ESMA-ÜL HÜSNA (43 - ES SEMİ) 2.1.	Kulak ve duymanın sınırları üzerine

ESMA-ÜL HÜSNA (43 - ES SEMİ) 2.1. Kulak ve duymanın sınırları üzerine

1.Duyulanın sınırı: Bu, duyuların seçilerek sınırlandırılmasını ifade eder. Tıpkı görmek gibi, duymak da odaklanmaktır. İnsan kulağı seçmediği sürece, zihin algılayamaz. Zihnin bir sözü algılaması için, kulağın bir sesi seçmesi lazımdır. Aksi "işitmek" değil "duymak"

ESMA-ÜL HÜSNA (43 - ES SEMİ)

 

 

  1. Kulak ve duymanın sınırları üzerine

Canlılarda dış işitme şöyle gerçekleşir: Ses kaynağından ta­şınan ses dalgaları, dış kulak zarına çarpıp orta kulakta yankıla­nırlar. Buradan alınan ses dalgaları, iç kulaktaki algılayıcı sinirler vasıtasıyla dönüştürülerek kimyasal yollarla beyne ulaştırılırlar.

Nasıl ki görmek için gören ve görülenin dışında bir de ışık olması lazımsa, işitmek için de işiten ve işitilen dışında bir de dalga ile taşınan ses olması lazımdır. İşitme, bir sesin maddi dalgalar yoluyla kulağa ve oradan da beyne yansıyan imajıdır. Ortalama insan kulağının işitme aralığı, 16 hz. İle 20000 hz. arasındaki seslerdir. Bu ortalama değerler yaşa, kulak sağlığına ve ortama göre farklılıklar gösterir. İnsanın duyma yeteneği, tıpkı görme yeteneği gibi sınırlıdır. Duymak için kulağa mahkûm olanlar, bu sınırlara da mahkûmdurlar. O sınırları şöyle özetleyebiliriz:

                                                                                                   

           1.Duyulanın sınırı:Bu, duyularım seçilerek sınırlandırılmasını ifade eder. Tıpkı görmek gibi, duymak da odaklanmaktır. İnsan kulağı seçmediği sürece, zihin algılayamaz. Zihnin bir sözü algılaması için, kulağın bir sesi seçmesi lazımdır. Aksi "işitmek" değil "duymak" olur. Seçilmeden duyulanbirden fazla sese "söz" değil "gürültü" denir.                                                           

:                               

            2.Kulağın işitme alt sınırı:Kulağın işitme alt eşiği vardır. O eşiğin altına düşen sesleri kulak işitmez. Bu Allah'ın insana bir lutfudur. Zira eğer insan, mikroskobik canlıların seslerini işitseydi çıldırırdı. Eğer elektronların atomun çekirdeği etrafındaki dönüş sesini işitseydi, başım yastığa koyamazdı.

                                                                              

             3, Kulağın işitme üst sınırı:Kulağın tıpkı alt eşiği gibi, bir de işitme üst sınırı vardır. Belli desibeli aşan sesleri duymaz. Bu da Allah'ın insana lutfudur. Eğer kulağa bir üst sınır konulmamış olsaydı, insan yeryüzünün dönüş sesini dinlemeye dayanamaz,çıldırırdı.

                                                                                             

  1. Duyma ve işitme farkı

     

            Duymak için kulak sahibi olmak yeterlidir. Bu yüzden ku­lak sahibi her canlı sesleri duyar. Fakat işitmek için sadece kulak . yeterli değildir, işitmek için anlayan ve anlamlandıran bir aklen kalp gerekir. Bu da yetmez, akleden kalbin pasif değil aktif olması gerekir.                   

             Eğer akıl kulağın nesnesi olursa, kulak sahibini yönetir. Eğer akıl kulağın öznesi olursa, sahibi kulağı yönetir. Kulağını yönetemeyen her duyduğuna inanan, ya da hiçbir duyduğuna inanmayan insan tipidir. Kulağım yöneten ise, sözü olan herkesi     dinler, fakat en güzeline uyar. Bunun için sözün güzelini çirki' ninden, iyisini kötüsünden, hakkım batılından, doğrusunu yalanından ayıracak bir Muhakeme olması lazımdır.

             İşitme kaybı kulaktan kaynaklanıyorsa, ilave cihazlarla bu kaybı telafi etmek mümkündür. İşitme kaybı akleden kalpten kaynaklanıyorsa, bu kaybın telafisi ancak kişinin aklını ve gönlünü güçlendirmesiyle mümkün olur.

        Manevi işitme kusurlarının en başında, önyargılı dinleme gelir. Önyargıyla dinleme, bir 'duyma' olsa da asla bir 'işitme' değildir. Tıpkı Kur'an'ın dediği gibi: Semmâ'ûne li'l-kezib: "Yalan­lamak için can kulağıyla dinliyorlar"(2:93)

         Başkaları adına dinleme de, vahye göre bir manevi dinle­me kusurudur. Semmâ'ûne li-kavmin âharîne lem ye'tûke: "Sana gelmeyen bir topluluk adına dinliyorlar"(5:41). Başkaları adına dinlemekle görevlendirilenlerin dinlemesini ifade eder. Başkaları adına dinleyenin dinlediği hakikat bile olsa, kendisine bir yararı olmaz. Zira o, hakikati hakikat olduğu ve ondan istifade etmek için değil, başkalarına taşımak için dinlemektedir. Eğer gönül kulağı sağırsa, onun bu dinlemesi ile mikrofonun dinlemesi arasında fark kalmaz.

 

  1.    Es-Semî' olan Allah'ın işitmesi

           Allah, bir ismi de es-Semî' olandır. Es-Semî', mutlak ma­nada sınırsız işiten demektir. Allah işitmek için ne sese, ne onu taşıyan dalgaya, hatta ne konuşana ihtiyaç duymaz. O'nun es- Semî' olması, konuşan varlıklar olduğu için değildir. Aksine O, es-Semî' olduğu için konuşan varlıkları yaratmıştır.

       Allah'ın her şeyi işiten es-Semî' olması, öncelikle insanı ilgi­lendirir. Zira bilinen varlıklar içinde, konuşması en anlamlı olan şuurlu varlık insandır. İnsan sadece sesiyle dışından konuşmaz, içinden de konuşur: Kafasından konuşur, kalbinden konuşur, vicdanından konuşur.

        Her şeyi işiten Allah, insanın sessiz ve sözsüz konuşmala­rını da işitir. Es-Semî' olan Allah, sesini kimselere duyuramayan  mazlumların, mağdurların, mahrumların, mustazafların sesini de işitir. Es-Semî' olan Allah, derdini kimselere açamayan, açsa da dinletemeyen, dinletse de anlatamayan, anlatsa da tutturama­yan gadre uğramış, hakkı yenmiş, ıstıraba gark olmuş, dert ile dolmuş, kedere boğulmuş insanları da duyar.

        Allah'ın es-Semî' ismi, mef'ul manasıyla "her sözü işitilen" anlamına gelir.

  • Eğer Semî' isminin bir anlamı da "her sözü işitilen" ise, Allah, vahyini inkâr edenlere sözünü işittirememiş olmuyor mu?
  •  Olmuyor, aksine Allah onlara sözünü işittiriyor. Fıtrat ve vicdanları üzerinden onlara seslenerek, onlara hakkı işittiriyor. Fakat onlar fıtrat ve vicdanlarının sesini duymamak için, üzer­lerini örtüyorlar. İşte vahiy bunun için hakikati inkârı küfür(ört­mek), bu işi yapan kimseyi ise kâfir(örten) diye isimlendiriyor.

      Böylelerinin sorununun "duymamak", hatta duydukları­nı "anlamamak" olmadığım, aksine duyup anladıkları hakikati inkâr etmeye şartlanmış olduklarını ifade ediyor: "Onlara ayetlerimiz okununca "İşittik, eğer istesek, biz de buna benzer sözlersöyleriz" derler." (8:31)

 

 

 

mustafa islamoğlu

Esma-ül hüsna

Google+ WhatsApp