Evrimi dayatırsan, zulmü onaylarsın!

Evrimi dayatırsan, zulmü onaylarsın!


Evrimi dayatırsan, zulmü onaylarsın!

 

 

Bugün, birbirinden tamamen ilgisiz gibi görünen, ama bana göre hayata bakış açısını göstermesi hasebi ile çok yakın irtibatlı iki konuyu yazacağım.

Birincisi, evrimi bize dayatan bir Türk profesörün anlattıkları..

Adı Gökhan Hotamışlıgil imiş..

Vehbi Koç ödülü almasından, kafa yapısını tahmin edebilirsiniz..

“İnsanın alfabesini bulduk” diye başlıyor röportajına..

Alfabeyi bulmuş ama, şimdilik okuyamıyormuş..

Okuyamadığı alfabe ne işine yarayacaksa..

Veya bulduğunun alfabe olduğunu nasıl anladı ise..

Kendisi soruyor.. Kendisi cevaplayamadan konuyu kapatıyor:

“Neden aynı zamanda hem tansiyon, hem şeker, hem kolesterol geliyor? İnsan şişmanlayınca neden şekeri yükseliyor, şekeri yükselince neden kalp hastası oluyor? Aslında bir çocuğun bile soracağı kadar basit bir soru, ama biz 25 yıldır bu sorunun cevabını bulmaya çalışıyoruz.”

Evet, bir çocuğun soracağı soruyu soruyor ve cevaplayamadıklarını itiraf ediyor..

Ama, birçok sözde bilim adamının görmek istemediği, tam aksine önündeki çıplak gerçeklere rağmen, en temel bilgileri çarpıtarak, yaratılış inancını zedelemek için zehrini akıttığı gibi.. Hotamışlıgil de zehrini akıtıyor..

Soru, zehri akıtması için ortamı hazırlıyor: “Madem evrim diye bir şey var, madem bu evrim sırasında canlı organizma birçok şeye karşı tedbir geliştirmiş, öyleyse neden kanser gibi illetlere bir çare bulamamış?”

Hotamışlıgil’in cevabı da şöyle:

“Cevabı çok basit. Evrim, insanın 30 bilemedin 40 yıl yaşayacağı bir süre için planlama yapmış. Ama insan ömrü 90 yıla çıkınca ve de yaşam tarzı tamamen değişince plan bozulmuş. Yani uzun ve bugünkü hayat evrimin hazırlık yapamadığı bir şey.”

Öyle bir söylem geliştiriliyor ki..

Evrim, sanki kesinlikle kabul edilmesi gereken bilimsel bir zorunluluk..

Aksini düşünmek bile mümkün değil.

Akla getirmek bile imkansız..

Ve köşeye sıkışınca da..

Her evrimcinin yaptığı üzere..

Yaratılış inancını bilim dışı gösteren şu yorumla olayı kapatıyor:

“Mikroskopla baktığım ve gördüğüm, deneyler ve ölçümler yaptığım dünya bana evrimin var olduğunu söylüyor. Ben inanç sahibi insanlara bir şey diyemem. Onlar kutsal kitapların ‘Başlangıç’ ve ‘Yaradılış’ hikâyesine inanabilir, buna ben de inanabilirim, saygı duyarım. Bir çelişki görmüyorum. Ama bilimin de bana anlattığı bir hikâye var. Bence bunları birbiriyle karıştırmamak lazım.”

Yaratılışı hem bilimdışı ilan ediyor..

Hem de, “Yaratılış ile evrim arasında bir çelişki yok” diyerek, “Aslında dinleri pek dikkate almanıza gerek yok” demeye getiriyor..

Oysa kendisi anlatıyor, insanın kendisinin nasıl büyük bir mucize olduğunu, öyle tesadüfle, evrimle bugüne gelecek basitlikte olmadığını:

“Bir hücrenin içine girdik, her 6 nanometrede bir kesit aldık. Sonra bunları görüntülemeyi ve birleştirmeyi başardık. Daha da ileri gittik, üç boyutlu görüntüsünü de inşa ettik. Ve orada şu olağanüstü şeyi öğrendik. Bir tek hücrede 4 terabayt karşılığı görüntü bilgisi vardı.”

Soruluyor kendisine: “Ne anlama geliyordu bu?”

Cevap veriyor, evrimci sözde bilim adamı: 

“Şu anlama geliyor. Metabolizmada çok karmaşık, birbiriyle çok hassas bir şekilde etkileşim içinde bulunan sayısız mimari oluşumlar var ve bu milyonlarca yıl boyunca oluşmuş son derece karmaşık, mükemmel bir sistem.”

Mükemmel bir sistem..

Ama..

Tesadüfen olmuş..

Hani “Sıradan bir sistem” demiş olsa..

Tesadüfen oluştuğunu anlarım da..

Evrimle bugüne gelindiğini, yanlışların biraz biraz törpülendiğini, ufak tefek iyileşmeler olduğunu anlarım da..

“Mükemmel bir sistem..” diyor..

Ve o “mükemmel sistem”in, tesadüf ile.. Zaman içinde.. Nasıl oluştuğunu anlatamıyor..

Anlatması da mümkün değil..

¥

Evrimciler köşeye sıkıştıklarında, “Biz bilimle uğraşıyoruz. İnanç sistemi farklı”diyorlar ya..

Onlar dünyevi konuları çözüyorlarmış, biz dünya ötesi (onlara göre boş) şeylerle uğraşıyormuşuz ya..

 Buyrun aktüel tartıştığımız bir konuda..

Olaylara bilimsel yaklaşanların nasıl acze düştüklerini, dünya ötesi gerçeklere inananların ise, nasıl hakkaniyetli bir sisteme inandıklarını ispatlayalım..

Konuyu biliyorsunuz.

ABD’de gazetecilik yapan Suudi vatandaşı bir gazeteci, Türkiye’deki Suudi Konsolosluğu’na giriyor ve çıkamıyor..

İddialara göre, muhalif bir gazeteci olduğu için, içeride öldürülüyor..

İddia doğrudur-değildir, bilemem..

Ama..

Yaratılış inancını dışlayan. Devamında da ahiret inancını reddeden kafanın, bu cinayeti cezasız bıraktığını söylesem, evrimciler bana kızar mı?

Kızmasınlar..

Çünkü..

Suudi gazetecinin eğer doğru ise öldürüldüğü konsolosluk alanı, Suudi toprağısayılıyor..

Türkiye’nin, Suudi toprağında, Suudi vatandaşına karşı işlenen suçu yargılama yetkisi yok..

Bir başkasının da böyle bir yetkisi yok..

O zaman ne olacak?

Suudi gazetecinin öldürülmesinin failleri cezalandırılmayacak..

Olsa olsa.. Suudi mahkemeleri bu cinayeti inceleyebilir ve cezalandırabilir.

Onlar da zaten, şu an için Suudi kralının sözünden dışarı çıkmadığına göre..

Bugünkü hukuk sistemine göre.. Ahireti dışlayan sisteme göre..

Suudi gazetecinin katilleri, cezasız kalacak..

Peki, bizim inancımızda?..

Ahiret inancında?..

O cinayeti gerçekleştirenlerin cezasız kalması mümkün mü?

Değil..

Birbiri ile irtibat kurmak istemeyenler çıkabilir..

“Ne alaka” diyenler çıkabilir..

“Evrimden nasıl buraya geldin” diyenler olabilir..

Ben hayata bakış açısı olarak, “evrim” ile ahiret inancını çok yakın görüyorum..

“Tesadüfen yaratıldık” ile..

“İmtihan için yaratıldık ve hesap vereceğiz” anlayışının çok yakın irtibatlı olduğuna inanıyorum..

Ve..

Evrimcilerin; “güçlüler tarafından işlenen ve dünyada cezasız kalan cinayetlere, suçlar”a bir çözüm getiremediklerini yüzlerine vuruyorum..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp