Erdoğan... Putin... Generaller...

Erdoğan... Putin... Generaller...

Türkiye’nin bir yandan ABD ile “güvenli bölge” üzerinden Suriye’nin bir bölümüne daha vaziyet eder görünmesi, diğer yandan Astana-Soçi süreçlerinin sonucu olarak Batı’da, İdlib’te Rusya ile birlikte bulunması, önünde sonunda buradan niza çıkacağının

Erdoğan... Putin... Generaller...

 

Türkiye-ABD-Rusya ilişkilerinin doğasını eksiksiz anlayabiliyor muyuz?..

Sıklıkla hayır ve bu yüzden olayları parçalara ayırarak algılama eğilimi gösteriyoruz.. Hazmı kolaylaştırıyor ama bu sefer de bütünü kaçırıyoruz...

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 

 

Türkiye’nin bir yandan ABD ile “güvenli bölge” üzerinden Suriye’nin bir bölümüne daha vaziyet eder görünmesi, diğer yandan Astana-Soçi süreçlerinin sonucu olarak Batı’da, İdlib’te Rusya ile birlikte bulunması, önünde sonunda buradan niza çıkacağının işaretlerini veriyordu.

Tekrara yaslanmayalım, ABD’nin “fiş”li metaforundan sonra Ankara-Moskova ilişkilerinin kötü enerji biriktirdiği sır değil.

Kremlin, ABD-Türkiye yakınlaşmasından kaygılanırken, Külliye de, Suriye’de sahada elde ettiği kazanımların masada Rus-Şam hamleleriyle azaltılmasından endişeli.

Gelgelelim, dün gerçekleşen ama bu satırlar yazılırken sonuçlarına dair en ufak bilginin bulunmadığı Erdoğan-Putin görüşmesi “uzlaşının tazelenmesi” ile sonuçlanacak...

Bu görüşmenin hassasiyetini ortadan kaldırmaz ya da basitleştirmez. 16 Eylül’de zaten zirve varken bunun yapılması dahi durumu anlatır.. Astana-Soçi süreçlerinin “yürürüne ilişkin” yara-bereler olduğu da muhakkak. Fakat Türkiye-Rusya ilişkilerinin bugün geldiği aşama “batmayacak kadar büyüktür”...

Üç ülke de Fırat’ın doğusunda uzlaşabilir!

***

Moskova-Ankara arasındaki gerilimin ABD ve İdlib ayakları yanarken, Cumhurbaşkanı’nın uçağı havalanmadan iki süper güçten yapılan “alakasız” açıklamalara bakalım mı...

Kremlin: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başkan Putin MAKS-2019 Fuarı kapsamında askeri-teknik işbirliğini ve bölgesel konuları görüşecekler. Türkiye’nin SU-35 savaş uçaklarının tedariki konusunda Rusya’ya bir öneri sunup-sunmadığı konusunda yorum yapmıyoruz. Ancak fuarda Cumhurbaşkanı Erdoğan Su-35’leri görme imkanı bulacak”...

Washington/Pentagon: “(Türkiye’nin F-35 programından çıkarılmasının geri dönüşü olup-olmadığı konusunda) Türkiye bir müttefiktir ve bizim için stratejik ortaktır. F-35 konusu ile Türkiye ile diğer faaliyetlerimi ayrı tutuyoruz. Bu konu açık şekilde S-400 ve F-35 sorunuydu. Dolayısıyla, Türkiye ile her zaman konuşmaya devam ediyoruz”...

Eş zamanlı, hatta eş saatli bu açıklamaların ikisini de tamamen doğru/samimi, ikisini de tamamen yalan kabul etseniz de sonuç değişmiyor.. Her iki açıklama da biraz birbirlerine, biraz da Erdoğan-Putin görüşmesine yönelik...

***

Kaldı ki...

Ziyaretin zamanını da tesadüf sayamayız...

Milli Savunma Bakanı: “Rusya ile yapılan anlaşmaya bağlı olarak 12 Temmuz’da S-400 tedarik çalışmaları başlamıştı. Birinci batarya geldi. İkinci bataryanın temini için de yarından, yani 27 Ağustos’tan itibaren intikaller, taşıma faaliyetleri başlayacak”, ki öyle de oldu...

Yani, Cumhurbaşkanlığı uçağı Rusya’ya doğru havalanırken, S-400’leri taşıyan Rus uçakları Türkiye’ye doğru inmeye başladılar...

***

Bu kadar okunaklı mesajlara da gerek yok aslında. Erdoğan-Putin görüşmesinin kesinleştiği andan itibaren Rus askerleri İdlib’teki kimi gözlem noktalarımız ile “rejim”in arasına konuşlandı ve bayrak açtı.

Neden olarak, “provokasyonlara” izin vermemek gösterildi. İlginç değil mi.. Kim yapacak bu provakasyonu? ‘Rusya’nın kontrolünde olduğu’ söylenen güçlerden nasıl bir girişim olabilir? Yoksa palette başka renklerde mi var?..

***

Türkiye kendi sınırında, başka hiçbir ülkeye “nasip olmamış” bir konjonktürle, iki süper güçle uğraşıyor. İster “mücadele ediyor” deyin, ister “oynuyor”, durum bu.

Ancak sınırın iç tarafında bir muhalefet var ve o da bu “oyunlardan” puan çıkarmaya çalışıyor. Görünen o ki Ankara, ‘milli ve yerli” duruş konusunda o partilerden umudunu kesmiş. Ama seçmenlerinin tabloyu gördünü düşünüyor.

“Bugün de sınırlarımız boyunca kurulmaya çalışılan terör koridorlarını parçalarken, ekonomimize takılan çelmeleri savuştururken, aleyhimize yazılan senaryoları boşa çıkarırken, her alanda hizmet çarkını kesintisiz işletiyoruz”.

Cumhurbaşkanı’nın bu sözleri de muhalif bağnazlığa çarpacaktır ama seçmen kitleleri Ankara’yı dış politika ve ulusal güvenlik konularında eleştirirken, günlük yaşamlarını da görmeli. Hangi ülke böylesi şartlar altında hayatın akışını normale sabitleyebiliyor?..

***

Bu noktada “generallere” de değinmek lazım...

Harekât arifesinde ve Yüksek Askeri Şura kararlarını takiben gelen emeklilik dilekçeleri üzerine bir fırtına koparılıyor. Bildiğimiz iki, şişirilenin sayısı belirsiz.

Yirmi iki olsa da TSK o işlerle eksilmez.

Ama başka bir konu var.

“Akıl Odası” programından alıntı yapmak isterim...

YAŞ kararları alınmıştı, atamaları, emeklilik dilekçeleri yokken, harekât üzerine Sayın Avni Özgürel’le şu diyalog yaşanmış (20/08)...

“Biz geçen seneden beri harekatı ha yaptık ha yapacağız. Vurmuş olsaydık, karşımızda Amerikalılar bile olsaydı, yapmamış olmaktan daha fazla avantaj kazandırabilirdi veya daha az zarar üretebilirdi. Sayın Cumhurbaşkanı’nın iradesi bu yöndeydi. Ama bir şekilde, siyasi irade de kendisinin önüne konan argümanlarla sınırlı, Cumhurbaşkanı isteyebilir ama önüne eğer, ‘bu şöyle değil böyledir’ denirse”...

Lafın tamamını söylemiş gibi oldunuz mu..

İşte öyle bişey...

 

nedret ersanel

yeni şafak

Google+ WhatsApp