Eylül’ün, Leyla’nın başına gelenler senin eserindir, ey İslam dışı düzen

Eylül’ün, Leyla’nın başına gelenler senin eserindir, ey İslam dışı düzen

“Kız çocuğunun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman…”(81/Tekvîr, 8-9) Ağrı’nın Bezirhane köyünde bayramın birinci günü 14 Haziran’da kaybolan 3,5 yaşındaki Leyla Aydemir de kaybolmasından 18 gün sonra dereyatağında suya atılmış şekilde ölüsü

Eylül’ün, Leyla’nın başına gelenler senin eserindir, ey İslam dışı düzen

 

 

“Kız çocuğunun hangi suçtan ötürü öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman…”(81/Tekvîr, 8-9)

Ağrı’nın Bezirhane köyünde bayramın birinci günü 14 Haziran’da kaybolan 3,5 yaşındaki Leyla Aydemir de kaybolmasından 18 gün sonra dereyatağında suya atılmış şekilde ölüsü bulundu.

Ankara’nın Polatlı ilçesi Uzunbeyli Mahallesi’nde 22 Haziran’da kaybolan 8 yaşındaki Eylül’ün ölüsü, bir hafta sonra ortaya çıkarıldı. Eylül Yağlıkara’nın otopsisinde vücudunda kesici delici alet izlerine rastlanan küçük kızın cinsel istismar sonrası boğularak öldürüldüğü belirlendi.

Aradan uzun bir zaman geçtiği halde halk, Özgecan olayını unutmak üzere iken, dün Irmak Kupallar, Ceylinler, şimdi de Eylüller ve Leylalar çıktı. Kimse, sıranın kendi küçük kızına gelmediğinden emin değil. Halk, çocuk ve ninelere bile kendileriyle yatılacak, sonra öldürülecek cinsel obje olarak bakan ırz düşmanı katillere lânetler yağdırıyor. Ama, bu katilleri yetiştiren, bu sebepleri oluşturan düzeni, yönetimi destekliyor. Kur’an bu ırz düşmanı tiplere “hayvandan da aşağı” der. Hayvan böyle bir vahşet sergilemez çünkü. İyi, tamam da, bu ırz düşmanı katiller uzaydan gelmedi. Ve bu olaylar, Türkiye’de ilk olay değil. Anlaşılan o ki, vicdan ve fıtrat çok bastırıldı, çok kanadı, bu son olaylara tepkiyle çıkış yolu arıyor. Biz de vahşi katili şiddetle kınıyor, olaydan tiksinti duyuyoruz. 70’lik nineye de, üç yaşındaki bebeye de benzer saldırılar olan bir ülkede, akrabalar ve aile bireyleri arasında bile kesip biçmelerin sıradan bir ikinci sayfa olayı kabul edildiği bir ortamı, aslında Allah korkusu diye bir anlayış bırakmayan TC’ye, Atatürk ilkelerine borçluyuz. Devlete, okullara, mahkemelere, meclise, sokaklara, kamusal alana İslâm’ın karışıp müdahale etmesine izin vermeyin, bu şirk düzeni, bu câhiliye ortamı, daha ne Eylül cinayetleri, Leyla, Irmak, Özgecan vahşetleri ortaya çıkaracak. Devlet ve medya ektiğini biçiyor. “Bu gidiş nereye?” diye kimse sorgulamıyor. Sebepler aynı kalsın, bu sebebin doğal neticesine karşı çık! Böyle bir ucûbe yaşanıyor. Ciğerleri ortalığa saç, kediler ve aralarına karışmış köpekler ciğerlere saldırmasın, öyle mi? İslâm âlimlerinin hakkı anlatmasının önüne birçok engel konulurken; azgın köpek, eğer tedbir alınacağına, tam tersine, saldırması için tahrik edilirse, özgürlük adıyla istediğine saldırma hakkı verilirse…

Fıkra gibi kıssayı ya da kıssa gibi fıkrayı bilirsiniz: Nasreddin Hoca bir gün büyükçe bir köye gitmek için yola çıkar. Köye yaklaştığında, köyün dışında aç köpekler hocayı kendi usullerine göre “hoş geldin” karşılamasına çıkarlar. Hoca, üzerlerine doğru parçalayacakmış gibi gelen köpeklere “hoşt, hoşt, hoştbulduk” demeye çalışırken, elini yere uzatır, yerde kocaman taşlardan birini alıp korkutmak için köpeklere atacaktır. İyi de, büyük köyün yolları parke taşlarıyla kaplıdır. Hangi taşa uzandı ise, hiçbir taşı yerinden sökemez. Molla Nasreddin şöyle der: “Ne biçim köy burası, taşları bağlamışlar, itleri salıvermişler!” Hâlbuki taşları değil, itleri bağlamaları gerekiyordu. Evet, iki ayaklı hayvanlara alabildiğine hayvanî serbestlik, özgürlük devlet politikasıdır. Haramlara karşı nehy-i ani’l-münker yapıp bunu Allah’ın suç/haram saydığını söylemek ise kişilerin özgürlüğünü kısıtlamak kabul edilerek kanunen suç. Müslümanlara Müslümanca faâliyet konusunda nice zorluklar, yasaklar, kınamalar revâ görülürken; her türlü ahlâksızlığa, cinsel azgınlığa özgürlük veriliyor. Bir Müslüman, Müslümanca, günaha girmeden caddeye çıkamaz, denizden, deniz kenarından istifade edemezken; inlerinden çıkmış iki ayaklılar yatakta yapılacak şeyleri sokakta yapma özgürlüğünü doyasıya kullanıyor. Tevhid ehline, İslâm devleti talebiyle yürüyüş yapma hakkı verilmezken, o nursuz homolar, lezbiyenler “onur yürüyüşü” düzenleme hakkına sahiptir.

Siz Allah’tan korkmazlar, siz düzenciler, siz laikler, Atatürkçüler, Batıcılar! Sizin Irmak’ın, Eylül’ün, Leyla’nın, Özgecan’ın katli ile ilgili sızlanmaya, şikâyete hiç mi hiç hakkınız yok. Siz öldürdünüz bu kızları. Sadece bu kızları da değil, milyonlarca kız çocuklarını. Dünyasını da âhiretini mahvettiniz kızların. Eski Arap câhiliyesinde kızları diri diri toprağa gömerlermiş, sizler daha fecisini yapıyorsunuz, kızların âhiretlerini mahvederken. Dünyada iffetten, hayâdan, tesettürden, dinden-imandan soyarken. Düzenciler, laikler, Batılılar! Övünün eserlerinizle. Bu katiller sizin eseriniz. Sizin okularınızda okudu, Allah’ın kanunu yerine Atatürk ilkelerini öğrendi. Özgürlüğü öğrettiniz ama Allah’a teslimiyeti öğretmediniz onlara. Siz azdırdınız bu gençleri. Açıkta bırakılan yerlerinin örtülen yerlerinden daha çok olduğu sözüm ona giysilerle siz baştan çıkardınız bu gençleri. Gâvuru bile utandıracak TV. Programlarıyla, bakılacak yeri okunacak yerinden çok fazla olan boyalı basında siz özendirdiniz fuhşu. Ahlâk nutukları atmaya hakkınız yok. İmansız ahlâk mı olurmuş hiç? Olsa olsa ne idüğü belirsiz “etik” olur. İmanın olmadığı ahlâk, delik kaba su doldurmaya benzer. Niye ahlâklı olsun ki çağdaş insan?! Hem, çıplaklık, zina, içki ahlâksızlık mıdır ki? Ahlâksızlık olsa, devlet ve hükümet ahlâksızlığa müsaade eder mi hiç? İmanı, tevhidi, Kur’an ahlâkını gündeme bile getirmeyen hükümetin, İslâm’a kapalı ama küfrün her çeşidine açık Kemalist düzenin, laik ve karma eğitim sisteminin aslan (aslında sırtlan) payı var Eylül, Leyla, Irmak ve Özgecan olayında. Allah’ı hukuka, ahlâka, eğitime, devlete karıştırmayanlar, siz, evet siz suçlusunuz, katili siz yetiştirdiniz, onu bu hale siz getirdiniz, dolayısıyla katil sizsiniz.

Ey düzenin bekçileri! Siz nefsinize uyun, kendinizi temize çıkarmak için çabalayın. Suçu kendinizde aramayın, bu yazıdaki suçlamalarda suç unsuru var mı, onu arayın; olur mu? Atatürkçülük bunu gerektirir. Yoksa çarpar sizi Atatürkünüz. Hani ne idi onun ülkeye gösterdiği hedef: Muâsır medeniyet seviyesi. Günümüz Türkçesi ile çağdaş uygarlık seviyesi. Avrupa Birliğine kabul etmeseler de, Avrupa ve Amerika’daki cinsel suçlara hayli yaklaştı bu ülke. Tâciz ve tecavüzde, kadına karşı şiddet uygulamada Batı standartlarını yakaladı sayılır. İşte, çağdaş uygarlık hedefine ulaşıldı. Bir başlık da bu konuda açılmış olsaydı, Avrupa Kirliliğine hemen alırlardı. Girmek istenilen Batıda cinayetler tepki alsa da, namus kavramı olmadığından ırza tecavüzler artık pek yadırganmıyor. Amerika’da her 45 saniyede, bir kadının ırzına geçiliyor. Zina, karın doyurmak gibi kabul ediliyor.

Düzenin kanunları suçluya hak ettiği cezayı vermiyor, suçları önle(ye)miyor. Bunu gören bazı yazar ve yöneticiler Eylül’ün, Leyla’nın heyecanıyla “kısas”tan, şeriatın cezasından, idamdan bahsetmeye başladılar. İmana dayanmayan, günlük heyecana dayalı tepkilerin ifadesi olsa da, Kemalist laik düzenin çözüm üretmek yerine gençleri suça teşvik ettiğini görenlerin bir alternatif arayışı olarak okuyabiliriz bu tavırları. Evet, bu olay da gösteriyor ki, gayrı İslâmî düzen ve beşerî kanunlar suçları önleyemez, tam tersine; suç üretir, suçlu yetiştirir.   

Kontrolsüz güç, belâdır. Kişi arzularını, hevâsını dizginleyemezse, hem kendini ve hem başkalarını mahveder. Allah korkusu olmayan insanı nasıl frenleyeceksiniz? Bugün özgürlük diye yüceltilen anlayış, aslında hayvanî özgürlüktür. Afedersiniz eşek, istediği zaman anırır, istediği yere pisliğini yapar; özgürdür çünkü. Günümüz gençliği de bu tür özgürlüğe can atıyor, Eylüllerin, Leylaların, Özgecanların canlarını alıyor.

İnsan, Allah’tan korkmazsa, azdıkça azar. Zevklerin sonu yok. Hükümet zinayı suç olmaktan çıkarsın, Ankara caddeleri, fahişe reklam afişlerinden geçilmez olsun, fuhuş bilgisayarda klavyenin tıkı kadar, telefonun âhizesi kadar yakın olsun; “ahlâksızlığın bu kadarı yeter” denilmeyecek, 3 yaşındaki Leylalar, 70 yaşındaki ihtiyarlar bu ırz düşmanlarından korunamayacaktır. Ha bire derslik sayısını arttırmakla iş çözülmüyor. Okullara Demokrasi dersi koymakla, özgürlükleri arttırmakla insanlar ahlâklı olmuyor, mümkün ki demokratik ve Kemalist özgürlükler insanı daha çok azgınlaştırıyor. Yollara, köprülere önem verildiği kadar Allah korkusuna da önem verilseydi, insanlar böyle yoldan çıkmazdı. Yol kenarlarına gül dikmek yerine, insanın gönlüne iman dikmeye çalışmış olsalardı, ülke bambaşka olurdu. Müslümanca yapılan bir iş kalmadı. Politikacı hırsız, memur rüşvetçi, futbolcu şikeci, esnaf hilekâr, sanatkâr sahtekâr olmasın diye hangi tedbir alınıyor, gelsin de biri bana anlatsın. Askere gidenin ağzı bozulur, çiklet çiğner gibi ağzında küfür geveler. Cebinde biraz parası olan karısını kızını halka teşhir eder. Televizyonlar, adamlara nasıl boynuz takılır, eşler nasıl aldatılır, onun yolunu gösterir. İnternet fuhşu ayağa getirir. Devlet bütün bunları teşvik eder, yetmiyor gibi, kapısına bayrak asıp bekçi dikerek geneleve gidenlere hizmet eder. Kanı kaynayan gençleri, liselerde, fakültelerde aynı sınıfta, aynı ortamda karma eğitime devam ettir. Nasıl eğitim aldıkları, hayatta uyguladıklarıyla ortaya çıkıyor. Takvâ, hayâ, iffet, ibâdet bilinci, hesaba çekilme endişesi, cehennemden çekinme, Allah’tan korkma, tesettür şuuru, âhireti hesaba katma gibi erdemler; okulların kapısından içeri giremez. Ama heykelsiz, törensiz okul olmaz; Besmelesiz, Kitap’sız eğitim olur da, Atatürksüz, laik ilkelerden bağımsız eğitim olmaz.   

 

 

ahmet kalkan

islam ve hayat

Google+ WhatsApp