Eylül

Eylül


12 Eylül kulaklarımıza çarpan bir sonbahar müjdesi değil, aksine belleğimizde ihtilallerin, saldırıların ve kurşun yüklü bulutların ayak izlerini fısıldayan bir tarih, mazlumların feryadını gizleyen bir arşiv. Orta yaşın üstünde yer alan herkes hatırlar, 12 Eylül 1980 tarihinde ülkemizde askeri bir darbe yapılmış ve Türkiye vesayetçi zorbaların baskı ve dayatmaları ile yeniden şekil almıştı. Emperyalist güç odakları birey ve toplumlar üzerine nüfuz etmiş ve doğu- batı, sosyalist-kapitalist ekseninde kamplaşmalar başlamıştı. Ülkemiz bu kamplaşmalardan fazlasıyla etkilenmiş ve sağ-sol çatışmaları kışkırtılarak toplumsal kaos ortaya çıkmıştı.

 

Belleğimizde yer alan 12 Eylül bir sonbahar sabahı değil kuşkusuz, aksine postal kokan ayaklar ve genç, yaşlı onlarca insanın kurumuş yapraklar gibi toprağa serildiği, çok sayıda kişinin gözaltına alındığı, fişlendiği yargılandığı, hüküm giydiği, haklarında soruşturma açıldığı, katledildiği, infaz edildiği, işkenceye maruz kaldığı kanlı bir darbenin adı, baskı ve dayatmaların yaşandığı karanlık bir fotoğraf… 12 Eylül belleğimizin arşivine kaldırdığımız şiddet, baskı, esaret ve ölümlerin yer aldığı kanlı bir tarih…

11 Eylül belleğimizde, dökülen yaprakları çağrıştıran bir tarih değil kuşkusuz aksine füze saldırılarının, işgallerin, ötekileştirmenin, İslam’a ve Müslümanlara atılan kara bir lekenin adı…

 

11 Eylül belleğimizde toprağa düşen yağmur tanelerinin habercisi de değil. Şiddet ve nefreti çağrıştıran karanlık bir tarih… Hatırlarsınız… 11 Eylül 2001 tarihinde zamanın Firavunlarının yazdıkları senaryo sahneye konulmuş ve sömürü faaliyetlerine hız verilmişti… Üretilen düşman üzerinden İslam düşmanlığı yayılmaya ve Müslümanlar şiddet yanlısı olarak lanse edilmeye başlanmış, kitleler üretilen spekülasyonlarla meşgul olurken mazlum halkların kaynakları sömürülmüştü.

 

Soğuk savaş döneminde hengâmeli bir süreçten geçen kapitalist zorbalar 11 Eylül saldırılarını bahane ederek İslam coğrafyasını kuşatma altına almış ve Müslümanları terörist olarak lanse edip onların sahip olduğu iktisadi ve doğal kaynaklara el koymuşlardı. Hatta hiç olmadığı kadar açılmış, petrol ve doğalgaz yatırımlarını artırmışlardı.

 

11 Eylül ABD zihniyetinin işgal ve katliamlarına bahane olarak kurguladığı bir saldırıydı ve önce Afganistan’a girildi daha sonra Irak, Suudi Arabistan ve Mısır olmak üzere Ortadoğu’daki iktisadi siyasi çıkarlar merkeze alındı ve işbirlikçilerle görüşmeler yapılarak işgaller sürdürüldü. İşgalci İsrail’in güvenliği gündeme getirildi ve Filistin’de yaşanan katliamların üzeri örtülmeye çalışıldı.

 

Öteden beri zikredilen yenidünya düzeni söylemi ABD müdahaleciliğinin takındığı karanlık bir maskeden başka bir şey değildi. Maske düşmüştü fakat maddi ve manevi bütün kaynaklarını kaybeden Müslümanların artık direnecek güçleri kalmamıştı. Onlar artık Eylül’ün sonbaharın ayak seslerini müjdeleyen bir ay olmadığının farkındaydılar, takılan maskelerin ardında işgallerin, katliamların ve sömürü niyetlerinin olduğunu görüyorlardı ancak ne ellerinde ne de göğüslerinde hiçbir şey kalmamıştı, bütünüyle yoksuldular ve edilgen bir nesne gibi yaşamaya razı oldular. Göğüslerinde taşıdıkları iman, azim, cihat ruhu ve kararlılığı kaybettikten sonra ne ile direnebilecekler ve ne ile karşılık verebileceklerdi ki! İslam coğrafyasında her şey ters yüz oldu… İyiler kıyıya çekilip sustular, kötüler ise düşmanla işbirliği yapmaya devam ettiler… Çok acı!

Google+ WhatsApp