Fakirlerimizin ihtiyacı, zenginlerimizin israfı kadardır (1)

Fakirlerimizin ihtiyacı, zenginlerimizin israfı kadardır (1)


Hilafet-i şer’iyyenin ilgasından bu yana helal ve haram hududlarının birbirine karıştırıldığı; çalışıp alınteri dökenlerin kazanmadığı, kazananların da çalışmadığı bir ülkenin sakinleri haline geldik. Bin âlimin bir haramzâde kadar kıymet ifade etmediği lâ dini bir düzende zenginlerin kötülüklerine iyilik, fakirlerin iyiliklerine de kötülük muamelesi yapılır.

 

Helal dairesini keyfe kâfi görmeyenler, kendi keyflerini kanun haline getirip hukuk diye dayatmaktan çekinmeyen Karunlar olmaktan kurtulamazlar. Helal yoldan kazanılmayan mal yılan gibidir, girdiği delikten çıkar! Bir Müslüman insanın malı üzerinde imanının iradesi yoksa cebindekine hâkim değil mahkûmdur. Cebindeki nereden kazanılmışsa seni oraya götürür. Birçok insan görürüz ki hayır-hasenat yapamaz. Çünkü o malda imanının iradesi yoktur, irade malın haram olmasındadır. O mal haramdan kazanılmıştır ve harama gidecektir. Bir Hak dostunun sehl-i mümteni, veciz bir sözü var: “Hak ile beraber olan neyden mahrum kaldı; Hak’tan uzak olanlar neye sahip oldu?”

 

İsrafı yaşama dönüştürenlerin imanlarında var arızalar. Çünkü eşyalarla dolmuş hafızalar. Haramların esaretine amade kılınmış hayatlar. Hayat, bir kelebeğin ömrü kadardır. Ne haramlarla kırmaya gelir, ne de kırılmaya... Sevginizi israf edeni, vefanızı harcayanı, dostluğunuzu satan, helal kazancınızı çöpe attıranı, umudlarınzı öldüreni gönül kapınızdan içeri almaya devam ediyorsanız, siz çoktan haramzâdeler düzeninin bir işçisi ve bekçisi olmuşsunuz demektir. Müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen haramzâdeler düzenine işçilik ve bekçilik edenler; dünyalık makamlarda yükselirken her basamakta dinlerinin bir hükmünü, bir değerini feda etmekten çekinmezler.

 

İslâm coğrafyasının asrımızdaki ahvalı insafla incelendiği zaman görülecektir ki; fakirler, zenginlerin israfı nisbetinde fakirdirler. Fakirlerimizin ihtiyacı, zenginlerimizin israfı kadardır. Mevcut servet, iktisadlı bir şekilde harcansa yeryüzündeki kaynaklar mevcut dünya nüfusunun kat kat fazlasını besler. Fakat kurtlar sofrasında kuzulara yer olmamakta, üstelik kuzular yem olmaktadır. Çünkü haramzâdeler düzeninde her kanun bir Karun’dur. Karunlukta düşeni yemek kanundur!

 

Asrımızda hilafet-i şer’iyyenin yokluğunda baş döndürücü teknolojinin sağladığı aşırı güç vicdani ve ahlâkî bir zemine dayanmazsa, elde edilen servet helal ve haram hududlarıyla mukayyed kılınmazsa; eşkıyanın silahı haline dönüşmesi kaçınılmazdır. Yaşanılan felaketlerin asıl sebebi budur. Gücün, servetin belirli ellerde, belirli merkezlerde toplanmasının önüne mutlaka geçilmelidir. Bunu sağlayacak Allah’ın hükmüne ve hâkimiyetine dayalı bir âdil düzenin kurulması için çalışmalıdır. Aksi takdirde haramzâdeler düzenine kurban gitmek kaçınılmazdır. Rabbimiz uyarıyor:

 

“……Tâ ki bu mal içinizden zengin olanlar arasında elden ele dolaşan bir servet haline gelmesin. Peygamber size ne verir (ve ne buyurur)se onu alın. Sizi neden men’ederse ondan sakının. Allah’tan korkun. Şüphesiz ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Haşr Sûresi/ 7)

 

Haramın azabı olur, ama sevabı olmaz. Zenginlerinin israflarının fakirlerinin ihtiyaçlarını geçtiği bir ülkenin helak olmaması mümkün mü? sualinin “mümkündür” diye bir cevabı olmaz. Zenginlerini israftan alıkoymayan, alıkoymaya çalışmayan, fakirlerinin de ihtiyaçlarını helal yoldan gideremeyen hiçbir devlet, hiçbir iktidar meşru sayılmaz. Rabbimiz uyarıyor:

 

 “Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda harcamayanlara acı veren bir azabı müjdele! Bunlar kıyamet günü cehennem ateşinde kızdırılır, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanır. Onlara: İşte kendiniz için biriktirdikleriniz; biriktirdiklerinizi tadın, denir.” (Tevbe Sûresi/ 34-35)

 

Mülkün sahibi, Allah’tır. Allah’ın yarattıklarına verdikleri ise sadece birer emanettir. Allah bazı kullarına mal, mülk ve imkânlar vererek bir açıdan onları veznedar yapar. Muhtaç kullarına bu malların ve imkânların bir kısmını vermelerini ister. Nasıl ki, bir şirketin veya devletin veznedarı, kendine verilen paraları, malları ve imkânları ilgili yerlere dağıtmakla sorumlu olduğu gibi, varlıklı kimseler de Allah’ın mallarını O’nun kullarına vermekle ve haklarını korumakla sorumludurlar. Demek ki, yardım isteyenlere ve yoksullara bu hakkı veren, her şeyin sahibi ve maliki olan Allah’tır. Allah bazı kullarını makam, mal, mülk gibi imkânlarla imtihan ederken, bazı kullarını da bunlardan mahrum ederek imtihan eder. Rabbimiz buyuruyor: “Onların mallarında saillerin (yokluktan dolayı dillenme zorunda olanlar) ve mahrumların hakkı vardır.” (Zariyat Sûresi/ 19) Evet, zekâtı verilmeyen malda hak sahibi muhtaçların hakkı doğuyor ki, bu hak ilgiliye verilmediği müddetçe, malda manevi kirlilik var demektir. Bu ülkede yıllarca İslâm adına, Müslümanlık hesabına hayatlarında fakirlik görmeyenler, bize “Fakirlik Ahlâkı”nı anlattılar. Zalim zorbaları görünce de yola yattılar. Fakir fukarayla imkânları paylaşmayı emreden dinilerini yaşayışlarıyla taşladılar. 

Google+ WhatsApp