip yerleşmiş, daha doğrusu işgal etmiş beyaz adamın torunu, sarışın, mavi gözlü beyaz kadının otelinde rehber olarak çalışıyordu bu yerli. Zimbabve’den Kenya’ya gelip safari otel açmış, dedesi gibi siyah yerlileri köle olarak çalıştıran bu kadın, dedesinden farklı olarak yerlilere biraz ücret ödüyordu.

Masai yerlisinin evinde elektrik, su ve diğer modern gereçler yoktu. Babası, dedesi ve şimdi kendisi, bu toprak evde yaşamaya devam ediyordu. Bir yandan da beyaz adama hizmet ediyordu.

FAKİRLİK İNSANIN KADERİ MİDİR?

Tüm bunlar, çekik gözlerinde beliren gülümsemesiyle çiçek gibi güzelleşen, o minik Moğol çocuğunu geride bıraktığımda ve ninesinin eteğine yapışıp bana hayretle bakmaya devam ettiğinde aklıma geldi.

Gittiğim bu yerlerde dedeler ve nineler, torunlarına miras olarak fakirliği bırakıyorlar sanki. Çok azı, o acı sefaletin içinden sıyrılıp başka hayatlar sürebiliyor. Şimdi bu çıkık elmacık kemikli, çizgi gözlü Kazak çocuğu da babası ve ninesi gibi, Altay Dağları’nın eteklerinde fakir bir hayat sürecek. Sonra o da çocuk ve torun sahibi olacak.

Coğrafya insanın kaderiyse, fakirlikte mi insanın kaderi?

Çıkamadım işin içinden.

Bayram günü sizi de hüzünlendirdim sanırım. Burada bayram böyle geçiyor. En azından onu bilin.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp