“Eskiyi unut, yeni yolu tut”!

“Eskiyi unut, yeni yolu tut”!


İlkokulda “23 Nisan” başlıklı bir karalama ezberletmiş, 23 Nisan Bayramı”nda  “şiir” niyetine okutmuşlardı. Yanlış hatırlamıyorsam şöyle bir şeydi:

“Yirmi üç Nisan? Yurdu koruyan, 

“Yarını kuran/ Sen ol çocuğum!..

“Eskiyi unut/ Yeni yolu tut,

“Türklüğe umut/ Sen ol çocuğum!..

“Bizi Kurtaran/ Öndere inan…

“Sözünü tutan/ Sen ol çocuğum!..”

Yine yanlış hatırlamıyorsam, altında “Hasan Ali Yücel” imzası vardı: Yücel, bugünkü eğitim sisteminin temellerini atan adamdı (öyle sağlam atmış ki, hangi iktidar gelirse gelsin aynen berdevam)… 

“Eski”yi, yani tüm Selçuklu ve Osmanlı birikimini unutmamız, “Yeni yol” dedikleri Batı kopyası bir “yol” tutturmamız isteniyordu. Ezan bunun için kaldırılmış, alfabe bunun için değiştirilmiş, kılık kıyafet bunun için Batı’ya uydurulmuştu.

Aslımızı bırakıp “taklitçi” bir zemine oturmamız, bizden olan âlimlere boş verip her şeyin Avrupa’dan geldiğini savunmamız, uygarlaşmamız için yeterli olacaktı.

Biz de öyle yaptık: Yaptırıldı…

Bizi tertemiz geçmişimizden utandırdılar…

“Dünya bir padişaha çok, iki padişaha azdır” diyen özgüvenimizi “Biz adam olmayız” tekerlemesine dönüştürdüler.

Hâlbuki 600 seneye bu kadar abideyi, zaferi ve bu sayıda âbide insan”ı sığdıran başka bir millet yoktur. 

Bu anlamda da “redd-i miras”, bu millete çok pahalıya mâl olmuştur? 

Bu tahribat nasıl mı yapıldı?..

Onu da Fransız yazar Claude Farrere’den dinleyelim:

“Size tuhaf bir şey söyleyeceğim: Günümüzün cumhuriyetçi Türkleri, kendilerini Bayezid’in torunları değil de Timur’un torunları sayıyorlar. Cumhuriyet donanmasında bir zırhlı var: Almanların eski ‘Goben’ Zırhlısı... 

“Bu geminin adını değiştirmek ve millî bir isim vermek gerekti. Çok haklı olarak ‘Yavuz Selim’ adı teklif edildi. Ama Çankaya Hükûmeti buna razı olmadı. Kısaca ‘Yavuz’ denmesini uygun buldu. 

“Osman’ın (Osman Gazi’nin) adı, Ankara’daki adamlar için tarihten silinmesi gereken, nefret edilecek bir şey hâline geldi. Tahripkâr ve zalim Cengiz’le Timur; sayısız saraylar yaptıran, mabetler inşa ettiren, yollar açan, bunca eyaleti Türk topraklarına katan hükümdarlara tercih edilmektedir... Cumhuriyet Türkleri, cetlerinin mirasını hor görmeye başladılar.” (Claude Ferrere, Türklerin Manevî Gücü, s. 1987 v.d.)…

Yabancıları bile dehşete düşüren bu “redd-i miras”, sadece şahsiyetlere münhasır kalsaydı, belki tahribat bu seviyede olmayacaktı. Hazin ki, aşiretten beylik, beylikten cihan devleti çıkaran ve en az 400 sene cihanın üçte birine hâkim kılan temeller de tahrip edildi. 

Âkif’in hicranla dile getirdiği gibi, “inkılâp ümmetinin şanı, yakıp yıkmak”tı sonuçta: Yakıldı, yıkıldı…

“Eski” (aslında eskimez) adına ne varsa yerle bir edilmeliydi ki, yeni nesillere sadece enkaz kaldırmak düşsün…

Yüz yıldır enkaz kaldırıyoruz. Bu işlem daha ne kadar sürer bilmiyorum…

Ama artık vicdanlarımız çok yoruldu!

Google+ WhatsApp