Ey “dindarlar” mührü nereye bastığınıza dikkat edin!

Ey “dindarlar” mührü nereye bastığınıza dikkat edin!


Ey “dindarlar” mührü nereye bastığınıza dikkat edin!

 

 

“Ben partimin amblemine mührü basarım, gerisine karışmam” kaçamağı kimseyi kurtarmaz. Senin partin kuruluş amacını da, kıblesini de şaşırıp hareket tarzını Kandil Dağı’na ayarlamış olanlara katılmışsa, ortada senin partinden eser kalmadı, çoktan bir tarafı CHP, bir tarafı PKK oldu demektir!

Yanlış yaptığınızı anlamanız için CHP ile aynı torbaya girdiğinizi fark etmek bile yeterken, yanınıza bir de PKK’yı aldınız. İzahı namümkün bir olgudur bu.

CHP’ye “kılıf” uydurmaya çalışan “dindar”lara da iki çift sözüm var: CHP sıradan bir siyasi parti değil, bir “zihniyet” mirası”dır. Kökleri İttihad ve Terakki Cemiyeti’dir. Özü, Sultan II. Abdülhamid ve Sultan Vahideddin’in şahsında, tüm Osmanlı’yı reddetmekten ibarettir…

Kendi karanlık geçmişlerini reddettiklerine yahut o yüzden milletten özür dilediklerine dair bir işaret olmadığına, Dersim katliamı gibi kitlesel cinayetleri bile hâlâ mazur görüp göstermeye çalıştıklarına göre, CHP’nin “eski”si ile “yeni”si arasında fark aramak, Erdoğan kini yüzünden CHP’ye yönelmek için mazeret aramak dışında bir anlam ifade etmez.

Sormak lâzım: CHP’ye oy toplayarak, CHP’yi mazur göstermeye çalışarak, ne yaptığınızın farkında mısınız?

“Cehennemim var diye kurum etme ey Tanrım,

Bağrımdaki ateşle Seni bile yakarım!” (Aşık Yusuf imzasıyla) gibi şiirler karalayan CHP ideologlarından Falih Rıfkı Atay’a mı iltihak ediyorsunuz?

17 Mayıs1942 tarihinde, yani CHP’nin tüm hışmıyla muhalefetsiz iktidar olduğu dönemde, Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü İç Matbuat Dairesitarafından basın kuruluşlarına gönderilen bir tamimde, “Her ne şekil ve surette olursa olsun, memleket dahilinde dini neşriyat yapılarak, dini bir atmosfer yaratılmasına ve gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz” (Kara Kitap, Eşref Edip, Sebilürreşad Neşriyat Bürosu)deniyor…

24 Temmuz 1945 tarihinde “Matbuat Umum Müdürü Namına İzzettin Tuğrul Nişbay” imzasıyla gönderilen ikinci tamimde ise, “Gazetelerin son günlerdeki neşriyatı arasında dinden bahis bazı yazı, mütalaa, ima ve temennilere rastlanmaktadır. Bundan sonra din mevzuu üzerinde gerek tarihi, gerek temsili ve gerekse mütalaa kabilinden olan her türlü makale, bend, fıkra ve tefrikanın neşrinden tevakki edilmesi (kaçınılması) ve başlamış bu kabil tefrikaların en geç on gün içinde nihayetlendirilmesi ehemmiyetle rica olunur” (a.g.e) buyuruluyor. 

Siz de bu fikirde misiniz?..

Eski Tokat Milletvekili Refik Ahmed’in, yarı resmi UyanışDergisi’nde yayınlanan makalesinde, “Allah’ı da sultanla birlikte tahtından indirdik, bizim mabetlerimiz fabrikalardır” şeklinde bir cümle sarf etmesini nasıl karşılıyorsunuz?

CHP teorisyenlerinden Yakup Kadri, 4 Mart 1931 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde, “Laik cumhuriyetin resmi dairelerinin dini bayramlarda tatil edilmesi laikliğe aykırıdır” diye yazmıştı… Bu görüşü benimsiyor musunuz?

Edirne Mebusu Mehmet Şeref Aykut,“İlkelerimiz... Yaşamak dinini aşılayan ve bütün prensipleri ekonomik temeller üzerine kuran bir dindir” şeklindeki beyanına katılıyor musunuz?

O günlerde yere-göğe sığdıramadıkları Yaşar Nabi, “Motorların şarkısı olsun yeni bestemiz/ Yeni din ezanları, minareler yerine/ Bulutlara püsküren bacalarda okunsun” şeklindeki karalamaları içinize siniyor mu?

18 Ekim 1926’da Samsun Milletvekili Ruşeni (Barkın) Bey tarafından yazılan bir makalede, “Din Yok, Milliyet Var” deniliyor, “Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren ‘milliyetçiliğimizdir’… 

O halde felsefemizde din kelimesinin tam karşılığı ulusalcılıktır. Ulusunu seven, ulusunu yükselten ve ulusuna dayanan insan, her zaman güçlü, her zaman namuslu ve her zaman onurlu bir insandır… 

Hangi ulusun yüceliği, Türklüğün ululuğu kadar tarihin bilinmeyen enginlerine uzanmıştır? Ve en nihayet hangi ulus ölürken Azrail’i tepelemiştir. Dünyada Türk olmak kadar onur mu var? Ve Türk olmak kadar ‘din’ mi var?” şeklinde ifadeler kullanıyor. Buna katılıyor musunuz?

Bunlara ve benzerlerine “evet” diyorsanız “dindarlık” iddianızdan vazgeçmişsiniz demektir. Yeni kimliğinizde mutlu-mesut yaşayın! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp