Erdoğan’ı açık denizlere kaçırmak: CIA gemileri o gece neredeydi? Afrin daha başlangıç, bekleyin!

Erdoğan’ı açık denizlere kaçırmak: CIA gemileri o gece neredeydi? Afrin daha başlangıç, bekleyin!


Erdoğan’ı açık denizlere kaçırmak: CIA gemileri o gece neredeydi? Afrin daha başlangıç, bekleyin!

 

 

Türkiye için yol açıktır ve nettir: Dünyanın hangi ülkesi, hangi güçler cephesi karşı çıkarsa çıksın, Afrin’le başlatılan savunma planı tamamlanacaktır, Afrin’den İran sınırına kadar bir Türkiye Kalkanı inşa edilecektir.

Bundan sonra içeriden terörle vurma, sınırların hemen dışından terörle çevreleme, “terör” görünümü altında çokuluslu işgal planları hiçbir siyasi söylemle pazarlanamayacak, hiçbir ikili ve çok taraflı teklif ve uzlaşma ile kamufle edilemeyecektir.

MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

ABD ile ilişkilerimiz, Avrupa Birliği’ne üye ülkelerle ilişkilerimiz (AB demiyorum çünkü yakın gelecekte o olmayacak), bölgedeki bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerimiz tamamen Türkiye’nin güvenlik önceliklerine göre, siyasi ve ekonomik önceliklerine göre, stratejik gelecek hesaplarına göre biçim alacaktır.

Afrin sadece bir başlangıçtır: İran sınırına kadar gidilecek..

Eski müttefiklerimize, “Tek yanlı bağımlılığa mahkûm Türkiye” beklentilerini ebediyen unutmalarını öneriyoruz. Türkiye’yi yeniden “Atlantik eksenine hapsetme”, bir kez daha “stratejik ortak” palavralarıyla oyalama, 20. Yüzyıl boyunca devam eden vesayet mekanizmasını bir kez daha işletme dönemi kapanmıştır. Çünkü Türkiye için 20. Yüzyıl defteri kapanmış, 21. Yüzyıl Türkiye’sinin büyük yükseliş dönemi başlamıştır.

Afrin operasyonu, bu ülkeyi yeniden rehin almaya dönük en büyük çokuluslu komploya karşı yapılmıştır. Çevreleyerek, kuşatarak, tehdit ederek, korkutarak, sindirerek ele geçirme planları suya düşmüştür. Ve bu daha bir başlangıçtır. Hemen ardından Münbiç, doğuya doğru Ayn el Arab, Tel Abyad, Irak’ın kuzeyine doğru Sincar, Kandil gibi daha bir çok bölge, bu temizlik harekâtının, bu savunma hattı inşasının hedefinde olacaktır.

Bizim için stratejik hedef, Akdeniz’den İran sınırına kadar olan bütün kuzey hattıdır. Bu kuşak, ülkemiz için tehdit olmaktan çıkacaktır.

“İçeriden” kırk yıl oyaladılar. O “kuşak”la vakit geçirmeyeceğiz

Bu çok çabuk yapılmalıdır çünkü Türkiye’nin bir yüzyılını daha bu kuşağa ayıracak vakti de, sabrı da yoktur. Çünkü çok daha büyük küresel hesaplaşmalar başlayacaktır, yeni bir coğrafya inşa edilecektir, bölgedeki bazı ülkeler siyasi haritadan silinecektir, Türkiye yeni oluşacak küresel iktidar alanının tam merkezine yerleşmek için çok daha büyük mücadelelere girişecektir.

Bizi kırk yıl terörle içeriden vurup, ülkenin bütün enerjisini içeride tüketmelerinden ve içeride durdurmalarından sonra bir on yıl daha sınırımızın hemen dışından vurup, çevreleyip o kuşakla meşgul ederek durdurmalarına izin vermeyeceğiz.

Bizi içeriden de çevremizden de durdurma fırsatlarını ellerinden alacağız. Selçuklu’dan beri devam eden siyasi genetiğin, içeriden veya yakın çevre operasyonlarıyla dizginlenemeyeceği bütün dünyaya gösterilmelidir.

Artık “terörle mücadele” yoktur, içeride savunma seçeneği yoktur

Türkiye, Afrin’de terörle mücadele etmedi. Bu bir terör meselesi değil. Artık içeride de çevremizde de meselemiz terör değil. Mücadele stratejimiz de terörle mücadele olmayacak. Biz, eski müttefiklerimizin saldırılarına karşı ülkemizi savunuyoruz. Coğrafyamızdan bize yönelen tehlikeleri ortadan kaldırmaya çalışıyoruz.

Bu, bir vatan savunması olduğu kadar coğrafya ölçeğinde güç mücadelesidir, küresel ölçekte güç hesaplaşmasının parçasıdır. Türkiye bu mücadeleyi vermeden 21. Yüzyılın yükseliş tarihini yapması mümkün olmayacaktır. Bu mücadelenin, bu hedefin tersi intihardır, imhadır, Türkiye’nin parçalanmasıdır. Yani başka bir seçenek söz konusu değildir.

Gezi’de, 17-25 Aralık’ta ve 15 Temmuz’daki çokuluslu saldırılar bize bunu öğretmiştir. Yine deneyeceklerini biliyoruz. ABD, Avrupa, İsrail ve bazı bölge ülkeleri doğrudan bu saldırıların içinde yer almıştır, yine yer alacaktır. Bu yüzden de asla savunma, içeride durdurma gibi bir seçeneğe sığınamayacağımızı biliyoruz. Bu yüzden tehdit bize gelmeden, biz tehdidin olduğu yere, hem de kendi kurallarımız ve oyun planlarımızla gideceğiz ve orada yüzleşeceğiz.

İran sınırına kadar… Anadolu vatanımızdır, coğrafya gücümüzdür

Bu yüzden “Türkiye bundan sonra ne yapacak, nereye müdahale edecek, Afrin’den sonrası da var mı” gibi bir tartışma anlamsızdır ve yoktur. Hepsi olacak, o kuşak tamamen temizlenene kadar hiçbir tereddüt yaşanmayacaktır. Bunu Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi yönetimi de, ABD de, Avrupa da, İsrail de bilmelidir. En önemlisi de milletimizin, bu ülkenin savunulması için, bedeli ne olursa olsun, hiçbir özverinin esirgenmeyeceğini, hiçbir kararsızlık yaşanmayacağını bilmesi gerekmektedir.

Bu, bizim coğrafyamız. Anadolu nasıl vatanımızsa, nasıl “Acımasız Direniş’le savunuluyorsa coğrafyamız da hafızamızdır, kimliğimizdir, gücümüzdür. Hiç kimse, kendi coğrafyamıza bakışımızı biçimlendiremez.

Hiç kimse kendi coğrafya evimizden bizi tehdit edemez. Bizim tek hareket noktamız kendi siyasal geçmişimizdir. Buradan başlayıp 21. Yüzyıla dönük bir yol haritası oluşturma çabamızdır. Dostlarımız bundan emin olsun ve güven duysun. Düşmanlarımız da bundan emin olsun ve her ne senaryo denerlerse denesinler, bu ülkeyi diz çöktürmenin artık mümkün olmayacağını artık kabul etsinler.

Yola çıkılmış, sefer başlamıştır

Bir kez daha söylüyorum: Kim ne söylerse söylesin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmaları, sadece son bir haftaya bakmak bile yeterli, bundan sonrasının bütün işaretlerini açık biçimde vermektedir. Zaten gizlenecek, saklanacak bir şey de yoktur.

Yola çıkılmış, yüz yıllık sefer başlamıştır. Bu millet hiçbir zaman kolay zafer kazanmamıştır, birilerinin ihsanıyla tarih yapmamıştır. En zor mücadele biçimiyle oluşan bir siyasi tarih kimliği ve genetiği vardır. Dünya bu tarih yükselişine bir kez daha tanık olacaktır.

FETÖ Erdoğan’ı açık denizlere kaçıracaktı

Bugün Yeni Şafak gazetesinin manşetine dikkat edin. 15 Temmuz gecesi Deniz Kuvvetleri’ndeki FETÖ kadrosunun 31 gemi ile Erdoğan’ın gideceği noktalara demirlediği, onu aradığı, savaş uçaklarının Meclis’i ve milletimizi bombaladığı gibi saldırıya hazırlandığı, darbe başarılı olursa Erdoğan ve bütün ekibini savaş gemileriyle açık denizlere taşımaya hazırlandığı, onları aylarca açık denizlerde tutmayı planladığı ortaya çıktı.

Bu senaryo o kadar tanıdık ki..

2003 Irak işgalinden hemen sonra Bağram’da, Ebu Gureyb’de, Tayland’da, İsrail ve Mısır’da, Romanya’da, Afrika çöllerinde, Güneydoğu Asya’nın yağmur ormanlarında işkence merkezleri kuruldu. Paris’te yapılan ve 35 ülkenin imza koyduğu gizli anlaşma ile insanlık tarihinin en ağır insanlık suçları işlendi, insan ırkına savaş açıldı.

Dünyanın her yerinde gençler kaçırılıyor, terörist oldukları gerekçesiyle işkence görüyor ve kendilerinden bir daha haber alınamıyordu. Ardından CIA işkence uçakları ortaya çıktı. Bütün bunları ilk kez duyuranlardan oldum. Şimdi o trafiği yönetenlerden Gina Haspel CIA’nın başına getirildi.

CIA’nın okyanusta kanunsuz hapishane gemilerini hatırlayın

O dönem bir şey daha oldu. Güneydoğu Asya’da tanker gemiler kayboluyordu. “Korsanlık” başlamıştı ve dünya bu deniz korsanlarını tartışıyordu. “Gemileri Amerikan istihbaratı kaçırıyor. Onları düzenleyip hapishane gemilerine dönüştürüyor. Bazı ülkeler hukukunun geçerli olmadığı açık okyanusta gemi hapishaneler kuruyor. ‘Terörist’ diye tanımladığı insanları bu hapishane gemilerinde tutuyor” diye yazılar yazdım. Yıllar sonra bu gerçek ortaya çıktı. Hatta bu gemilerin sinema filmi bile yapıldı. ABD istihbaratı hem korsanlık yapıyor, hem savaş suçundan ve insanlık suçundan kurtulmak için hiçbir ülke hukukunun geçerli olmadığı açık denizlerde hapishane gemileri işletiyordu.

O gece CIA’nın hapishane gemileri nerde bekliyordu?

15 Temmuz gecesi Erdoğan ve ekibini, çevresini açık denizlere götürme fikrinin kimden geldiği belli değil mi? FETÖ’ye böyle bir talimatı kimin verdiği ortada değil mi? Nasıl bir savaşla yüz yüze olduğumuz belli değil mi?

Sadece Erdoğan ve yakınlarını değil, bu siyasal aklı besleyen ve destekleyen her çevreden belki yüzlerce, binlerce kişi aynı şekilde hapishane gemilerine nakledilecekti. Belki CIA hapishane gemileri Hint Okyanusu’na demir atmış, Türkiye’den getirilecekleri bekliyordu.

İşte biz, böyle büyük bir mücadelenin içindeyiz.

Bu yüzden buna “Yüzyıllık Hesaplaşma” diyoruz.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp