Erken değil ‘gecikmiş seçim’...

Erken değil ‘gecikmiş seçim’...


Erken değil ‘gecikmiş seçim’...

 

 

Cuma gününün ilk saatlerinde gelen, ‘F-35’lerin Türkiye’ye teslimatını engellemek için ABD Kongresi’ne yasa tasarısı sunuldu’ başlıklı haberler, bu gelişmiş savaş uçakları üzerinden bir süredir Ankara’ya abanan Amerikan ağırlığının son örneği...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Bazı Amerikan senatörlerinin bu tür bir eğilim içinde olduğuna ilişkin kulağımıza ilk kar suyunu TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır, Washington’a gerçekleştirdiği ziyaret sonrasında kaçırmıştı. (‘S-400 alırsanız F-35 vermeyiz’, 27/03, Hürriyet.)

Aynı gün Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, S-400 ve F-35’ler arasında kurulan aba-sopa ilişkisine, “Ne alakası var? Ayrı projeler bunlar. Türkiye yıllar önce F-35 projesine girdi. Önümüzdeki yıldan itibaren de teslimatlar başlıyor. Parasını veriyoruz, onunla hiç alakası yok bunun” yanıtını verdi.

Esasen dedikleri doğrudur. Alaka olmaması lazımdır ve bu hassas silah/teknolojiyle ilgili prosedür, ABD’den yardım isteyip karşısında taviz vermekle kurulan geleneksel ve artık ‘kurtulmaya çalıştığımız’ anlayıştan farklıdır; hukuki, ticari kurulumu ayrıdır...

Tabi dava bu değil. Belli ki, ABD’nin bu konuda uyguladığı bir plan, izlediği takvim var. S-400’ler konusunda neyi, ne zaman yapacağı belirlenmiş ve Türkiye’nin seçim dönemiyle de ilintilendirilmiş.

Şimdi onlar da-yerli muhalefet gibi-hesaplarını hızlandırıyorlar...

‘BEN ONDAN DAHA CASUSUM’!

Senatörlerin mazereti şu -ki, üzerimize gelmekte olanın ipuçlarını yakalıyoruz-; “Türkiye’nin stratejik kararları giderek çizgiden çıkıyor, ABD çıkarlarıyla çatışıyor. Aynı zamanda Amerikan din adamını (Rahip Brunson meselesi) politik müzakerelerde kullanmak için suçsuz yere cezaevinde tutuyorlar”...

Böylece Başkan Trump’ın 18 Nisan’da attığı tweeti de aynı kurt kapanına bağlayabiliyoruz; “Rahip Brunson Hristiyan bir lider. Onun için casus diyorlar. Ben ondan daha casusum”...

Rusya ile fazla yakın ilişkiler kurduğu iddiasıya Başkanlıktan azledilme tehlikesi yaşayan bir siyasinin, “ben ondan daha casusum” açıklamasındaki körlüğü bir yana bırakırsak, Washington’daki Türkiye bakışını netlemiş oluyoruz...

18 Nisan’da ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Wess Mitchell, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 satın alması durumunda Ankara’ya yaptırım uygulanabileceğini söyledi. Ve dedi ki, “Ankara’nın F-35 programına katılımı açısından da sorun yaşanabilir”!

Bu açıklamada planın parçası elbette ve bunun üzerine Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov şu sözleri zikretti; “Bakan Yardımcısı Mitchell’in bu sözleri şantajdır. ABD, Türkiye’ye şantaj yapıyor. ABD’li şirketler için haksız rekabet ortamı oluşturmaya çalışıyor”.

Moskova silah satan süper ülkelerin rekabet kurallarına (!) gönderme yapsa da, Kremlin ABD-Türkiye arasındaki gerilimin “stratejik” ayağını da görüyor.

Şu haber kafidir; “Türkiye’nin alacağı S-400 hava savunma sistemi Rusya’da üretim bandına girdi. Sistem Temmuz 2019’a yetiştirilecek. Moskova, vurulma tehdidine karşı bataryalara alçak irtifa koruma sağlayan Pantsir için de teklif hazırlıyor”. (26/04, Vatan.)

‘Hızla yetiştirmeye’ çalışıyorlar, mümkün olsa 24 Haziran’dan önce teslim edecekler...

Aynı örgü içindeki bir garabetin de gözden kaçmasını istemem: NATO’nun S-400’ler konusunda tutumu. NATO Genel Sekreteri ağzını açıyor, “Türkiye’nin kendi kararıdır” diyor, ağzını kapatıyor, “kendi kararıdır, ulusal karardır” diyor...

Biliyoruz ki, NATO eşittir ABD. Washington ve Pentagon belli ki, Türkiye-NATO ile ilişkilerini korunmalı bir alanda tutmak istiyor. ‘İyi polis kötü polis’ diye bakan da çıkar ama Rusya-Türkiye ilişkileri, ‘stratejik boyutta’ ele alındığından, Ankara-NATO arasında gerginlik istenmiyor.

Belki NATO üyelerine sorsanız başka şeyler de söyleyeceklerdir ama ittifakın resmi dili ile ‘gerçek düşüncesi’ farklı. Türkiye’nin S-400 almaması yönündedir. (‘NATO ve ABD, Türkiye’ye S-400’lerin alternatiflerini öneriyor’, 26/04, Sputnik.)

HEPSİ “BİR” SEÇİM!..

Açılış alıntısında Volkan Bozkır’ın ABD’de hissettiklerine atıf yapmıştık. O günlerde basına, “ABD’den Patriot alınması durumunda Rusya’dan S-400’lerin alımıyla ilgili anlaşmaya rağmen yeni bir değerlendirme yapılabileceği” sözleri de yansımıştı.

Doğru ifadelerdir yanlıştır ayrı konu ama bu cümleler eleştirildi. Siyaseten iyi fikir değildir.

Öte yandan Ankara iyi fikrin ne olduğunu biliyor...

“Türkiye’nin karadan karaya ilk uzun menzilli füzesi Bora’nın üst modeli çalışılıyor. Savunma Bakanı Canikli, Türkiye’nin balistik füze öncesi en uzun menzilli füzesi Bora’yı yüzde 100 yerli hale getireceklerini belirtti; ‘Bora 280 Km. menzilli. Envantere girdi”... (27/04, Vatan.)

Peki neden 300 Km. değil? O başka bir hal. O sınırdan sonra balistik sınıfına giriyorsunuz. Özel kuralları var! Yoksa yarım tonluk savaş başlığı taşıyan Bora o menzili aşıyor.

Peki niye tamamlanmıyor? Çünkü o da bir seçim!

Füze kısmı böyle. Uçak kısmı da şöyle: “Türkiye, dünyada 5’inci nesil savaş uçağı üretebilen 4’üncü ülke olacak. Milli Muharip Uçak, 2030’lardan itibaren devreden çıkarılacak F-16’ların yerini alacak”. (‘Milli savaş uçağında dev adım’, 27/04, Türkiye.)

Bu da bir seçim!

Gecikmiş seçimleri yapabilecekleri seçeceğiz.

Erken seçim değil, ‘gecikmiş seçim’dir.

‘Güç olsun’ diyenler ondan panikte...

 

YENİ ŞAFAK

 

Google+ WhatsApp