Ev yaslandığımız kaledir

Ev yaslandığımız kaledir


İslam kültüründe ev aileyi bir arada tutan mekân, bir mektep, sevginin ısıttığı bir yuvadır. Kişiliğimizin yapıtaşlarını burada, yani yuvada öreriz, ahlaki değerlerle burada tanışır, siyah ile beyazın farkını burada öğreniriz. Ev bizi dış dünyanın bitmek bilmeyen kargaşalarından, kulaklarımızı tırmalayan seslerden, peşimizde sürüklenen meşgalelerden koruyan ve ruhumuzu derin okyanuslara taşıyan bir mekândır aynı zamanda. Acıların eriyip küllendiği yerdir ev. Seküler kültürün çarkında öğütülen fertler ise evi sıkıcı bir barınak, katlanılmaz bir mekân olarak görürler… Vaktin çoğunu dışarıda geçiren bu kişiler evi oldukça sıkıcı bulur ve her fırsatta kendilerini dışarı atmak isterler. Kökleri ile bağlarını koparmış hatunlar “ev hanımıyım” demekten kaçınırlar zamanın adamları ise “evde vakit geçiriyorum” demekten ar edinirler. Zira kapitalist zihniyete göre ev hareketsiz, donuk, işe yaramaz bir mekân, tercih edilmeyen bir ortamdır… Fakat ilginçtir evi değersizleştiren günümüz insanı, karantina günlerinde bu küçük mekânı en güvenilir sığınak olarak görüp yuvanın sıcaklığına sığındılar. Evin kendileri için bu kadar güvenli bir alan olduğunu ilk defa fark eden insanlar, tehlike ortadan kalkıncaya kadar burada yeni şeyler üretmeye karar verdiler.

 

2020 yılı afetlerin üzerimize sağanak sağanak yağdığı bir yıl oldu. Nükleer savaşlar, çekirge istilası, depremler, kum fırtınası, iklim değişikliği ve bütün dünyayı etki altına alan koronavirüs hayatı felce uğrattı. Öldürücü virüsten korunmak için yöneticiler, sağlıkçılar, bilim adamları insanları eve teşvik ettiler ve evi fertleri tehlikeden koruyacak bir kale olarak tanımladılar. Ev yakın tarihte bu kadar rağbet görmemişti, insanlar evin kendileri için bir korunak olacağını akıllarına dahi getirmemişlerdi. Fakat hayat türlü türlü imtihanlara gebe, yarınlarımızın ne olacağını bilemeyiz.

 

Güç zehirlenmesine kapılan zorbalar toprağın, suyun insanın fıtratını bozarak kendilerince bir dünya tasavvuru oluşturmaya kalktılar. Evrende her şeye güç yetirebileceklerine inanan materyalistler, Allah’ın koyduğu düzeni bozarak kaosa neden oldular. Büyük katliamlar yaptılar, yeryüzünde taş üstünde taş bırakmadılar. Kendi türlerini katledebilmek için türlü türlü silahlar ürettiler.

 

Hiçbir şey aniden gelişmiş değil. Kitleleri katledip, kendilerine ilahlık payesi biçen zorbalar bugün yaşananları bir asır önce tasarlamış ve programlarına dâhil etmişlerdi. Bill Gates, “Gelecek yıllarda 10 milyondan fazla insanın ölümüne neden olabilecek bir şey ortaya çıkarsa bu bir savaştan çok daha hızlı yayılabilen bir virüs olur” ifadesi ile sanırım bugünleri ima etmişti. Fakat ne acıdır ki, onlar bizim çocuklarımızın katliam planlarını yaparken bizim yöneticilerimiz, sözde hacı hocalarımız hâlâ çorbaya düşen sineğin durumunu tartışıyorlar.

 

Savaşların sadece silahlarla gerçekleşeceğini düşünmeyin. Firavun’un torunları masum halkları katledebilmek için türlü türlü silahlar ürettiler. Kimi zaman aldığımız gıdalarda, kimi zaman havaya sıkılan virüslerle kimi zaman içtiğimiz sularla kimi zaman aldığımız ilaçlarla ölüyoruz. Silahlar hiç beklemediğimiz yönden geliyor ve sinsice vuruyor bizi. Ve bütün bunlar yaşanırken ellerimiz kollarımız bağlı bekliyoruz ne acı değil mi?

Google+ WhatsApp