“Eşitsizliğin” isyanı

“Eşitsizliğin” isyanı


“Eşitsizliğin” isyanı

 

 

"Eşitlik” kavramına rezervim var aslında. Lakin bugün Avrupa’yı kasıp kavuran itirazları anlamaya çalışanların bu sıralar sık kullandığı kavram olduğu için ben de kullandım.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


National Geographic dergisinin son sayısında, Jared Diamon “Küresel Tehlike: Eşitsizlik” diyerek batı ve diğer toplumlar arasındaki büyük uçurumu anlatıyor.

Yine küreselleşme konusundan en önemli eleştirel yazarlardan biri olan, Joseph E. Stiglitz, “Büyük Hayal Kırıklığı: Küreselleşme” kitabında sık sık eşitsizliğe vurgu yapar.

Sanırım Fransa’da sarı yeleklilerin isyanını “eşitsizliğin isyanı” diye tanımlamak bu açıdan yanlış olmaz.

Bana sorarsanız şöyle dememiz gerekir: Adaletsizliğin isyanı. Ekonomiden, kaynakların kullanımına, gelir dağılımından sosyal statüye kadar aslında insanların isyan ettiği, itiraz ettiği şey, tüm bunlarda yaşanan adaletsizliktir.

ADALETİZLİĞİN SARI İSYANI

Türkiye iç politikasının da bir malzemesi olan sarı yeleklilerin isyan gerekçesini doğru okunmadığı konusundaki itirazımı sürdürüyorum. İsyanın matematiğinde yatan önemli noktalardan biri işte bu “eşitsizlik” meselesidir.

Sanırım bu konuda en iyi tespitlerden biri, önceki gün Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un konuşmasında görüldü: “Toplumda derin ve haklı bir öfke var. 40 yıldır çözemediğimiz sorunlar bunlar. Devlette ciddi reformlar yapmalıyız.”

Bence Avrupalı liderler arasında şimdiye kadar bu düzeyde bir itiraf ve doğru tespit yapılmamıştı.

Meseleyi sadece vergilere yapılan zamlar, asgari ücretlerin düşüklüğü gibi yüzeysel konulara bağlamanın yanlışlığını da ortaya koyuyor bu tespit. “Daha derin” bir öfke var. Benim de ısrarla söylediğim şey budur (Huzursuzluğun isyanı, 04.12.2018 yazım).

Batı toplumundaki sarsıntının merkez üssü öyle sanıldığı gibi yüzeyde değil, çok derinlerde. Bu nedenledir ki, sarsıntının etkisi ve tahribatı daha büyük boyutlarda oluyor.

Batı toplumu, eşitsizlik ya da adaletsizlik olarak isimlendireceğimiz bir krizin içinde yaşıyor.

Oysa ki, Diamond gibi yazarların eleştirisi, batı toplumuyla az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin toplumları arasındaki uçuruma dikkat çekiyor. Dünya kaynaklarının kullanımında batı toplumu 30 kat daha fazla tüketim yapıyor, diğerlerine göre. Adaletsizliğin boyutunu düşünebiliyor musunuz? Peki ya batının kendi içindeki adaletsizlik?

KAPİTALİZM DÖNDÜ BATI TOPLUMUNU VURUYOR ŞİMDİ

Batılı aydınlar önemli bir şey atlıyor:

Bu eşitsizlik/adaletsizlik öylesine arttı ki, batı toplumu içinde de uçurumlar oluştu. Düşünün ki, AB üyesi İtalyanlar, İspanyollar, Polonyalılar Almanların kendilerini sömürdüklerine inanıyor artık. Bu yüzden de AB’de çıkmak isteyenlerin sayısı artıyor.

Bu eşitsizlik/adaletsizlik öylesine büyüdü ki, Fransa orta ve alt tabakası, global Fransız şirketlerinin kendilerini sömürdüğünü dile getiriyor.

Bu eşitsizlik öylesine arttı ki, ABD’nin işçi/çiftçi sınıfı, yurt dışında fabrika kuran büyük şirketlerin, kendilerini fakirleştirdiğine inanıyor artık.

Aslında kapitalizm bumerang gibi döndü ve batının kendisini vuruyor.

Tüm bu nedenlerden dolayı, globalizme karşı gelen her siyasi hareket destek buluyor. ABD’de Trump, İtalya’da Beş Yıldız Hareketi, Fransa’da Le Pen…

Eşitsizliğe olan itirazlarını aşırı uçlarda ve aşırı sağa sandıkta oy vererek kendini ifade eden Batı toplumları, şimdi içlerindeki “derin öfkeyi” sokaklarda şiddete dökerek ifade ediyor.

ADALETSİZ SİSTEM KRİZ ÜRETİYOR

Batı’nın kapitalizm ve globalizm üzerine kurduğu sistemin doğurduğu en büyük kriz insanlar arasında her alanda yarattığı eşitsizlik/adaletsizliktir. Bunu sadece ekonomik alandaki sorunlar olarak düşünmeyin.

Eğitimden, yargıya, vergiden sağlığa kadar insanlar arasında derin uçurumların oluşmasına neden olan bir bütünlük içinde bakın olaya. Macron’un söylediği “derin ve haklı öfke” işte tüm bunlardan geliyor.

Zira adaletsizlik, insanın en büyük isyan gerekçesidir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp