Ey Amerika! Kızılderililere ve zencilere ne yaptın?

Ey Amerika! Kızılderililere ve zencilere ne yaptın?


Ey Amerika! Kızılderililere ve zencilere ne yaptın?

 

 

“Tarihi galipler yazar” derler. Amerikan tarihini de “galipler” yazdı: Galipler, yani beyazlar! Eğer zenciler ve Kızılderililer yazsaydı, bütün dünyaya “kahraman”olarak tanıtılan “sığır çobanları” (kovboylar) kanlı katiller olarak tarihe geçeceklerdi.

Amerikan tarihinin “Kızılderili isyanı” olarak gördüğü Oturan Boğa (Tatanka Iyotake) kalkışması (1831 - 15 Aralık 1890) da Kızılderili Siyu kabilesinin “özgürlük savaşı” olarak selamlanacaktı.

Oturan Boğa, ABD ordularına karşı savaşan son Kızılderili kabile şefi idi. Yaptığı konuşmada tüm dünyaya şöyle seslenmişti:

“Beyazlar verdikleri hiçbir sözü tutmadılar. Sahip olma isteği onlarda bir hastalık olmuş. Bu insanlar, zenginlerin bozabileceği ama fakirlerin bozamayacağı birçok kural koymuşlar… Fakirlerle güçsüzlerden vergiler alıyorlar. Toprağımızın kendilerinin olduğunu söylüyor, komşularını çitler yaparak kendilerinden uzaklaştırıyorlar. Topraklarımızı binalarla ve diğer süprüntülerle çirkinleştiriyorlar. Bu ulus, baharda yatağından taşarak, yoluna çıkan her şeyi yok eden bir ırmağa benziyor...”

Söyledikleri doğruydu, ama kimse doğruları dinlemiyor, Amerikan Başkanı’nın ağzından çıkacak sözleri duymak için kulaklarını dört açıyorlardı. 

ABD başkanı Abraham Lincoln, başkaldıran 303 Kızılderili’nin derhal tutuklanmasını emretti. Usulen yargılandılar. Bunlardan 39’u 26 Aralık 1862’de asılarak idam edildi.

Dünya Amerika’yı alkışlıyordu: Bir Kızılderili isyanını daha bastırmıştı. Kimse, toprakları gaspedilen, öz vatanlarında haksız yere katledilen yüz binlerce Kızılderili’nin ya da köleleştirilen zencilerin derdinde değildi. Hiç kimse, tamamen yok olan İnka-Aztek Medeniyeti’nin, “beyaz adam”lar tarafından ahlâksızca yağmalanan zenginliklerin hesabını sormuyordu.

ABD güçlüydü: İsterse medeniyetleri boğar, isterse toplumları köle yapar, isterse savaşın bitiş noktasında iki bomba ile iki Japon şehrini (Hiroşima ve Nagazaki) tüm içindekilerle birlikte imha ederdi! Dün ve bugün dünya mazlumdan yana değil, güçlüden yanadır. Yapanlar da onaylayanlar da zalimdir! 

Amerika’nın, etkili filmler ve yayınlarla tersine çevirdiği acı gerçek şu ki, Kızılderililer yıllar boyu katledildi. 30-40 milyon civarında tahmin edilen Kızılderili nüfus, yıllarla birlikte artacağına eksile eksile 2-3 milyona düştü.Onlar da bugün turistik amaçlarla kullanılıyor.

Kızılderili katliamı, Kolomb’un Amerika Kıtası’na ayak bastığı gün başladı. Artarak sürdü ve bu ırkı hemen hemen yok etti. Bu sayfalar kısa ABD tarihinin en kara, en karanlık sayfalarıdır.

Kızılderililer “Beyaz Adam”ın ayak bastığı her karış topraktan silâh zoruyla sürüldüler. Zenginlikleri tâlân edildi. Doğal şartlar öylesine değiştirildi ki, salgın hastalıklarla başa çıkamadılar. Zaman içinde tükenip gittiler. 

Amerikan tarihinin ikinci karanlık sayfası, Afrika’dan getirilip köleleştirilen “zenci”lere aittir. Yüz binlerce Afrikalı, köle gemileriyle ABD’ye taşınmış, ABD’nin ekonomik zenginliğinin temeli yapılmıştır.

On binlerce “köle” gemi ambarlarında ölmüştür. Kıtaya sağ olarak getirilip satılanlar ise insanlık dışı şartlarda yıllar boyu çalıştırılmıştır. Bu arada zenci köleleri kısırlaştırmak gibi (1970’lere kadar siyah kadınların % 24’ü, Porto Riko’luların ise % 35’i kısırlaştırılırdı) insanlık dışı ırkçı yöntemlere başvurulmuş, en küçük kıpırtılar katliamla sonuçlanmıştır.

1870-1890 arasındaki yirmi yılda on bin zencinin linç edilerek öldürüldüğü yolunda iddialar var. Aynı süreçte Martin Luther King gibi siyah önderler suikastlar sonucu öldürülmüştür.

Bu arada Meksika’nın büyük Kızılderili uygarlığı yağmalanmıştır. İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğinin Güney Amerika’daki katliamlarının boyutlarını kestirebilmek bile imkânsızdır…

Aztek ve İnka halklarının korkunç katliamlarla yok edilmesinin ötesinde, sömürgecilerin yerlilerden gasp ettiği maden ve altın stoklarının da miktarı tam olarak bilinmemektedir. 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp