Faili meçhul malum fiil

Faili meçhul malum fiil

Kötülükle başa çıkabilmemiz için, önce bunu istememiz gerekiyor. İsteyebilmek için de önce kötülüğü cesaret ve kararlılıkla teşhis edebilmeliyiz. Kötülüğün çok bariz ve genellikle bizden uzakta ve neredeyse

Faili meçhul malum fiil

 

 

Kötülükle başa çıkabilmemiz için, önce bunu istememiz gerekiyor. İsteyebilmek için de önce kötülüğü cesaret ve kararlılıkla teşhis edebilmeliyiz. Kötülüğün çok bariz ve genellikle bizden uzakta ve neredeyse hep başkalarının üstünde kendini gösteren çeşitleri var. Ama bir de, kendini gizleyen, daha sinsice ifa edilen, durmadan kılık değiştirerek izini kaybettiren çeşitleri var. Görünür olmamalarından, kendilerini iyi gizlemelerinden gizli bir hoşnutluk içindeyiz. Niye? Çünkü onlar kendilerini gizlediklerinde biz de onları daha kolay görmezden gelebiliyoruz. Bakın görmüyoruz demiyorum, görmezden gelebiliyoruz diye ifade ediyorum. Çünkü aslında görüyor ve hissediyoruz. Etrafımızı saran, içimize sızan ve zaman içinde derinliklerimize kök salmaya başlayan bütün bu küçük, kendini gözümüzde sürekli önemsizleştiren ve dolayısıyla bizi gevşeterek, tedbir almak konusunda bir irade sahibi olmamızı sürekli engelleyen bütün bu sıradan kötülüklerden aslında fevkalade haberdarız.

Nefsimizin çok iyi oynadığı, kurallarını çok iyi bildiği ve numaralarını bize en iyi yedirdiği oyunlardan biri bu… Kendi yürütücüsü olduğumuz kötülükleri kendimizden ve başkalarından perdelemek için bulduğumuz belli başlı yöntemler, yakışıksız ince teknik ve taktikler var. Mesela, her şeyi lafa boğarak örtbas ediyoruz onları. Mesela, hep başkalarının üstüne atarak, başkalarında teşhir ederek, başkalarının tabiatıymış gibi göstererek uzakta tutuyoruz kendimizden. Mesela, doğruya sadakatimizin bir gereğiymiş gibi göstererek, bir sorumluluk gösterisine dönüştürerek atıyoruz zehirli oklarımızı etrafa. Hiç kimseyi sevemiyor oluşumuzun ve esasen izahı dışarıda olmayan katılığımızın suçunu hep başkalarının kendini sevdirmezliğine bağlıyoruz. Yapıp ettiklerimizin başkalarına, hayata, insanların duygularına, hikâyelerine ve aslında en çok da kendimize verdiği, verebileceği zararı, yol açabileceği kırılmaları, tetikleyebileceği başka yanlışları bir an olsun düşünmüyoruz. Hareketlerimizin, sözlerimizin, yargılarımızın, ithamlarımızın, ihtiraslarımızın, tecessüslerimizin, özensizliklerimizin, dikkatsizliklerimizin, kabalıklarımızın, nezaketsizliklerimizin, bencilliklerimizin ve başka zarar ve ziyanımızın hayatın özüne nasıl fenalıklar getirdiğini, kötülüklere hangi kötülükleri eklediğini, kötülükleri nasıl çoğalttığını düşünmüyor, bunun muhasebesini yapmıyoruz.

Hayatı kötüleştiren şeylerin, nasıl oluyorsa, içinde olduğumuz ne varsa hep onun dışında gerçekleştiği vehmine sımsıkı sarılıyoruz. Hiçbir durumda, kurulmuş hiçbir cümlede, kötülükle yakından uzaktan ilgili hiçbir yüklemin öznesi olarak görmüyoruz kendimizi. Herkesi yakasından tutup soktuğumuz insanlık imtihanına kendimiz hiç girmiyoruz. Ne oluyor peki bütün bunların neticesinde? Orta yerdeki aşikâr kötülükleri üstlenen çıkmıyor, hepsi işlendikleri anda ve sonrasında otomatik olarak birer faili meçhule dönüşüyor. Bunca kötülüğün sorumluluğunu üstlenecek, bunun özeleştirisini yapacak tek bir suçlu, tek bir fail, yani tek bir kötü ortaya çıkmıyor. Herkes için kötülük bir başkasının suçu, fiili, tabiatı… Oysa kendini önemsiz, küçük, sıradan gibi gösteren bazı kötülükler artık o kadar yaygınlaştı, o kadar sirayet etti ki hayatlarımızın kıyı köşelerine, o kadar kolektif bir hal aldı ki, aramızdan bazılarını gözden çıkararak izah edemeyiz artık bu çürümeyi. Hepimize ister istemez bir pay düşüyor bu büyük yozlaşmadan. Hepimiz suçumuzu bilmeli, gerçeklerle yüzleşmeli, silkinip kendimize gelmeli ve her birimiz bir ucundan tutarak kaldırıp atmalıyız hayatın üstünden bu ezici ağırlığı. Aksi halde her geçen gün büyüyecek hayatı çürüten bu küçük, sıradan, kendini önemsiz gösteren kötülüklerin ittifakı. Ve daha fazla ezecek bizi, daha fazla çürütecek hayatımızı ve nihayet nefessiz bırakacak tek tek insanlığımızı.

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

 

 

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

Google+ WhatsApp