Ey Sevgili

Ey Sevgili

Kuran’da geçmemekle birlikte hitapların en güzellerinden birisi olduğu için peygamberimize verilmiş olan ünvanlardan birisidir, sevgili. Her ne kadar Kuran merkezli düşünceye uygun olmasa da Allah’a karşı sevgi dolu olmak, ona bağlı olmak, emirlerinin savunucusu olmak gibi güzel hasletlerin karşılığı olarak

Ey Sevgili

 

Kuran’da geçmemekle birlikte hitapların en güzellerinden birisi olduğu için peygamberimize verilmiş olan ünvanlardan birisidir, sevgili. Her ne kadar Kuran merkezli düşünceye uygun olmasa da Allah’a karşı sevgi dolu olmak, ona bağlı olmak, emirlerinin savunucusu olmak gibi güzel hasletlerin karşılığı olarak kullanılmıştır.Her birimizin yaşamında sevgilisi olmuştur. Bu bir karşı cins olabileceği gibi arkadaşımız, nefsimiz,işimiz de olabilmiştir. Ancak sevgililer içinde en sevileni, hatta ilah konumuna dahi çıkarılanı, her zaman kendi nefsimiz olmuştur. Her zaman içimizde olan, tanrılaşmak istek ve arzusunu ömrümüz boyunca elinden bırakmayan, dünyevi hırslarını gerçekleştirmek için her şeyi feda eden, kişinin öte dünyasını cehenneme çevirmekten adeta zevk duyan, bizi bir an olsun yalnız bırakmayan en büyük sevgiliyedir hitabım!

Ey Sevgili! İçinde az da olsa kalmışsa alınganlığın, alın bu sözlerimden! Bu sözlerin amacı seni üzmek,kırmak, yermek değil kendine getirmektir. İlahi emir çerçevesinde ölüm gelip çatmadan ölmen içindir. Ölümde değil ama ölüm düşüncesiyle dirilmendir hedefim!

Ey Sevgili! Gelip geçici bu dünyada iktidarda olma hırsını anlıyorum, ama hiç bir zaman hak vermiyorum. Senden önce de nice padişahlar, krallar, kendisini tanrı zannedenler gelip geçti. Evet Sevgili,gelip geçti! Ve ne yazık ki sen de gelip geçeceksin! Sana ağır gelse de gerçek bu. Sen değil misin ki sonsuz yaşama kavuşacağım ümidi ile cennette yasak meyveyi yiyerek Allah’a bile baş kaldıran!Elbette bana da baş kaldıracaksın! Ama senin başkaldırın, söylediğimin gerçekliğini hiç değiştiremeyecek.

Ey Sevgili! Dünyevi makam elde etmek için önünde engel gördüklerini çeşitli yollarla ortadan kaldırdın. Hiç düşünmediğine eminim, onlara zulüm ettiğini! Çünkü sen hep haklısın ve her şeyin iyisine layıksın! Ancak şunu da mı düşünmedin? “Ya kırdığın gönlü Allah seviyorsa? Bilemezsin, bilseydin ödün kopardı, dokunamazdın…”. Düşünseydin, yapmazdın zaten!”.

Ey Sevgili! Her şeyi bilmek Tanrı’ya yakışır. Dikkat ettin mi hiç! Sen de her şeyi bildiğini sanıyorsun.Kendine sor bakalım, bilmediğin bir konu var mı? Oysa sen de bir damla sudan yaratılmadın mı? O halde bu büyüklenme niye!

Ey Sevgili! Kendinden güçlülerin yanında acizliğini kavrayarak küçülen sen, niçin mustazaflar karşısında tanrı olduğunu sanıyorsun! Oysa tanrının bağırsakları olmaz! Bunu da bile bile bu tekebbür neden? Yarın ölüm hak olduğunda bu gerçeği anladığında geç kalmayacak mısın?

Ey Sevgili! Elindeki güçle edindiğin dost ve arkadaşlıklar bir gün gelip güç elinden gittiğinde yok olacak. O zaman nice insanlar gibi sen de “dostluklar ve arkadaşlıklar hep çıkarmış” demeyecek misin?O zaman böyle ağlamaya sızlanmaya hakkın ve mecalin olacak mı? Çünkü bu putu sen yaptın, sen taptın! Şimdi ise cezanı çekeceksin. Menfaatlere dayalı arkadaşlıkların bu dünyada geçici de olsa bir değeri ve geri dönüşü var. Öte dünyada ise hiçbir değeri olmadığı gibi zararını da göreceksin!

Ey Sevgili! Dünyevi hırs ve kaygılarla, makam sevdası ile birlikte oldukların şu an değil, ama yarın seni sattığında üzülmeye hakkın da olmayacak. Rüzgâr eken her zaman fırtına biçmiştir. Zira Allah’ın vaadi haktır ve er geç yerine gelecektir!

Ey Sevgili! Seni Hak yoluna, adalete ve kardeşliğe davet edenler bugün rahatsızlık veriyordur. Önündeki hedefler için onları engel görüyorsundur. Oysa onlar iyi ki varlar. Onlar senin kendine ve çevrene zarar vermemen için serden geçtiler. Onlar necip milletin, fazileti hatırlatan âcizane bireyidirler. Üstünlükleri makamlarında değil şahıslarındadır! Senin kaldıysa eğer ruh köküne bundandır dokunuşları!

Ey Sevgili! Allah’ın muhsin kullarını da dinle. Zira onlar dünyevi makam ve mevki hesapları ile yaşamadılar. Hatta yaşayamadılar! Yaşatmadılar! Onlar bu millete, daha da ötesi ümmete olan borçlarını canları ile ödediler. Canlarını kurtararak dünyevi makamlara gelebilecekleri halde davalarını satmadılar, kişiliklerini bozmadılar. Şekilden şekle girmediler. Hiçbir zaman ikiyüzlü olmadılar.Etnik kökenlere vurgu yapmadılar. Dimdik durdular. Onları sevenlerin de kendileri gibi olmalarını çok istediler. Ancak onun “Üşüyorum” dediği ve Rabbine kavuşmak istediği dünyada onun yolunda olduğunu iddia edenlerin makam ateşiyle ısındığını gördük.

Ey Sevgili! Alpaslan’ın Anadolu kapılarını açtığında içinde bulunduğu ruh halini de unutma! O ve onun yanında bulunanlar bu topraklar için inandıkları uğrunda canlarını verdiler. Dünyevi makamlar için lafı eğip bükmediler, adaletten ayrılmadılar, ayak oyunları yapmadılar.

Ey Sevgili! Şeyh Edebali’yi de hatırla! Altı yüz yıl dünyaya hükmedecek, Türk’ün adaletini ve sistemini yaşatacak olan devletin temelleri atılırken dediklerini hatırla! Sen ki yıllarca bu idealler uğruna yaşadığını iddia ettin. Şimdi bunu sözde değil, özde yaşadığını gösterme zamanı. Yarın çok geç olacağı kesin olmakla birlikte, belki bugün anlarsın diye de ümit var olmak istiyorum!

Ey Sevgili! Türk toplumunda er doğmak çok önemlidir. Belki er doğan olmak elimizde değil, ama bu ülkeye hizmet ederken sağlığından ve canından olanların haklarını teslim etmek gerekir. Bunun da en güzel göstergesi ilahlık iddiasından vazgeçmek, Hak için halka hizmet etmek, ne olursa olsun adaletten ayrılmamak ve şeytana ruhunu teslim etmemek gerekir.

Ey Sevgili! Allah’ın kitabını okuyup anlamadan bu yaşa kadar çok kitap okudun. Dünyevi makamlar elde etmek, güçlüler nezdinde itibar kazanmak, “Ben de sizin gibiyim, en azından sizin için okuyorum.” demek için kulları memnun edecek sıradan eserler okuyacağına keşke Allah’ın kitabını okusaydın ve onun içinde görev olarak verilen adaleti, merhameti, diğerkâmlığı anlasaydın.

Ey Sevgili! “Bir ülke küfür ile yaşayabilir, zulüm ile asla!” sözünün sırrına ererek, yarın ve makam kaygıları ile zulme sessiz kalmasaydın, küfre düşmek pahasına zulme karşı çıksaydın. Ya da keşke küfre düşmeden zulme karşı çıkabilse idin!

Ey Sevgili! Allah’ın sana lütfettiği ve senin tavrını gözleyerek imtihan ettiği makamlarda “Bu millete ne verebilirim.”, “Yarın Allah sorarsa, sana mal ve makam verdim, sen ne yaptın.” derse ne diyeceğim düşüncesi ile hareket etsen çok şey kazanırsın. Belki bu dünyada kaybedersin ama Allah’ı kazanırsın! Anlayan için kazançların en büyüğü ve eşsiz olanı da elbette ki Allah’ın rızasıdır.

Ey Sevgili! Darü-n Nedve toplantılarında müşrikler kendi kendilerine bir dünya kurarken zayıf olarak gördükleri Müslümanlara zulmetmenin yollarını arıyorlardı. Kendi otoritelerini tesis etmek adına insanlar arasına nifak sokmanın, zulmetmenin türlü yollarını buluyorlardı. Ancak Allah onların hilelerini tersine çevirdi ve mustazaflar sonuçta kazanan taraf oldu. Zira her zaman hancılar ve yolcular arasında böyle bir ilişki vardır. Sen ise her zaman yolcu olduğun düşüncesini aklından çıkarma!Çağdaş Darü-n Nedve toplantılarında hakkı ve adaleti savun ki yolcu olduğun zaman da yanında dostların olsun!

Ey Sevgili! Kendine her an şunu sormalısın. Hazreti Ömer devletin mumu ile kendi mumunu kullandığı saatleri ayırırken ve kul hakkından korkarken, sen ne yapıyorsun? Hizmetin karşılığı verilen maaşı hak edip etmediğini, bunun dışında kul hakkı olmasın diye neler yaptığını, her akşam başını yastığa koyduğunda düşünüyor musun? Sana halkın emanet ettiklerini Hak için gözetiyor musun?Yoksa dünyevi beklenti için peşkeş mi çekiyorsun!
Ey Sevgili! “Biz, emaneti göklere, yere ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan
korktular da onu insan yüklendi. O cidden çok zalim, çok cahil bulunuyor!” ayeti çerçevesinde sana emanet edilenleri hakkıyla değerlendirdin mi, korudun mu? Ama sen cahil cesaretiyle dağların dahi yüklenmediği emanet alma işini hemen kabul ettin. Cahil olduğunu anlarım da inşallah zalim olmazsın!

Ey Sevgili! Çevrende bulunan, nefsini okşayan ve birbirinize destek olduğunuz küçük tanrıcıklar ile bir arada anılmak hoşuna gitmese de ortak hedefi dövme noktasında zaman zaman birlikteliğiniz oldu. Yarın da olacaktır! Ancak Allah bu dünyada hesap yapanlara kendisinin de bir hesabı olduğunu ve hesabı seri göreceğini haber vermektedir! Sen tanrılaşmaya çalışırken farkına varmadan ve bağırsaklarına bakmadan seni yaratan Allah’a rakip olmuşsun. Büyüklenme gözlerini kör etmiş ve seni dünyevi hedefe kilitlerken ilahi hedefe de oturtmuş!

Ey Sevgili! Sen bir takım kelime oyunları ile beni ve çevreni kandırdığını zannedersin. Oysa gerçekte kaybedenin sen olduğunu biliyorsun. Ancak şeytan insana yaptığı yanlışları güzel gösterir. Sonuçta çirkinliğini görsen bile iş işten geçmiştir. Bir zamanlar nefsini ilah edinen Firavunun durumu gibi.Hazreti Musa ve çevresine zulmeden Firavun tövbe etse de artık olay bitmiştir. Kızıldeniz kapanmış,Hazreti Musa kurtulmuş ve Firavun için ölüm gerçekleşmiştir.

Ey Sevgili! Hazreti İbrahim’i de unutma! Hani bir zamanlar zulme ve küfre karşı lafı eğip bükmeden,kafasının ardında herhangi bir niyet taşımadan, salt Allah’ın emrinin gerçekleşmesi ve güce tapınmanın son bulması için mücadele etmişti. Ateşe atılsa bile hakkı haykıran bu yiğit peygamberi Allah bize boşuna örnek göstermiyor. Sen ne kadar tanrılaşmaya çalışsan da İbrahim o kadar kullaşmıştır.Zira bize yakışan Allah karşısında kul olmaktır. Kulların en güzeli ve numune-i imtisal olan Hazreti İbrahim her zaman dosdoğru ve mert bir kişi idi. Bu yüzden sen de onu örnek al! Onun kadar olamazsın, ama az bir çabayla onun gibi olabilirsin!

Ey Sevgili! Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hazreti Muhammet’i de anmadan geçmek olmaz. “Bir elime ayı diğer elime güneşi koysanız, yine de hak bildiğim davadan vazgeçmem!” diyen peygamberi. Emin olma vasfının dünya temsilciliğini elinde bulunduran ve arkadaşı Ebu Bekir’e “O söylüyorsa doğrudur”sözünü söyletecek kadar arkadaşlık ve dürüstlük timsali olan peygamberi. İnsanlara Allah’ın mesajını iletirken kendisini Taif’te taşlayanlara beddua etmesi önerildiğinde “Allah’ım onları affet, onlar gerçeği bilmiyorlar.” diyen rahmet peygamberi. Her insanın olması gerektiği gibi olan ve çağlar ötesinin günümüze örnek insanı. Sen onun yolunda olduğunu da söylersin! Ancak onu da dinlemiyorsun! O Allah’ın rızasını ve insanlar arasında merhameti tesis etmeyi hedefine koymuşken sen onu da aşmışsın! Peygambere benzemen gerekirken tanrılaşma iddiası ile ilerliyorsun! Dünyevi iktidarı elde etmek pahasına Allah tarafından verilen misyonunu terk etmişsin!

Ey Sevgili! Allah’a bile zor kul olan insan müsveddelerini kendine kul edebilirsin! Senin tanrılığın kullarının inkârına kadardır. Güce tapınanlar daha güçlüsünü bulunca hemen saf değiştirirler. O yüzden sen onlar için ilk değil, tek değil ve son hiç değilsin!

Ey Sevgili! Çağımız bulunmaz Hint kumaşlarının değil, Hindistan’ın kendisinin dahi öneminin kalmadığı bir çağdır. Şeytan bedelini ödetmeden kimseye bir şey vermiyor. Emek, deneyim, çalışma,gayret gibi feodal değerlerin pek önemi kalmamıştır. Rant değeri olmayan hiç kimseye kolay kolay kapılar açılmıyor. Dünyevi makamlar için kapılar sen çalmadan açılmıyorsa, her an ruhunu şeytana teslim edeceksin veya etmişsin demektir! Sana açılan kapıyı hiç çaldın mı, kendine bir sor bakalım!

Ey Sevgili! İzbe köşelerde, loş mekânlarda, satış toplantılarında elde edilen itibar gelip geçicidir.Altında zillet, eziklik, ikiyüzlülük vardır. Aydınlık yarınlar ve adaletli uygulamaların bu yerlerde ve bu yerlerde itibar arayanların dünyasında yeri yoktur! Yaptığın yanlışları sana savunarak iyi gösterenlerle düşüp kalkacağına sana rahatsızlık verse de yüzüne eleştirenlere kulak ver! Eskiden dalkavuklar üst makamdakileri rahatlatmak için görev yaparken günümüzdeki modern dalkavuklar ise arka planda kalmakta, kendi iktidarlarını tesis etmek ve güçlendirmek için çalışmaktadırlar! Bu yüzden ne dalkavuk ol ne de dalkavuk tut! Hele dostlarını ve dostluklarını bu duruma hiç düşürme!Dalkavuklar sonuçta ya gerçeği çarpıtıp eğlenmeni sağlayarak ya da seni yönlendirip gerçeklerden
uzaklaştırarak sana zarar verirler!

Ey Sevgili! Yarın ben yokum, sen de yoksun! Bu hırs niye? Çevrendekileri kırarak, intikam hissiyle dolarak, zulmü abat ederek nereye varılır ki! Normal yaşamda yüzüne bakabilecek kaç dostluk bıraktın ki çevrende! Bugün yüzüne gülenleri dost zannetmiyorsun belki, ama onlarsız da yapamıyorsun!Göstermelik ve iğreti arkadaşlıklar rant bitene kadardır. Ya sonrası! Ya öte taraf!

Ey Sevgili! Çevrende seni pohpohlayan ve kendi çıkarı için kullananlar var biliyorsun. Tıpkı senin de başkalarına yaptığın gibi! Ortak bir yaşam ve çıkar için bunlara da katlanıyorsun. Ne iğrenç bir ilişki düzeyi! Sana bilgi aktaran pespayeleri çevrende tutarak seviyeyi düşürdüğün gibi dedikodularla yaşamını ve ilişkilerini de düzenliyorsun. Yaptığın yanlışları sana söyleyenlere ya kızıyor ya da gereksizce kendini savunuyorsun! Sonuç ise hiç değişmiyor. Çünkü dünyevi hırsların için yanlış yapıyorsun!

Ey Sevgili! Ya gelecek planların için yaptıklarına ne demeli! Sen basit bir kul ve yarının değil, bir saniye sonran bile garanti değil iken yaptıklarına bak! Birilerinin ya yanlış yapmasına susarak zemin hazırlıyorsun ya da yanlış yaptırıyorsun! Tanrılaşmanın da sınırı yok, sen de biliyorsun! İleriye hep ileriye! Oysa “Sen ne yeri delebilirsin, ne de göğe çıkabilirsin.”. Peygamberlerin bile “nefsini tanrı edinmekten korktuğu” bir dünyada bu cesaret nereden!

Ey Sevgili! Adaleti uygulaman gereken noktada uygulamadığında, bir gün gelir zalimlerden adalet dilenme hakkın olmayacaktır. O zaman eski defterler açılıp insanın yüzüne vurulur. Biyolojik ve sosyolojik gücüngüvenme! Yok, ben güvenirim diyorsan sana Firavun, Karun ve Belamı hatırlatırım.Allah bunlar gibi nice mütekebbire dersini vermiş ve bize anlayabilelim diye örnek göstermektedir!

Ey Sevgili! Sen de yaşamının bir döneminde zulme uğradığını düşünüyorsun. Peki, sen gücü ele geçirdin de farkın ne oldu! Hiç değilse onlar “ötekilere” zulmediyorlardı ve mantıksal gerekçeleri vardı. Sen ne adına ve kime yapıyorsun bu yanlışları! Oysa sen adaleti göstereceksin ki onlara dediğin sözlerde ve aldığın tavırlarda haklılık payın olsun! Şu anda sen de onlar gibisin! Hatta daha da kötüsü! Çünkü onlar hakkı bilmiyorlardı, sen ise biliyorsun!

Ey Sevgili! Yaşam gelip geçiyor. Yarın bana bir şey olmaz dememek lazım. Bugünden yarına çok şey değişti ve değişecek. Yarını düşünerek bugünü yaşamak lazımdır. Aksi halde zillet kaçınılmazdır.Bugün yüzüne gerçeği diyemeyenler arkandan diyecekler, ya da gücünü kaybettiğin an hem diyecekler hem de seni aşağılama sıralarını kullanacaklar. Bu yüzden yarın hak, adalet, insanlık, kardeşlik, arkadaşlık gibi kavramlardan nasiplenmek istiyorsan ekimini bugünden yap!

Ey Sevgili! Bugün kırdığın gönüllere ve yıktığın köprülere bir gün senin de ihtiyacın olacak. O günü düşünerek kırma ve yıkma! Kâbe’yi yıkmak ve yeniden yapmak hem daha az sorumluluk hem de daha az emek gerektirir! Sen ise her gün onlarca insanı kırıyorsun! Bir gün kırılma sırası sana geldiğinde sana acıyan, merhamet eden ve savunan kimseyi bulamadığında anlayacaksın, iktidarda olmak hırsıyla yaptıklarının hepsinin boş olduğunu!

Ey Sevgili! Bir din veya fikir iktidara geldiğinde iyiler ya mezarda ya da kenarda olurlar. Ancak senin gibi dünyaperestler her zaman ortada olmuşlardır. Ortada olmalarının da gerekçeleri hazırdır. “Biz olmasak daha kötüleri gelecek ve siz de zulme uğrayacaksınız.” Oysa sizler de bir müddet sonra zulüm eder ve önce yakınlarınızdan başlarsınız. Ve bilmez misiniz ki yanlışı kim yaparsa yapsın yanlıştır.Ormanı kıran geçiren baltanın sapının yine ağaçtan olması ise çok daha acıdır.

Ey Sevgili! Makamı elde etmek ve iktidar olmak için kişiliğinden ödün vererek ödediğin bedeller hiçbir zaman yeterli gelmeyecek! Bu sefer de makamda ve iktidarda kalmak için bedel ödeyeceksin! Yaptığın yanlışın farkına varıp dönmediğin takdirde kişiliğin bitene kadar bu bedel ödeme devam edecektir. Sonrasında ise ruhunu şeytana satmış bir zavallı gibi kalacaksın! Geçmişini hatırlamamaya özen gösterecek, hatırlatacak olanlardan uzak duracaksın! Ancak geçmişin seni hiç yalnız bırakmayacak. Kan kusacaksın iç dünyanda, ama utancından kızılcık şerbeti içtim diyeceksin!

Ey Sevgili! Güç sahiplerinden elde edeceğin menfaat karşılığında, senden yukarıda bulunan kullara öykünecek, onların ufak bir lütfu için bin takla atacak, kişiliğini ve kariyerini onların elinde malzeme yapacak ve bundan gocunmayacaksın. Ancak kendi çevrende, bilgi ve emeğinle kazanmış gibi üstünlük taslayarak ezilen gururunu ve insanlık onurunu kurtarmaya çalışacaksın. Güçlüler yanında yaşadığın ve kazandığın zilletini, zayıflar yanında kurtarmaya ve izzete dönüştürmeye uğraşacaksın!

Ey Sevgili! Biliyorum sana çok değer verdim. Bu kadar yazılacak kadar değilsin! Ancak biz bir bütünün parçalarıyız. Birbirimize olan muhtaçlığımızı şeytanın bizden olan ülkeleri karıştırdığı gibi bizi karıştırdığında anlayacağız ve o zaman bazı şeyler için çok geç olacak! Oysa ben yoksam, sen kesinyoksun! Senin varlığın bile benim varlığıma bağlı!

Ey Sevgili! Ahmet Altan’ın dediği gibi “Ey kavmim… Sen ki peygamberlerini bile dinlemedin beni hiç dinlemezsin.” demiyorum. Artık bu söz miadını çoktan doldurmuştur! İnsanlık bu sözü öyle kanıksamıştır ki hiç bir anlamı kalmamıştır. Ben de diyorum ki “Biliyorum sen, seni yaratan Allah’ı bile dinlemedin ki beni hiç dinlemezsin.”. Ama benim yine bir ümidim var. Akşam başını yastığa koyup“Bugün Allah için ne yaptım” dediğinde hepsini nefsin için yaptığını fark edeceksin ve “Eyvah! Ben güneşi ceketinin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanı olmuşum!” diyeceğin an bu sözü anlayacaksın! O zaman da “Beni dünyaya geri gönderiniz ki, terk ettiğim dünyada salih bir amel yapayım.” dediğinde Allah ayetin devamıyla şöyle cevap verecek “Hayır! Bu, sadece boş bir sözden ibarettir.”.

Ey Sevgili! Sen şeytanın bedendeki temsilcisi, doymak bilmez muhalifi, yanlışların tetikleyicisi,makam ve para meraklısı, otorite düşkünü, ilahlık iddiasında bulunan zavallı, öte dünyanın yollarını zulümle ören aydınlık düşmanı! Sen sevgili olsaydın, kendini ve menfaatini değil, kendi dışındakileri düşünürdün! Sen sevgili olsaydın zaten bu kadar yanlışı yaptırmazdın! Sen sevgili olsaydın, gerçek dosttan uzaklaştırmazdın! Sen sevgili olsaydın, sevgili gibi olurdun!

 

 

Bu yazı Dr. Ali Korkmazın “VEYL” isimli kitabından alınmıştır.

Google+ WhatsApp