“Eskiye rağbet olsa”…

“Eskiye rağbet olsa”…


“Eskiye rağbet olsa”…

 

 

Derler ki, “Eskiye rağbet olsa Bit Pazarı’na nur yağardı”!..

Zaten yağıyor da, “eski” olanı elimizin tersiyle itip güya “yenileş”tiğimiz için biz farkında değiliz…

Geçenlerde Osman Hamdi Bey’in 1880 yılında yaptığı “Kur’an Okuyan Kız” tablosu Londra’da  Bonhams Müzayede Evi’nde 6.3 milyon sterline (44 milyon TL) satıldı. 

Daha önce aynı ressamımızın “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu 5 milyon TL’ye “Yeşil Cami Önü” tablosu ise 13 milyon 509 bin TL’ye satılmıştı.

Yeni ressamların Batı taklidi eciş-bücüşlerine çuvalla para veren bizim “sonradan görme” zenginlerimiz bu tablolara itibar etmedi anlaşılan. Ne de olsa “eski eser”: Ve biz “Eskiyi unut, yeni yolu tut” diye diye yetiştirilmiş nesilleriz. 

Oysa Necip Fazıl’ın deyişiyle “Eskimez eski”ler de var. Meselâ “adab-ı muaşeret” kuralları…

Nezaket kuralları…

İnsan ilişkileri…

Kardeşlik ve dostluk gibi değer kazanan değerler de cabası.

Hatırlayın dostlar: Eskiden “selâm” verirdik, hattâ “selâmsız kelam”ı “israf” sayar, “Evvelen selâm, badehu kelâm” derdik. Çoktandır selâmı unuttuk…

Sesimiz ulaşmayacak kadar uzaktan geçen birine “temenna” ederdik, onu dahi unuttuk…

“Söndürme” fiilindeki kötü çağrışımlar (ocağın sönsün gibi) sebebiyle “söndür” demeyi, lisanımıza sığdıramaz, “dinlendir” demeyi tercih ederdik: “Lambayı dinlendir!”

“Kapıyı kapat” yerine (Allah yürek kapılarımızı kapatmasın) “Kapıyı ört” veya “Kapıyı sırla” ifadelerini kullanırdık.

Kapıların iç kısmında “kapılar açan, zorlukları gideren, kalplere ferahlık veren” anlamına gelen “Ya Fettah”, kapının dışında ise “Allah korusun” anlamında “Ya Hafız” levhaları asardık…

Unutmadan söyleyeyim: Bir pencerenin önündeki sarı çiçek, “Bu evde hasta var” anlamına gelir, evin önünden geçerken konuşmamıza ara verirdik.

Hatta birkaç dakika durup şifa duası ederdik.

Kız istemeye gittiğimizde, şimdiki gibi damat adayının parasını-pulunu, işini-gücünü, yatını-katını sorgulamaz, namaz kılıp kılmadığını anlamak için alnında “secde izi” arardık.

Eve gelen misafirin ayakkabısının burnunu şimdiki gibi dışa döndürmez, içe döndürür, böylece “Misafirliğinizden memnunuz, gitmenizi istemiyoruz” mesajı verirdik.

Misafire aç olup olmadığını sormayı nezaketsizlik addettiğimizden, gelir gelmez su eşliğinde kahve ikram eder, suyu sonuna kadar içmişse aç olduğunu anlar, hemen sofra hazırlardık.

Erkekler, nişanlılarımıza ve eşlerimize ayna hediye eder, “O kadar güzelsin ki,sana sendendaha güzel bir hediye bulamadım” mesajı verirdik.

Eski insanımız Peygamber Efendimiz’e öylesine bir saygı ve sevgiyle bağlıydı ki, onun vefat yaşı olan 63’ü geçmek, “haddi aşmak” sayılır, bu yüzden, 63 yaşını geçmiş birine yaşı sorulduğunda, “Haddi aştık” diye cevap verirdik.

Eskiden basiretimiz, ferasetimiz, nezaketimiz vardı, şimdi neyimiz var? 

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp