Evlerin Yoksulluğu

Evlerin Yoksulluğu

Batı toplumunda yaşlılar miadı dolmuş bir eşya gibi algılanır ve huzurevlerine terk edilirler. Ebeveyni ile bağlarını koparan çocuklar yaşamlarına tek başına devam eder ve kendilerini bir birey olarak algılarlar. Oysa bu toplumlarda huzurevlerine terk edilen sadece

Evlerin Yoksulluğu

 

Batı toplumunda yaşlılar miadı dolmuş bir eşya gibi algılanır ve huzurevlerine terk edilirler. Ebeveyni ile bağlarını koparan çocuklar yaşamlarına tek başına devam eder ve kendilerini bir birey olarak algılarlar. Oysa bu toplumlarda huzurevlerine terk edilen sadece yaşlılar değildir,  onların sahip olduğu bilgi ve birikimlerdir burada ziyan edilir.

Son yıllarda bizim toplumumuzda da huzurevlerine rağbet artmaya başladı. Yaşlı ebeveynine bakıp onun duasına nail olmayı bekleyen çocuklar hayattan göçüp gittiler. Hayata maddiyat odaklı bakan bugünün çocukları ise yaşlılığı bir güç yitimi olarak görüyor ve yaşlı ebeveynlerini hayatından uzaklaştırabilmek için çare arıyor.

Yaşlılıkta kişi fiziki anlamda bir güç yitimine uğramıştır. Ancak bilgi, deneyim ve tecrübeleri bakımından zirvede yer almaktadır. İslam kültüründe yaşlılara özel bir alan açılır ve onların bilgi, birikim ve tecrübeleri paylaşılırdı. Fakat bugün bu konuda gerekli hassasiyetin gösterilmediğini görmekteyiz.

Asimilasyona açık hale gelen toplumlara karşın Japon toplumu yerel kültüründen ödün vermiyor. Aile bağlarına önem veren Japonlar yaşlıları evlerine alarak, genç bireylerin onların tecrübelerinden faydalanmalarını sağlıyorlar. Yaşlı ebeveynleri ile yakınlık kuran gencin empati, sabır ve saygı gibi değerleri geliştirme fırsatı bulacağına inanan eğitimciler, eğitimde yaşlı bireylere önemli bir yer veriyorlar.

Japonlar yaşlıların bilgelik yanlarının güçlü olduğunu düşünüyor ve gençlerin bu bilgelik ağacının altında büyümesi için onlara özel alan açıyorlar. Anne-babanın ve eğitimcilerin yönlendirmesi ile gençler yaşlılarla vakit geçirmekten keyif alıyor ve onların bilgi ve tecrübelerinden faydalanma fırsatı buluyorlar. Bu durum hem gençlerin aile değerlerini kazanmalarına imkân tanıyor hem de iki nesil arasında bir sevgi bağının oluşmasına zemin hazırlıyor.

Japon kültüründe aile içi ilişkiler eğitimin bir parçası olarak görülüyor ve çocuklar aile büyükleri ile kaliteli vakit geçirerek kültürel değerleri içselleştirme fırsatı buluyorlar. Okuyup meslek sahibi olan genç, sadece iş yaşamında değil ailevi ve sosyal ilişkilerinde de başarılı oluyor.

Japon aileler çocuğun kişisel becerilerine ve iletişim diline büyük önem veriyorlar. Çocuk bir hata yaptığında anne-baba ona beden dili ile bu davranışın olumlu bir davranış olmadığını ifade ediyor ve çocuğun anlayacağı dilden hitap ediyor. Ebeveyni ile ilişkilerinde gizil bir dil geliştiren çocuk onların beden dilinden ne demek istediklerini anlıyor ve halini düzeltmeye çalışıyor. İki nesil arasında güçlü bir iletişimin sağlanması ve kültür aktarımının yapılabilmesi için ise çocukların aileleri ile yeteri kadar vakit geçirmeleri sağlanıyor.

Kökleri ile bağlarını koparan İslam toplumları önce manevi gücünü sonra da direncini kaybetmeye başladı. Tavizler ilk evvela fertleri bir arada tutan ailede başladı. Aile küçüldü, bilgi ve tecrübeleri ile aileye güç veren yaşlılar huzurevlerine terk edildiler. Eşler arası ilişkiler sevgi ekseninden uzaklaşarak rekabete dönüştü. Evlerimizin bereketi olan yaşlılar huzurevlerine, evlerimizin neşesi olan çocuklar ise kreşlere terk edildiler. Evin içi boşaldı ve nesiller içine düştükleri girdaptan bir türlü çıkamadılar.

 

 

Fatma Tuncer/Milli Gazete

Google+ WhatsApp