Eski bayram hazırlıkları

Eski bayram hazırlıkları


Eski deyişle kutlamak isterim mübarek Kurban Bayramı’nızı: “İydiniz said, ömrünüz mezid, makamınız Cennet olsun!”

Günümüzde de herkes mali gücüne göre bayrama hazırlanıyor, ama eski zamanlarda bayrama 15 gün kala hazırlıklar başlardı.

Çünkü her şey “ısmarlama” (kişiye mahsus)yapılırdı: Ne konfeksiyon bilinirdi, ne de hazır ayakkabı. Zenaatkârlara “sipariş” verilir, bayrama kadar hazır olması istenirdi.

Bayrama beş on gün kala da bayram için gerekli olan gıda ihtiyacı tedarik edilip kilerde depolanırdı.

Bu arada zengin aileler kendi ev halkı için daha ağır ve pahalı bayramlıklar diktirip, çocuklarına yeni bayramlıklar aldıkları gibi konaklarında hizmet eden kâhya, divan efendisi vb. hizmetçilere de hane sahibi tarafından elbiselik çukalar, şallar, hanım tarafından bütün ev halkına süslü iç çamaşırları, aşçıbaşıya som ipek bel futası diğerlerine de ipekle karışık futalar konur, hepsi bohçalara sarılarak ayrı ayrı dağıtılırdı. 

Ayrıca bu hizmetçilerin hanımlarına yine konaktan çıkan evlendirilmiş kalfalara da süslü bayram elbiseleri, çocuklarına çamaşırlar alınır ve konaktaki cariyelere yine kendi arzularına göre elbiseler dikilir, çocukların ebeleri olan hanıma, konaktaki gedikli ağalara ve tüm hizmet eden hademelere de icabına göre elbiselik çukalar ve iç çamaşırları hazırlanırdı. 

Ev ve konaklarda bulunan cariyelerin kâhya kadınlar tarafından alınan elbiseleri bayramdan önce biçilir, dikilir, hazırlanır, verilecek iç çamaşırları da herkesin kıdem ve derecesine göre ayrılır, birer bohça içine konup hazır edilirdi. 

Bu iç çamaşırları ve içlerine konan bahşişler bütün selamlık halkına hanım adına bayram gecesi ayrı ayrı dağıtılırdı.

Bu arada bayram arifesine kadar şehirler baştan başa temizlenmiş ve bayramı karşılamaya hazır hale getirilmiş olurdu.

Çift minareli camilere mahya yapılır, tek minarelere ise kaftan giydirilip ışıklandırılırdı.

Bayram geceleri sokaklar gülsuyu kokardı. Kalabalıklar coşku içinde eğlenirdi. Boğazda şenlikler yapılırdı. Bir yandan peş peşe atılan toplar diğer yandan art arda patlatılan havâi fişeklerinin muhteşem görüntüsünü tasvirle birlikte, ip ve bordolarını ışıklandıran demirli gemileri, alevden bir okyanus üstünde yüzen elmastan teknelere benzeten T. Gautier, 1852’de İstanbul’da yapılan bayram şenliklerini öve öve bitiremiyor.

Bayram gecesi sabaha karşı mahalle bekçileri davullarını çalarak mani söylerlerdi:

“Bu sabahın yazına,

Kalkın Hakkın niyazına…

Abdest alın ey komşular,

Gelin bayram namazına…

 

Buna bayram günü derler, 

Bal ile şekerden yerler, 

Eskiden adet olmuştur, 

Bekçiye bahşiş verirler!” 

Büyükler yanlarında çocukları ve torunlarını namaza alıştırmak için bayram namazlarını vesile yapardı. Neredeyse bayram namazına giden her yetişkinin yanında bir veya birkaç çocuk bulunurdu. 

Vüzerâ, ekabir-i rical ve diğer memurlardan Rikâb-ı Hümâyun denen padişah hazretlerinin tebriklerini arz etme merasimine dâhil olanlar ise sabah erkenden rütbelerine göre resmî elbiselerini giyer ve saraya giderlerdi. 

“Hay gidi günler” desek mi acaba?.. 

Google+ WhatsApp