Ercümend Özkan’ın Siyasi ve Dini Görüşleri

Ercümend Özkan’ın Siyasi ve Dini Görüşleri

Siyaset, İnsanların idare edilmesi ve insanları idare etmekle uğraşmaktır. Osmanlı ıstılahında insanların umuru işleriyle uğraşmak, her türlü işleri idare etmek sanatıdır1 anlamında kullanılmıştır. Siyaset herkesi ilgilendirmektedir. İnsan olan yaratılışı gereği diğer insanlarla yaşamaya müsait şekilde

Ercümend Özkan’ın Siyasi ve Dini Görüşleri

 

 
  1. İSLAM VE SİYASET

A.İslam Siyaseti Düşüncesi

Siyaset, İnsanların idare edilmesi ve insanları idare etmekle uğraşmaktır. Osmanlı ıstılahında insanların umuru işleriyle uğraşmak, her türlü işleri idare etmek sanatıdır1 anlamında kullanılmıştır.

Siyaset herkesi ilgilendirmektedir. İnsan olan yaratılışı gereği diğer insanlarla yaşamaya müsait şekilde var edilmiş bulunduğundan, onlarla beraber yaşayacaktır. Bu yaşantı nasıl olacak, yönetimi ne olacaktır, nasıl bulunacak ve uygulanacak olan yönetim biçimi ve bunun metodu ne olmalıdır, bunları belirlemek zorundadır. Hatta bir takım insanlar meslek olarak seçmişlerdir. Teorilerini kurmuşlar ve geliştirmeye çalışmışlardır. İnsanlar bir arada yaşadıkça siyaset daha anlamlı hale gelmekte, siyaset tabiatı gereği otoriteyi gerektirdiğinden, iktidarla birlikte mütalaa olunması kaçınılmazdır.2

İnsanları idare etmek anlamında kullanılan siyaset, konu olarak insanı ve ona en yakın olan yönetimi bilmek, uygulamak işiyle meşgul olmaktır. İslam insanların siyasetini belirleyen esas siyasi düsturlar vazeden, bunu kuvveden fiile çıkaran, uygulayan bir hayat biçimidir. İnsanların hangi kural ve kaidelere uyacağı, nasıl insanca yaşayacaklarını gösteren, bunu teoride bırakmayıp, Peygamberimizin uygulamasıyla hayata indiren ve yaşanabilirliğini gösteren bir sistemdir. Siyaset insanların idaresiyle uğraşmak olduğuna göre bu yolda düşünerek, çare aramak, uygulamaya kadar bir bütün olarak siyaset ve onunla meşgul olmak insan için olduğu gibi, Müslüman içinde farzdır. Çünkü insanların yönetilmesi, yönetime ihtiyaç duyulması hayatın gerçeklerindendir ve farzdır. Bunun İslam esaslarına göre düşünülüp, uygulamaya konulması bu farzla bütünleşip, Müslümanlar için yerine getirilmesi gereken bir farzdır. Eskiler buna insanların umuru ile uğraşmak demişler. Resülullah insanların umuru ile uğraşmış, bu umuru düzene koyacak kurallar kendisine vahiy ile belirlenmiştir. Vahiy hem umurun hal çareleri, hem de bu çarelerin uygulama metotlarını göstermiştir.3

İslam siyaseti farz kıldığı gibi yöntemlerinin de İslami olması gerektiğini emreder. Özkan gayelerin İslami olması konusunda “Gaye vasıtayı meşru kılar. Bu İslam dünya görüşünde kabul olmaz. İslam’da meşru gaye ancak meşru vasıtalarla gerçekleşir. Devlet kurmakta, haramda uzak durmak içinde ölçüyü Allah belirliyorsa vasıtasını da Allah belirler. Bu itibarla Müslüman her işinin siyasetini Allah’ın rızasına uygun yapmak zorundadır. Allah’ı razı etmedikçe yapılan hiçbir işin itibarı önemi olmayacaktır”4 diyerek siyasetin amacını belirtir.

İslam’ı tebliğ etmek siyasettir. Emri bil ma’ruf nehyi anil münker siyasettir. Sizden hayra çağıran bulunsun5 ayeti siyasetin nasıl yapılması gerektiğini gösteren bir yöntemdir. İslam kendi düşüncesini gerçekleştirici metodu kendisi koyduğundan, bir düzen bulundurduğunda, onun siyasetinden ne metot olarak, ne de düşünce olarak bir bozukluk, çelişki, çirkinlik yoktur. Çirkinlik ancak İslam düşüncesini İslami olmayan metotlarla uygulamaya koyabileceğini sananların anlayışından kaynaklanmaktadır. İslam demokratik bir düzen olmadığından, demokrasi ile İslam getirilmeye veya yaşanmaya çalışıldığından, çarpıklık buradan kaynaklanmaktadır.6 Siyaset insanları yönlendirmek ve yönetmek işidir. Bu haliyle her Peygambere müekkiden tebliğ olduğu gibi “Emri bil maruf nehyi anil münker”lerden oluşur. Toplumları değiştiren genel geçer sünnetullah da değişmeyen kural nefislerdekilerin değiştirmekten geçer. Allah, insanlar nefislerindekini değiştirmedikçe o toplumdaki halleri değiştirmez.7 Siyasetin temeli bu olmalıdır.8

Her toplum kendine göre bir siyaset anlayışı meydana getir. Özkan bugün Türkiye toplumu için siyasal kültürü üç ana bölüme ayırır; 9

1. Yaşayan halkın halen izlerini taşıdığı İslam olmadan Orta Asya’dan beraber getirdiği kültür.

2. İslam olduktan sonra Cumhuriyete kadar, eski kültürünün üzerine bina ettiği siyasal kültür, İslam niteliklidir.

3. 1923’den sonra laik-demokratik yani yaratıcısını hayatında çıkarmayı şiar edinen bir kültürün oluş- turduğu siyasi anlayış. İnsanı ilgilendiren her olay usulüne göre takip edilmesi sırasında ve sonucunda oluşan fikir insanların yönetilmesi yönlendirilmesiyle ilgili olduğu oranda siyasi düşüncedir. Siyasi düşüncenin oluşmasında ise önemli olan hususlar vardır. Bunlar dünyadaki gelişmelerden haberdar olmak bu genel ve herkese açık olan basın yayın araçları vasıtasıyla yapılır. Üzerinde çalışılan olayla ilgili hemen bilgi toplanılmalıdır. Bu bir sonuç çıkarmak için önemlidir. Siyasi olaylar açık net olmasına rağmen bazen de karmaşık olabilir bundandır ki olaylar takip edilmeli ve aydınlatılmalıdır.10 Üzerinde çalıştığımız, anlamak istediğimiz, açığa kavuşturmak istediğimiz olayı ilgilendiren bilgilere sahip olmakta önemlidir. Hatta zarurettir. Bunu genel kültür diye de adlandırabiliriz. Bu bilgilerin doğru olması çok olmasından daha önemlidir. Bir başka unsur karşılaşılan olayı kendi şartları içinde değerlendirmek bunun dışına taşırmamaktır. Mesela ayetler kendi nazil olduğu şartlar ve ortam bilinir ve ona göre değerlendirilirse daha iyi anlaşılmış olacaktır.11 Olay ve olayla ilgili sözler birinci olarak cereyan eden şartlarıyla takip edilip birlikte ele alınıp değerlendirilmelidir. Olayın ya da sözün gerçekliği öyle ortaya çıkar. Bize intikal eden olay ya da olayla ilgili bilgiler mutlaka kendisine karışan veya karıştırılan bilgilerde arındırılmalıdır. Olayla ilgili bilgilerin olayla ilgili, haberlerle bağlantısının doğru olarak yapılması da siyasi düşüncenin oluşmasında önemli bir husustur.12

Siyasi hayatın teşekkülü iyi bir Müslüman olmak için gereklidir. İçindeki ortamı iyi değerlendirmek dünyada olup bitenleri görebilmek gerekli dersi çıkarmak için siyasi düşüncenin oluşması farzdır. Rasulullah ve sahabesi daha bir avuç iken Habeşistan’ın, Bizans’ın, İran’ın ahalisinin durumunu biliyorlardı. Bu onları başarılı ve üstün kılıyordu. Bu uyanıklık onların büyük yanlışlıklar yapmasından kurtarmış ve sünnetullaha uygun hareket etmesine yardımcı olmuştur. Bu günde durum Müslümanlar açısından aynıdır. Yapılması gereken içinde yaşadığı dünyayı ve olayları yakinen takip etmelidir.13

İslam siyasetinin tabii sonucu olarak da biat kavramı karşımıza çıkar. Biat ancak devlet kuran irade anlamındadır. Bu anlamı dışındakiler günlük hayatın gereklerinden sayılabilir. Devlet hukuku açısından bir anlam ifade etmezler. Halk arasında el vermek, etek tutmak veya biat etmek şeklinde geniş bir alanda kullanıldığı görüp duyduğumuz biatın, İslam devlet hukuku açısından bir anlamı yoktur. Zira kendisine biat edilen açıkça hukuk düzeni ile hükmetme yetkisi bulunmalıdır.14

Emirul-Mü’minin (kendisine Allah’ın hükümleriyle hükmetmesi üzere biat edilen kişi) Müslümanların devlet başkanıdır. Biat devlet başkanına yapılandır. Devlet başkanının atadığı kişilere yapılan biat da devlet başkanına yapılan biat gibi geçerli ve yürürlük kazanan biattir. Biat edilen devlet başkanı azl edildiği, öldüğü, kurtulmasında ümit kesilerek esir düştüğünde ya da başka şekilde devlet başkanlığı sıfatını kaybettiğinde, tayin ettiklerine de biat son bulur.15

Herhangi bir cemaat, parti, teşkilat veya grubun başkanı gibilerine biat etmek, biat değildir. Zira biat yalnızca devlet kuran akitleşmenin adıdır. Özkan “Günümüzde şurada burada yapılan biatler, biat olmadığı gibi, Müslümanları aldatarak yapılan gayri ciddi oyunlardır. Çünkü kendilerinden devlet başkanı gücü bulunmayanlara yapılmaktadır. Biat edenlerde kendisine biat ettiklerine sunacak bir iktidarları yoktur. Bu tıpkı 3-5 yaşındaki kız ve erkeğin nikahlanması gibidir. Evliliğin olabilmesi için kadınlık ve erkeklik iktidarının olması gerekli ise, biat edende edilen de devlet olma iktidarı gerekmektedir. Böyle iktidar yoksa yapılan akitte geçersiz ve hükümsüzdür.

Biat için iktidarın mevcudiyeti şarttır”16 diyerek biatın yapılabilmesi için devlet anlamında gücün olması gerekliliği üzerinde durmaktadır. Bir yönüyle zaman zaman bazı insanların böyle girişimlerde bulunmasını biat olarak kabul etmiyor, onları eleştiriyor. Biat akdi edenlere masiyetle emredilmedikçe, itaat etmekle yükümlü biat edilene de, Allah’ın hükümleriyle hükmetme sorumluluğu getirmektedir. Biat edilenin her emri hoş karşılanmayabilir. Ama masiyet bulunmadıkça itaat farzdır. Bundan dolayı isyan edilmemelidir. İdarecilerin görüşlerinde (içtihat) isabetsizlik uygun bir dille kendisine anlatılır. Masiyet olmadıkça kendi görüşü doğrultusunda hareket eder. Ve itaat edilen hüküm olur. Zira devlet hayatının toplum düzeninin herkesin bildiğini okumasına tahammülü yoktur. İdarecilere karşı kıyamın ise elbette kesin delillere, hükümlere ihtiyacı vardır. Bu ise idarecide küfür sadır olmasıdır. Küfrün sadır olması ise onunla yapılan biat akdini kendiliğinden geçersiz kılar. Biat edenler biat ettiklerini, Allah’ın hükümleri üzerine getirmek üzere sahibi bulundukları iktidarlarını bu yolda kullanırlar ki, buna kıyam etmek denir. Kelime olarak ayakta durmak, ayağa kalkmak anlamındaki kıyam, burada idarecinin İslam dışı icraatına, hükmüne karşı durmak için, ayağa kalkmak manasınadır.17 İslam siyasetinin sağlam olması için sağlam bir fikri yapılanmanın olması şarttır. İnsan fiziki ve biyolojik olarak dengeli beslenme sonucu, nasıl sağlıklı oluyorsa, vücut içinde gerekli gıda alınır ve bu gıdalar hazmedilirse, ancak böyle bir beslenmede bahsedilebilir. Tıpkı bunun gibi dengeli bir kişilik, karakter sahibi olabilmek, dengeli davranışlarda bulunabilmek içinde, kafa için gereken bilgi beslenmesinin de, dengeli olması ve gerektiği kadarı alınmalı, alınan fikirler hazmedilmeli, fazlalar ise atılmalıdır. Birbirine karıştırılmamalıdır. Nasıl ki kana üre karıştığında insanı ölüme götürüyorsa, böyle bir durumda insanı fikri ölümlere götürebilir. Fertler bu durumda olduğu gibi, toplumlar için de aynı durum geçerlidir. Dirilmek ise fiziken yaşayanların ferdende dirilmesiyle olur. Bu da sünnetullaha uygun yaşamakla olur. Ferdin bu dirilmesi suya atılan taşın etrafında oluşturduğu halkalar gibi, merkezden çevreye doğru bir seyir izler. Özkan, buna “kamuoyu oluşturmak” diyor. Kamuoyu oluştuğunda artık toplumda köklü değişikliklerinde belirtileri başlar. Bu oluşum sürecinde de, çok dikkatli olmak zorunluluğu vardır. Aksi takdirde nutfe olan bir bebek gibi bakımı iyi olmazsa, sakat olabilir. Çağırıcılarda işini iyi bilmeli,net ve açık olmalıdır. Bu olmazsa bulanıklık meydana gelebilir.18

Düşünce düzleminde ele almamız gereken önemli husus İslam’dır, vahiydir. Vahiy ise önce kendisine gönderilen kişiler yani Allah’ın elçileri teslim olmuş ve zamanla bu sağlam düşünce için kamuoyu oluş- turmaya çalışmışlardır. Mesaj topluma ulaşıp kamuoyu oluşunca artık onun incelikleri, rötuşları kalmış- tır. Yani insanların artık onu net yaşayabilecekleri duruma getirmeye çalışılır. Bu noktada iyi hareket edilmelidir. Peygamberler de, bunu yapmışlardır. Yani fikirlerinde bir karışıklık, bulaşıklık bırakmamışlardır. İslam vahye teslim olmaktır. Vahyin toplandığı kitapta Kur’an’dır. Son elçide bu kitabı ahlak edinmiştir. O zaman İslam’ın tanımı için başka bir şey aramaya gerek kalmamıştır. Bizim yapacağımız iş ise, araya vasıta koymadan kitabı anlamak, bilmek ve hayatımıza geçirmektir. Davranış ve düşüncelerimizin hareket noktasının esasını oluşturmalıdır. Resulullahın sünneti de Kur’an’a tabi olmak olarak tanımlanabilir. İslam, Kur’an insanların hayatının her alanını kuşatmalı ve bu gerçek bir şekilde olmalıdır. İnsanların kendini Müslüman zannetmeleri bir şey ifade etmez.19 Kur’an bir el kitabı gibi elden bırakılmamalı, hep okunmalı, resulünün hayatını, sünnetini de aynı şekilde okumalıyız. Kur’an’ı da Peygamberimizin nasıl anlayıp, uyguladığını bilmeliyiz ki, onun güzel örnek olduğunu daha iyi kavrayabilelim. İşlerimiz örneğine göre yapma imkânına kavuşursa dengeli bir fikri beslenme sonucu, tutarlı bir şahsiyet ortaya koyabiliriz. Kur’an’ı okuyup anlamadığımız ve özellikle onu ahlak edinmediğimizden, toplumumuzda davranış çarpıklıkları, itikat sapmaları, düzen değiş- tirmeler, doğru yerine yanlışı almalar, hep bundan ileri geliyor, yani yeterli bir fikri beslenmeden yoksun olduğumuz olur, bizim perişanlığımız olur.20

Vücudun sıhhati için, beden için gıdaların alınıp vücuda karışması nasıl gerekliyse, bunun gibi İslami bir kişiliğin oluşması için de, vahiy gıdası alınıp, hazmedilmelidir. Kişide dengeli bir fikri beslenme olabilmesi için, kişinin itikadının hem de amellerindeki ölçülerinin İslam’da belirlenenlere göre bir düzene konmalıdır. Bu sayede davranışlarının tümünde, İslami açıdan tutarlılık görülebilir.21 Kur’an sağlıklı bir İslami kişilik için, öncelikle akidevi beslenmeden bahseder. Akideyi yalnızca Kur’an belirleyecektir. Kur’an’ın Allah’ın kitabı olduğundan kuşku bulunmamaktadır. Zanna yer yoktur. Zaten akide de zanna tahammül yoktur. Kim itikadına zan karıştırırsa temizi, pis ile doğruyu eğri ile karıştırmış olur. İslam bir yaşam tarzı olarak algılanmadıkça insanda kişilik oluşturmaz, yamalı görünümü ile önce kendisi rahat edemez. Onunla tatmin olamaz. Fikirler ekiciliği ile tamı ile test edilmeli, eğer test edilmezse, tatminsizlik olur ve kişiyi hayatı boyunca başarılı kılmaz. Müslüman mutlu, dışa açık herkese güvenebileceği mesajı bulunduğundan, onu sunmaya hazır düşünce ve davranışlarıyla, güvenli kişi demektir. Geleneksel olarak Müslüman’ım diyenlerin, batının kültürel basıncı karşısında dayanamayıp, itikatlarını kaybetmeleri ve davranışlarını değiştirmelerinin temelinde, fikirlerini teste tabi tutmamalarıdır. Teste tabi tutma insana güven verir. İnsanı yenilemez kılar. Teste tabi tutulmadığında fikirler karşılaştırılıp, düşünceler ortaya çıkmayınca insan yenilebilir ve utanç duruma düşebilir. Kimsede böyle bir düşünceyi taşımak istemez. Başka düşünceler gelmeye başlar. Zamanla ilk düşünceleri kendisini terk eder. Müslümanlar iki asırdır bu süreci yaşamaktadırlar. Kendinden öncekilerin bıraktığı mirası çoğaltarak, saflaştırarak, miras bırakmayı terk etmiş, bu mirası yemeye başlamışlar, bu kendilerine güveni de zedelemiş ve ondan utanır hale gelmişlerdir.22

İslam’ın siyaseti kişilerin liderliğinden çok Fikirlerin liderliğini ön plana çıkarır. İnsanı fikri eyleme sevk eden fikirleridir. İçgüdüleri değildir. Fikir içinde yaşanılan kanata taalluk ediyorsa buna dünya görüşü denir. İnsanın üzerinde düşüncesi ve eşyanın temelini oluşturan dünya hakkındaki onun varlığı, nasıl olduğu, hudutları ve buna karşılık hususları içine alan düşünceye de dünya görüşü denilmektedir.23

Fikri liderlik, fikri kişi ve toplumlara varılması gereken yer göstericiliği ile kişi ve toplumun fikrin belirlediği anlayış ve onun getirdiği davranış bütünlüğüne kavuşmada fikrin önderliği anlamındadır. Fikrin kendi içinde tutarlı olması şarttır. İnsanın fıtratına ve eşyanın tabiatına uygun olacak şekilde bir bütünlük ve tutarlılık göstermelidir. Bu şartlar insan ve toplum hayatını düzenleyen fikir bütünü içinde çıkılmaz müşküller doğurmaz hep daha ileri götürür. Zorlamalar her yerde başarılı sonuç vermez. Çünkü güven vermekten çıkarlar. Hangi fikir olursa olsun kişi ve topluma güven vermezse gücünü kaybeder, fikri liderlikte başarılı olamaz.24

Fikir kendini açıklayıcı bulduğu eşyanın tabiatını izah ediciliği oranında doğrudur. İnsan fıtratına uygunluğu oranında doğrudur. Bundandır ki bu vasfı tabiatında bulundurmayan fikir gerçekliğini kaybeder. Zayıflılık arz eder, sürekli olmaz. İnsanlara ve toplumlara liderliği sonuna kadar olamaz. 25

İnsan ve eşyanın yaratıcısı tarafından insanlara hidayet olarak gönderilmiş İslam ve onun fikri liderliği uzun asırlar devamlı olmuş, hatta zayıflamasına rağmen kalanı ile uzun sure idare edilmiştir. İslam’ın fikri liderliğine sarılan toplumlar mutlaka yücelmiş- ler. Refah içinde yaşamışlar, doğruya ulaşma azminin sürekliliği çalışma kaynağı olmuştur. Ona uyulmadığında ise hidayetten delalete düşülmüştür. Kişi veya kurumların liderliği bunlara liderlik yapan fikrin şaşmaz doğrulukları ile doğru orantılıdır. Nasıl ki Rasulullah Kur’an’ın fikri liderliğiyle şahsını ve toplumunu şekillendirmiş bu konudaki başarısını Kur’an’ın fikri liderliğine borçludur. İslam hangi kişi ve toplumlara liderlik yapmışsa mutlaka onları başarıya ulaştırmıştır. Fikrin liderliği sürekli düşünceyi geliştirir. Düşünce geliştikçe gerçeğe daha çok yaklaşılır. Bu sağlandıkça insan ve toplum istikrar ve huzura kavuşur.26

İnsanlar ve toplumlar için aslolan kişilerin peşinden gitmek kişileri önder lider edinmek değil fikirleri önder edinmektir. Fikri önder bilmenin hiçbir riski yoktur. Fikri önder edineni lider edinmenin hep riski olmuştur. Ne kadar başarılı olursa olsun sonuçta insandır. Lider edinilen eğer fikirleri fikrin süzgecinden geçirilmeden alınırsa liderdeki hata sonrakileri de etkileyecektir. Arıza topluma yayılacaktır. Fikrin liderliği önderin yanılgılarının düzelmesine en büyük yardımcı olacaktır. Müslümanlar İslam’ı lider edinip bütünüyle ona tabi olmaya yönelmelidirler. Ne kadar iyi Müslüman’da olsalar kişilerin önderliğini İslam’ın liderliğinin önüne geçirmemelidirler.27

Doğrular Müslüman’ların öz malıdır nerede bulursa onu almalıdırlar. Fikri durgunluktan kaçınmalıdırlar. Çünkü fikri durgunluk kişinin ölümü demektir. Fikri, durgunluk düşünememekten akıl edememekten ve kendisini yenilememekten ileri gelir. Fikirler kireçlenirse artık hayatı kaybolur. Ölüm beklenir. Fikri ölüm ise ölüme benzemez. Organik canlılığı devam ettiği halde topluluğun kişinin kişiliğinin kaybolmasını doğurur. Fikrin diri olarak kalabilmesinin tek yolu okumaktır. Kendini yenileme imkânından mahrum bırakanlar intihar edenler gibidir. Fikri intihar kişilik intiharına benzer.28

İslam siyasetle uğraşmayı Müslümanlara farz kılmış- tır. Siyasetin sağlam bir oluşumu olmalıdır. Siyasetini Kur’an ve sahih sünnetle beslemeli güçlendirmelidir. Siyasetinde şahısların liderliğine değil de Fikirlerin liderliğini ön plana çıkarır Rasulullah Kur’an’ın fikri liderliğinde İslam toplumunu oluşturmuştur.

Bİslam Siyasetinin Dışındaki Siyasi Düşünce Alanları

Her toplumun gerek içinde yaşadığı ve gerekse komşusu bulunduğu toplumlarda etkili olan gerekse yaşadığı asırda dünya üzerinde etkili olan dünya görüşlerinden etkilendiği bir gerçektir. Çok az insan kendini bundan koruyabilmiştir. Bu etkilenme dil, kültür, örf, adet vs. çok çeşitlidir.29

Özellikle batıdaki gelişmeler İslam olan bu toplumu yıllarca etkilemiş özellikle batı kaynaklı dünya görüşlerine kavram, davranış ve düşünüşlerinin etkisi olmuştur. Bu durum batı lehine gelişmiş sonuçta İslam devletleri yıkılmış yerine Cumhuriyetler kurulmuştur. Bu yeni düzenlerde kendini tamamen İslam’dan soyutlamaya gitmişlerdir. Zamanla bu ülke halkları bunu düşünmüş ve üzerinde ki bu kirliliğe son vermenin yollarını aramışlardır. Bunun örneğine İran devriminde görmekteyiz.

Başlangıçta devrimin temelleri geleneksel de olsa sonraları Humeyni’nin basiretli anlayışına terk etmiştir.30

Nice Müslüman vardır ki bunların hayatlarının hemen hepsi İslam dışı kirlilikler içindedir. Bunun nedeni ise Kur’an’dan uzak bir hayatta olmalarıdır. Bunlar Kur’an’ı anlarken yüzeysel davranıyor ve bir takım geleneksel tefsirlerin etkisinde kalıyorlar diğer yandan da içinde yaşadıkları ortamlardan etkileniyorlar.31

Özkan yaşadığımız sürecin bir demokrasi süreci olduğu ve İslam’la hiçbir ilişkisinin olmadığı hatta İslam’a tamamen ters düştüğü unutulmamalı demektedir. Bazı insanlar Örneğin Marksizm’e karşı olduğu gibi demokrasi düzenine karşı olmamaktadırlar. Bunun ana nedeni yaşanılan ortam ve rejimin etkisi olduğu gerçeğidir. Kimisi ise kanunlardan korkup araziye uyarak Müslüman kalabileceğini sanmaktadır. Bu kirlilikte ne olduğu belli olmayan insan hakları ve hürriyet kavramları İslami olmayan ama üst tabakadan başlayarak yayılan ve sonuçta alt tabakada ne olduğu belli olmadan tekrarlanılıp durmuştur. Bunlar Allah’a teslimiyetten tam tersine kişinin doğarken dünyaya beraber getirdiği haklar olarak açıklanmaya çalışılmıştır. Hürriyetleri kabul etme hevasına ve başkasına uymak olduğunu belirten Kur’an sürekli olarak insanları Allah’ın kullarını kendine tabi olmaya teslim olmaya ve giderek mümin olmaya çağırmaktadır.32

Özkan “içinde yaşadığımız rejim ve onun kavramları bizi yutmamalı bize etki etmemeli, biz ona etki edip İslamlaştırmalıyız. İslamlaşma sürecine sokmalıyız. Bu özellikle kendimizin bu sürece girmesiyle mümkündür. Bu sürece girmek demek Kur’an’ı gereği gibi anlamak hayata geçirebilmek ve davranışların hareket noktası yapabilmektir… Bizler bugün bir hususu savunurken yarın İslam devleti olduğumuzda da savunabileceğimiz ve uygulamamız gereken hususlar olarak savunmalı, insanları onlara çağırmalıyız. Bugün söylediklerimizden yarın dönemeyiz. Bugün ne söylüyorsak yarında onları söyleyeceğiz ve uygulayacağız. İnsanların güvenini böyle oluşumuzla kazanacağız. Çünkü Allah bizlere peygamberine buyurduğu gibi “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol”33 buyurmaktadır. Örneğin bugün başörtüsünü savunacağız derken bunu İslami olmayan bir biçimde herkesin giyinme hürriyeti vardır, şeklinde söyleyemeyiz. Biz insanların kendilerinin istediği gibi giyinmelerine göz yumamayız, yummamalıyız. Allah yeryüzünde fesat kaybolup din yalnız Allah’ın oluncaya kadar bize mücadeleyi emretmektedir. İslam müslim gayri müslim kimsenin açılmasına müsaade etmemekte, bunu insanların hevalarına uyma ve yeryüzünün fesadı olarak kabul etmekte biz Müslümanlarda fesada göz yumamayız ne şimdi ne de devlet olunca”34 diyerek açıkça bu yaşadığımız ortamın İslami olmadığını ve bunları değiştirme düşüncesinde olduğunu söylemektedir. Bu düşüncesi İslam’ın ruhuna uymamaktadır. İslam ölçüleri belirledikten sonra insanları uyma konusunda serbest bırakır. Ama Özkan bunun tersi bir anlayış yani zorba bir anlayışı ortaya koymaktadır. Böyle bir anlayışı bu dinin uygulayıcısı olan Peygamberde görmek mümkün değildir. İnsanoğlu doğası nasıl bir yaşamı emrediyorsa öyle yaşamalıdır. İnsanın yaratıcısı insan doğasına uygun olanı önermiş ve emretmiştir. İslam’ın helal ve haramları insanın doğasına en uygun olan işlerdir. Bu ise zorlamayla olacak bir durum değildir.

İslam dışı siyasi düşünceler dendiğinde öncelikle Demokrasi ve Laiklilik akla gelir. Bu kavramlar batıdan çıkıp tüm dünyaya yayılmışlardır. Bunlardan Demokrasi, halk yönetimi anlamındaki Yunanca olan bu kelime M.Ö. Yunanistan’da site devletleri olan Atina ve Sparta’da uygulama alanı bulmuştur. Nüfusu az olan bu şehirlerde Atinalı olmayanların köleleri ve vatandaş sayılmayan, bundan dolayı vatandaşlık hakları bulunmayanların katılamadıkları bu uygulama, çok az kişinin katıldığı şehir meydanı forumda yönetimle ilgili görüşlerin açıklama biçiminde uygulanıyordu. Bu forumlarda doğru taalluk ettiği şeyin gerçekliğine göre değil de izhar edilen olayların çokluğuna ya da azlığına göre belirleniyordu. Yani oy çokluğu olan görüş doğru sayılıyor, azınlığın görüşü ise yanlış sayılıyordu. Kimin Atina vatandaşı veya oy hakkı bulunan insan olduğu, kimin ikinci sınıf insan olduğu da aynı yöntemle belirleniyordu. Kısaca doğrularda yanlışlarda, iyilerde, kötülerde oy hakkı sahiplerinin çoğunluğunun oyu belirleyici oluyordu. Bu tür yönetime halk (demos) yönetim (kratos) yani demoskratos (demokrasi) deniliyordu. Doğruları ve yanlışları belirleme yöntemi insanların oyları olunca iyi, kötü, doğru, yanlış her zaman değişebildiği gibi, yere göre de değişebiliyordu. Örneğin Atina’da hırsızlık kötü- lük olarak görülürken, 200 km. ötesindeki Sparta’da iftihar edilen bir iş oluyor ve alkışlanıyordu.35

Şahsi hürriyetler mülk, fikir hürriyeti, demokrasinin temelidir. Devlet varlığını demokrasilerde bu hürriyetlere borçludur. Demokrasilerde asıl olan bu hürriyetler, onların korunması ve kullanmalarının sağ- lanmasıdır36 ifadesini ileri süren Özkan, düşünce olarak demokrasinin meydana çıkışı dine, yani Hıristiyanlığa reaksiyondur. Buna rağmen Hıristiyanlıktan uzaklaşmamış uygulamalarda kötülerin en iyisi olarak aksaklıklarla beraber, kabul edilmiştir. Bu günde demokrasi kendini böyle savunmaktadır. Özkan bu ifadelerine ek olarak “Demokrasilerin hele halkları Hıristiyan olmayan toplumlardaki hali yürekler acı- sıdır. İstenmediği adama verilen kız gibi, demokrasilere teslim edilen bu haklar, dünyalarının yıkıldığını, bütün değerlerinin yok olduğunu, toplum yapısının gittikçe zayıfladığı, her şeyi “ilericilik” adına alt üst edilmesi sonucu kişisel, toplumsal huzurdan uzaklaştığı görülmektedir. Bu, özellikle halkı Müslüman olan ülkelerde görülen bir durum olup, Müslüman ülkelerde toplumsal çözülmeyi hızlandırmaktadır. Toplumların yapısı için uygun görülen siyasi elbiseler onların ölçülerine uygun, provası yapılmadan dikilip yakışacağı sanılarak, istese de istemese de giyilecek denilirse, bu elbise içindekini devamlı rahatsız eder. Hem de elbiselik görevini giyenin üstünde göstermez. Rızasız evlilik de böyledir. Bu evliliğin devamı değil, bitmesi hayır olur. Toplumlar içinde bu böyledir. Bundan kurtulmakla ancak toplum huzur bulabilecektir. Bütün bunlar gösteriyor ki demokrasi esası ve bu esasa dayalı çözümler itibariyle İslam’la alakalı değildir. İslam Allah’ın hükümlerine teslim anlamındayken, demokrasiler bilakis dinin emirlerini hayattan uzak tutmaktadır” 37 ileri sürmektedir. Böyle düşünen Özkan demokrasiyi kabul etmemekte ve İslam ülkeleri için tehlikesine dikkat çekmektedir.

Kimi zaman büyük kitleler demokrasiyi, sosyalizmi, İslam’ın içinde bulunduğunu sandığı gibi, demokrasinin İslami bir şey olduğu yanılgısına düştükleri görülür. Bu İslam’ın bilinmemeden gelen bir yanılgıdır. Kitap ve sünnet bilindikçe demokrasinin İslam’la yakından uzaktan alakası olmadığı görülecektir38 şeklinde iddialarını ortaya koyan Özkan, demokrasi ile İslam’ı şöyle karşılaştırır; “Demokrasi insanı hevasına uymaya yönlendiren yaşam biçimidir. İslam ise Allah’a ve gelen vahye teslim olmadır. Ne amaç ne de araç olarak Müslüman’da bulunmaması gereken bir kirliliktir. Kur’an baştan sona insanı hevasına uymamaya vahye uymaya yönlendiren kitaptır. Demokrasi ise insanı yalnızca kendi hevasına daha da geniş bakıldığında çoğunluğun hevasına uymayı esas edinen dünya görüşü ve yaşam tarzıdır. İnsan vahyi bırakıp hevasına uyarsa, demokratik bir yaşam tarzı seçmiş olur. Hâlbuki asıl olan vahye uymaktır. Bugün halkının çoğu Müslüman olan ülkelerde Laikliğin demokrasinin İslamlaştırılmasındaki amaç İslam’ı reddetmemekten ileri gelmektedir. Mademki İslam reddedilemiyor o zaman demokratik İslam’dan, laik İslam’dan bahsedilmekte ve bunlar İslam da yaşatılmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki ne demokrasi ne de laikliğin İslam’la alakası yoktur.”39

Bu iddialarına şu ifadelerini de eklemektedir. Demokrasi insanları nefislerine ve hevalarına uymayı çağı- ran bir sistem olduğundan Kur’an’la çelişir. Bunun için dünyayı ifsat eden bir düşünce tarzı ve yaşam biçimidir.40

Tek bir olandan fazlası, birden fazla ve hatta en az üç olandan fazlası için kullanılan İslam dışı siyasi düşüncelerden çokluk deyimi, toplumsal yaşamda da kullanılmaktadır. Çokluk için çoğunluk deyimi de kullanılır. Siyasi literatürde çokluk veya çoğunluk 200 yıldan beri dünyada demokrasinin yayılmasıyla beraber çokça kullanılır olmuştur. Halkın halk için, halk tarafından yönetimi diye basitçe ifade edilen demokrasi söz konusu olduğunda, çokluk, çoğunluk ve giderekte çoğulculuk söz konusu olmuştur. Çoğunluksuz bir demokrasi düşünülemez. İster çoğunluk, ister çoğulculuk söz konusu olsun, temelde bir toplumun çoğunluğunun tümüne hükmetmesi anlamına gelen bir yönetim yani demokrasi söz konusudur. İstenildiği kadar azınlığın da temsil hakkının bulunduğunu söyleseler de, esas itibariyle çoğunluğun tespit ettiği doğrular ve eğriler üzerine kurulu bir düzendir demokrasiler. Çoğunluk demokrasilerin varlık sebebidir. Çoğunluk olmadığından demokrasiden bahsedilmez.41 Çoğunluk İslam’ın ölçüsü olamaz. Çünkü Allah çoğunluğun hevasına uymanın yanlışa götüreceğini bildirir. Demokrasinin ölçüsü olmuştur. İslam da helal ve haramı çoğunluk değil Allah belirler. Özkan “çoğunluğun yoluna gidenler hesabı Allah’a zor vereceklerdir” der.42 İslam’da doğruları çoğunluk değil de Allah belirler.

Çokluk, çoğunluk veya çoğulculuk denildiğinde, temelinde yatan birey, yani bir tek insandan bahsedildiğini bilinmelidir. Bir’inde doğruları veya eğrileri tespit yetkisi bulunamayanların çoğunluğunun nasıl bu yetkiye sahip olabilmeleri mümkün olabilir. Yol göstericisi bulunmayan insan, şaşkınlık içerisinde kaldığını bilmeyen insan, bir mürebbi’ye ihtiyaç duymuştur. Mesele ise bu mürebbinin kim olmasıdır. İşte insan bu noktada yanılmış, bir türlü gerçek mürebbisini bulamamış, insana acıyan mürebbisi, insana elçilerle sürekli yol göstermiş, çoğunun çoğunluğun bu yolu kabul etmemesine, hevasına uymasına rağmen, yaratıcı Allah tekrar tekrar elçiler göndermiştir. Gerek çoğunluğun gerek çokluğun, gerekse çoğulculuğun temelinde kendini bile bilmeyen insan ve onun zannına uyan aklı yatmaktadır. Bunun için gerçek üzerinde bulunması mümkün olmayan insan aklı, kendisine öğretilmedikçe hep şaşkın, şaşırmış kalacaktır.43

İslam dışı siyasi düşüncelerden bir diğeri, ise laikliktir. Laiklik dinsel doğruların bilim, sanat, felsefe ve siyaset üzerindeki baskılarını gerileten Rönesans ve aydınlanma çağının düşüncesinden kaynaklandı. Özellikle Katolik kilisesinin, merkezi ve baskıcı yapı- sına karşı tepkiden doğdu. Yani tepkiseldir.44

Batı toplumlarının ve devlet düzenlerinin laiklik anlayışı, devletin belli bir dini temsil etmekten çıkarılması, din devlet ayrımının sağlanması ve devletin her türlü inanç karşısında tarafsız ve eşit davranması şeklindedir. Bu öncelikle devletin belli bir mezhebe bağlı olmaması, savunuculuğu, yayılmacılığını yapmaması demektir. Fransa ve ABD’de laik devlet sistemleri, kamu kuruluşlarının, dine, mezheplere bağlı olanlarına yardım etmeyi yasaklamıştır. Devlet nasıl ki din kurumlarına karışmamalı ise, dinde dünyevi ve siyasi olana müdahale edemez.45

Laik devlet, din ve ibadet, inanma ve inanmama özgürlüklerini güvence altına alır. Kişiler inançlarını seçerek gereğini yerine getirmek konusunda mutlak bir dokunulmazlık içindedir.46

Ortaçağda kral-kilise ilişkisi halka din adına büyük zulümler gerçekleştirmişlerdir. Kral kiliseden aldığı destekle ruhani bir özellik kazanmıştır. Adeta Tanrı adına hareket etmiştir ve halka büyük zulümler yapmışlardır. Halkın bu ezilişini gören bir takım aydınlar bu eziyetlerin dinden ileri geldiğini iddia etmiştir. “Din yoktur ve hayatta yoktur” iddiasında bulunmuş- lar. Bunlar zamanla az da olsa taraftar bulmuşlardır. Kilise-Kral ikilisi de buna karşın “din vardır. Hayatta da vardır” tezini savunmuşlardır. Bu iddiayı asırlarca savunmuşlardır. “Din yoktur ve hayatta da yoktur” iddiası kilise-krala karşı sunulan tepkisel bir iddiadır. Böyle bir durumda uzlaşma söz konusudur. Bu uzlaşmada konumuz itibariyle din vardır ile din hayatta yokturun birleştirilmesi ile karşımıza çıkan laiklik olarak günümüzde anılan şeydir.47 Demokrasi eski Yunanda Atina’da zaten az sayıdaki vatandaşın oylarının çokluğu ile eğri ile doğruların belirlendiği siyasi rejim olarak batı tarafından tanınıyordu. İşte bu noktada Kilisenin kanun koyuculuğunun ortadan kalkması sonucunda doğacak boşluğu dolduracak parlamento aynı zamanda bir yasama meclisi görevi de olacaktı. İnsanlar da artık kalabalık olduğundan bu halk temsilcileri vasıtasıyla oluyordu. Kilisenin yasamadaki yerini parlamento almıştı. Parlamenter laik demokrasiler özellikle artık batının vazgeçilmez rejimleri olmuştur.48

Laiklik, batı dünyası ve özellikle Fransa’da ortaya çıkışıyla, dinin kamu hayatı üstündeki gücünü sınırlayan, din adamlarının toplum yönetimindeki etkinliğini kaldıran ve özetle dinin kurallarını hayatı yönlendirmenin önüne geçme düşüncesinin uygulamasıdır. Yine laiklik iman ve inancı reddedip, aklı ikame eden felsefi anlamının yanında, dini olan her şeyin hayatın etki alanında çıkarmak isteyen görüştür. Laikliğe göre din sadece fert ve toplum vicdanında yaşamını sürdürebilir.49

Özkan laikliği şöyle tarif eder; “Laiklik bir insanın veya devletin hayatının Allah tarafından veya dinin hükümleriyle düzenlenmesine son verilmesi, dinin hükümlerini fert ve toplum yaşantısından dışarıda tutmaktır. Hiçbir din böyle bir hâkimiyeti kabul etmez. Hele İslam hiç kabul etmez.”50 Yine Özkan, Laiklik sokaktaki insanın anlayacağı şekilde ifade edersek, Allah’a “Yarabbi sen tek büyüksün, ama devlet diye bir başka büyük daha var. Bazı hükümlerini bırakıp, devletinkine uyacağım, hüküm sahipliğini aranızda bölüştüreceğimdir.”51 Bu anlamda Özkan, bir Müslü- man’ın laik olması “Müslüman bir kişi veya toplum aynı zamanda laik olması, Allah’ı kabul etmeyen bir Müslüman olması kadar mümkündür.”52

Özkan “Laiklik ve İslam bir arada asla bulunmaz. Laikus ruhban olmayan anlamına gelir. Ruhban ise aslı olmayan ilahlarla insanlar arasında bağlantı kurmakla kendisini görevlendirmiş insan anlamına gelir. Bu görevi olmayanlara laik denir. İslam’da böyle bir görev olmadığından ilişkileri Allah belirler, dolayısıyla İslam’la alakası olmayan, İslam’ın tanımadığı, tanıması mümkün olmadığı kavram, taban tabana İslam’a zıttır”53 diyen Özkan İslam esasında ruhbanlık sınıfını bulundurmaması sonucu laik bulunmayanların da kendisinden bulunmadığı bir dindir. Kendisinden ruhban sınıfının bulunmadığı bir dininde bu dinin kurduğu düzenin kesinlikle ruhban sınıfınca yönetilmesi, yönlendirilmesi diye bir şeyde söz konusu değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamberin başkanı bulunduğu ilk İslam devletinin ne teokratik, ne de bir laik devlet olduğunu söyleyebiliriz. Zira teokratik devlet Allah’ın adamı olanların yönettiği devlet demektir. İslam’da ise böyle bir şey yoktur. Bu itibarla İslam bir teokrasi değildir. Teokrat olmayana devleti teokratların elinden almak diye bir şey söz konusu olamayacağından, laik bir devlet olması da söz konusu olamaz 54 şeklinde değerlendirir.

Özkan’a göre, laiklik din dışılık anlamındadır. İslam ise din olarak hiçbir şeyi dışında tutmamıştır. İslam’la bağdaşması mümkün olmayıp, İslam dışıdır. İslam ne ferdi, ne toplumu ve devleti alanı dışında bırakmaz iken, laiklik dinin toplum ve hatta fert hayatında yerini en dar olan vicdanları ile kendi aralarına hapseder.55

Belirli bir toprak üzerinde yaşayan insan toplumunun oluşturduğu, siyasi organizasyona devlet denir. Topluluğu meydana getiren kişilerin ortak iradeleri ile belirli bir ideolojinin üstünlüğüne inanmayı temel alan bir anlayışla bu ideolojinin kendi üzerine uygulanmasına kendilerinin karar verdiği kişilerin siyasi iradeleri ile meydana gelmektedir. Devlet siyasi bir güç olabilmesi için de, kendi topluluğuna ve gücüne dayanarak ayakta durmalıdır. Devlet öncelikle insan unsuruna dayanan bir varlıktır. Toprak, düzen, hâkimiyet ve gücünü insandan alma özelliği ile de temayüz eder. Hükmi kişiliği yoktur. Hakiki kişilerce temsil edilir. Devlet laik olabilir ama kişi olamaz. Laik kişilerin bulunmadığı, dinini dünyasından ayıran insanların hâkimiyetinin söz konusu olmadığı toplumlarda devletin nasıl olup da laik olabildiği sorulmaya ve cevabı da aranamayan soru olarak kalmaktadır. Özkan “Türkiye Cumhuriyeti bir devlettir. Hudutları belli, 60 milyon insanı var. Anayasasının belirttiği gibi laik -demokratik bir devlettir. Yaşayan insanların % 99’u kendini Müslüman olarak tanımlamaktadır. Müslüman olan kimse vahye teslim olmalıdır. Durum bu olunca nasıl olur da ülkedeki insanların meydana getirdikleri devlet, laik yani dini hayatından uzak, devletten ırak tutabilmektedir. Devletin laikliği gerçek olduğunda, buradaki insanların Müslümanlığı tartışmalı olmalıdır. Zira vahye teslim olanların, bu vahyi tanımayan, reddeden, hayatından uzak tutan bir devlete rıza göstermemeleri gerekir. Rıza gösterirlerse vahye teslimiyetlerinde problem vardır”56 diyerek bizim Müslümanlığımızı tartışmaktadır. Hatta Müslümanların bu düzeni değiştirmesini istemektedir Hâlbuki böyle bir şeye Müslümanlar kalkıştıklarında mevcut İslami yaşantılarını da kaybetme riski de olabilir. Özkan bunları hesaba katmamaktadır.

Özkan iddialarını şu şekilde sürdürmektedir. Devletin kendisine dayanması gereken insanlarına rağmen, başka bir hüviyet tarzı, ya zorla bir başka düzen uygulaması veya insanların kavram kargaşalığından dinlerini bilmemelerinden kaynaklanır. Böyle olunca Türkiye’deki gibi bir durum ortaya çıkar. Kişiler Müslüman olduklarını söyledikleri halde, devletleri laik olur.

Buna son vermenin yolu ise insanların dinlerini bilmelerinden geçer. Müslüman’ım diyenlerin Kur’an’daki vahyi baş üstüne deyip onu iktidara taşımalarıyla mümkündür. Hem laik hem Müslüman olunmaz. Bu bir çelişkidir. İnsan kendisiyle çelişirse, başkalarıyla da çelişir. Çelişkiler insana huzur vermez. Şahıslar olmadıkça devlette olmayacağından, şahısların dini neyse devletin de dini o olur. Türkiye’deki Müslümanlar kendilerine baksınlar, şahıslar Müslüman’ım diyor, devlet laik demokratım diyorsa, bu aşırı bir yanlışlıkta olduklarını gösterir. Topluca bu yanlış terk edilmedikçe, istenilen, özlenilen yerlere varmaları mümkün değil. Eşyanın tabiatı insanın fıtratı buna elvermez. Bu ikileme son verilmezse, kişilik bozukluğu, toplumun temel özelliği olur.57 Özkan laikliğin doğurduğu tehlikeler için şunları söyler ; “Türkiye laik, demokrasi rejiminin sonucunda bu noktalara düşmüş,

Laiklik insanı günah işleme korkusundan uzaklaştırmış, demokrasi de utanmayı unutturmuştur. Allah’tan korkmayan ve kulundan da utanmayanların ise yapamayacakları şey yoktur. Türkiye toplumu her rezilliğin yapılabildiği, her iftiranın uydurulabildiği, namusun anlamının kaldırıldığı bir toplum haline gelmiştir.”58 Özkan bunu söylerken devletlerle kişileri karıştırıyor. Laiklik devletler için olan bir sistemdir. Yani devlet laik olabilir insan değil. Devlet laiklikle insanın inancını güvence altına alır.

Özkan laiklik batı kaynaklı olduğundan “batıda laiklik elbisesi giydirilen toplumlara yakışıyor, batı laiklikle yakışık bir hal alıyor. Bize ise laiklik elbisesi üzerimizde deli gömleği gibi duruyor. Çünkü bize göre ölçülmemiş, bize göre biçilmemiş, bize göre dikilmemiştir. Laiklik, din adamlarının dini icat ettiği dinlerin hayattan ayrılması, dinlerden ayrılma ise İslam’da din adamları diye bir zümre olmadığından dinin esaslarını belirleyen Allah’tır. Öyleyse biz laikliği getirmekle Allah’ı mı devreden çıkarmak istiyoruz,”59 diye laikliğin bize yakışmadığını belirtir.

Sonuç olarak Özkan İslam dışı siyasi alanlarının Müslümanlara dışarıda giren kirliliklerdir. Bunların İslam’la, Müslüman’la alakası yoktur Müslümanlar bunları terk etmedikten sonra durumları düzelmeyecektir.

C.İslami Siyasetin Vasıtaları

İslam her anlamıyla kulun Allah’a teslimiyetini ifade eder. Teslim olma anlamındaki İslam hasseten Allah’a teslim olmanın yolu, metodunu da Allah insanlara gönderdiği elçiler vasıtasıyla bildirmiştir. Bu elçilerin en sonuncusu da Hz Muhammed’dir. Kendisine gelen vahye önce kendisi teslim olmuş daha sonrada insanları çağırmıştır. Bu çağrıda çağrının neye yapılacağı kadar nasıl yapılacağı da önemlidir. Allah yarattığı kullarına değişik elçiler de gönderse elçilerin çağrı- sının içeriği hep aynı olmuştur. Bu içerik ya da çağrı hep tevhide olmuştur.60

İslam’da amaç kul için yalnızca Allah’ı razı etmektir. Allah ise razı olacağı inanç ve davranış biçimlerini, metotlarını açıklıkla belirlemiş ve elçileri vasıtasıyla kullarına bildirmiştir61 ifadesini ortaya koyan Özkan, Rasulullahın Rabbani metodu şu şekilde ortaya koyduğunu belirtmektedir.

Rasulullah; Allah’tan gelen vahyin gereği önce kendisi Allah’tan başka ilah tanımıyor. Bu gerçeği açıkladığında insanlarda değişiklikler görüyor, aynı şekilde aynı şeylerle inananların davranışlarında da benzerlikler oluşmaya başlıyordu. Kendisi doğru sözlü olmakla emrolunduğu gibi kendisine tabi olanlarda doğru sözlü olmakla yükümlü kılınıyorlardı. Mekke’de başlangıçta önemsenmeyen Müslümanlar başlarında Muhammed olduğu halde emrolundukları gibi olmaya çalışıyorlar. İnanç ve davranışlarını rablerinin istedikleri gibi ayarlamaya çalışıyorlardı. Mekkelilerin ise buna karşı tepkileri artıyor. Ve rabbani çalışmaya karşılık şu tavırları takındılar. Önce Hz Muhammed’in çağrısını önemsemediler. Bundan sonra cazip tekliflerle Hz Muhammed’in karşısına çıktılar. Hz Peygamber bütün bunlara karşılık kararlılığını devam ettirmiş, bunun üzerine Müşriklerin sabırları taşmış tehditler de bulunmuşlardır. Bütün bunlardan sonra Hz Muhammed’in kararlılığı karşısında müşrikler de çözülmeler başladı yavaş yavaş çağrıya kulak vermeler başladı ki; Hz Muhammed çağrısını Medinelilere kabul ettirmiş çıkış yolu bulunmuştu. Sonuçta tek kişiyle başlayan çağrı devletleşti. O günün ölçülerinde bir devlet Rasulullah’ın Allah’ın gösterdiği yolda yürümesi onun belirlediği metodu takip etmesi sonucu bir kişiden devlete giden yolda başarılı olunmuş, çağrı da artık tek kişinin çağrısı olmaktan çıkıp toplumun çağrısı haline geldi. Çağrısını devlet haline getirip topluma mal eden Rasulullah bu çağrısının hiçbir aşamasında içinde yaşadığı müşrik düzenle uzlaşmamış, uyuşmamış, anlaşmamıştır. Taviz vermediği gibi teviller de yapmamış, bir yanlışlığa da düşmemiştir. Mesajının hiçbir öğesinden vazgeçmemiş, bütünlüğünü hep korumuş hassasiyetini bunda yoğunlaştırmıştır.62

Her fikir sahibinden kendisine iktidar sağlamayı ister ve hiçbir fikir teşkilatlanmadan iktidara gelmez. Rasulullah bunu hayatında göstermiştir. İslam’a güç kazandırmak için çalışmış; içinde yaşadığı düzenle iktidar yalnızca İslam’ın oluncaya kadar uyuşmamış uzlaşmamış taviz vermemiştir. Belli zamanlarda belirli faydalar için İslam’ın herhangi bir şeyinden vazgeçmemiş unutur gibi olmamıştır.63 Hiçbir Peygamber küfürle uzlaşma yoluna gitmemiş. Hatta onca çalışmasına rağmen kendisine kimse iman etmeden rabbine kavuşmuş, kimisi de çağrısını devletleştirmiştir.64

Bu rabbani metoda İnsan unsuru katılınca karşımıza bir başka tebliğ aracı olarak parti çıkmaktadır.

Partiler belirledikleri siyasi programlarıyla ideolojik kimlik sahibi olurlar. Marksizmi esas alan Marksist partiler olurken laik demokrasileri esas alan laik demokrat, İslam’ı esas alan program yapan partilere de İslami partiler65 denir. Partilerin belli bir ideolojiyi temsil edebilmeleri hem kabullendikleri ve benimsedikleri esasların belli bir ideolojiye dayanması ile hem de metotlarının aynı ideolojinin kabul ettiği metoda uygun olması ile mümkündür. Gayenin vası- tayı meşru kıldığı metotlarla İslam’ı iktidar etmek mümkün değildir. Zira böyle bir metot iktidara varıncaya kadar İslam’dan bir şey bırakmaz. Kendisi ile çelişkiye düşen bir düşünce söz konusu olur. Meşru gayelerle meşru vasıtalarla gidileceğini öngören İslam en küçük sözde ve hareket de bile meşruluğu gözetmek zorundadır. Aksi halde meşruiyet ortadan kalkar. Meşruiyetin olmadığı yerde de Allah rızası olmaz66 diyen Özkan bir partinin İslami olabilmesi içi şu şartların gerektiğini ortaya koyar.

Bir partinin İslami olabilmesi için kurulduğu esasları, işleyişi ve söyleyip yaptıklarıyla bunların da İslam’a uygunluğuyla İslami olur. Yoksa kurucuların Namaz kılıyor olmasıyla, Oruç tutuyor olmasıyla olmaz. Bugün dünyada birçok partinin yöneticileri İslam’ın beş şartını yerine getiriyor. Ama bunların hiçbirine bu manada İslami partilerdir diyemeyiz.67 İslam’ın iktidarı da öyle bilinen partinin meclisi doldurmasıyla değil insanların nefislerindekini değiştirmesiyle olur. Allahın kanunu budur buna uymayan hüsrana uğrar.68

Demokratik partiler üye kaydetmek ve mevcutlarını fazla göstermek peşindedirler. İslami partiler ise keyfiyetine bakmadan üye peşinde olamazlar. Çünkü çoğunluğun değil hakkın peşinde olmalıdır. Partiyi temsil edenlerin nitelikleri bunların içtimai durumlarına bakmadan yalnızca İslami yaşayışlarına bakılarak üye edilirler. Yani İslam’ı temsil keyfiyetine itibar edilir.69

Özkan partilere oy vermesi konusunda “kanunen oy hakkına sahip olduğumdan bu güne iki kere oy verdim. İlkinde 1961 anayasasına hayır dedim. İkincisinde de 1982 anayasasına hayır oyu kullandım. Bunun dışında hiçbir partiyi tüzük ve programından İslam’a talip olduğunu görmediğim için hiç birine oy vermedim. Zira bir Müslüman olarak Allah katından sorumlu olacağım kanaati ile böyle hareket ettim. Bunun doğru olduğuna inanıyor ve inandığım gibi yaşıyorum… Bana 1961‘de Ankara Milletvekilliğini AP kurucusu Tahsin Demiray teklif etti. Yaşım müsait olmadığı -23 yaşındaydım- halde yaşımı büyüteceklerdi. Bense düzene dâhil olursam Müslümanlığımı koruyamayacağım kanaatimi açıkça belirterek ret ettim”70 Allah indinde sorumlu olunacağını, bunun, için ömründe böyle bir şey yapmadığını söyler.

Bir partiye oy vererek onu İslami parti zannetmek yanılgı olduğu gibi bu partide ki herkesi İslam’ın dışında görmekte bir yanılgıdır. İnsanımızın namaz kılan birine oy vermekle İslam’ın iktidar olacağını zannetmesi ise esaslı bir yanılgıdır. İnsanların RP’ye oy vermesinin sebebi İslam’ı sevdiklerindendir. Fakat sevdikleri İslam’ı bilmemeleri öğrenmeye engel olmaları onların aldanmasına sebep olmaktadır.71 Refah partisi Türkiye’de insanların bunlara oy vermekle İslam’a oy verdiklerini zannettiği bir partidir. Bu parti ise İslam’a önem vermemektedir. Özkan bunu onların üst düzey yöneticilerinin partililere yaptığı bir konuşmanın şu sözüyle delillendirmektedir.” Biz sizi görevlendiriyoruz-insanlara gidin partimizi anlatın diye- siz ise gittiğiniz yerde İslam’ı anlatıyorsunuz elbette ki partimizin oyları artmaz.”72

Özkan, Refah Partisini eleştirirken “Benim Refahla her hangi bir alıp veremediğim bir şeyim varda ondan konuşuyor sanmasınlar. Çünkü onlar nasıl ki bu rejimin kanunlarına uyup parti kurdularsa, benimde yasağım yoktu ben de kurardım. Bana yasağı Kur’an koyduğu için kuramıyorum. Onlar Kur’an’ın isteğine değil de hevalarına uyduklarından laik-demokratik rejimin haremgahında rahat dolaşıyorlar.” şeklinde fikrini belirttikten sonra “Refah partisinden bir siyasi hadımlık vardır. İslam tohumu yok dolayısıyla kimseyi İslam’la tohumlayacağı endişesi bulunmadığında laik demokratik haremde dolaşıyorlar. Oralara sokuluyorlar nedeni rejimlerine zarar gelmeyeceğini bildikleri içindir.” Refah Partisi için zaman zaman koparılan gürültüler konusunda ise “Refah için değil de Kur’an İslam’ına yönelik kursağında arzu bulunan insanlara karşı arzularını kursağında bırakmak için; yani bizim gibi, insanları boğmak içindir”73 der .

Gerek Erbakan gerekse diğer Refahlılar 1970’lardan önce AP, ondan öncede DP ve Millet Partiliydiler. Hep sağcı partileri yani rejimin bir kanadını diğer kanadına karşı desteklediler. İslam’ı bilmek öğrenmekte istemezler. Gelenek olarak İslam’ı yaşar namaz kılar oruç tutarlar içki içmezler zina etmez kumar oynamazlar yani sıradan Müslümanlardaki yaşantı içindedirler. Özkan’a göre “bunlar rejimle uyuşmuş, uzlaşmış bir kadroya sahiptirler. Rejimi çalıştırmaya taliptirler. Mevcut kanunlara göre yönetir bu kanunların İslam adına durumu nedir onu düşünmezler.”74

Özkan bunların nereden beslendiklerini ve ne yaptıkların şöyle açıklamaktadır; “Kuveytin, Suudilerin verdiği paralardan; Almanya, Hollanda, Belçika, İsviçre, Avusturya’daki ve diğer Avrupa ülkelerindeki işçilerden topladıkları paralardan ve Türkiye Cumhuriyetinin bütçesinden verdiği paralardan velhasıl kaynağı ne olursa olsun kabul eden geniş bir işkembeden ne bekliyorsunuz. Zavallı işçileri yıllardır bunlar sömürmüyor mu? Zavallı insanlarımızı yıllardır bunlar rejimin güdümünden götürmüyor mu? Kalabalık olmalarının verdiği boş bir güvenden başka özellikle nedir bunların Allah rızası için düşündünüz mü? Tırnaklarından tepelerindeki saçlarına kadar demokratik pislik içinde değil midirler? Hem doğrudan hem de yan kuruluşları olan sendikaları, vakıfları, ticari kuruluşları ve daha neleri…”75 Eleştirilerini böyle sıralayan Özkan RP’nin üst düzey yetkililerininde bulunduğu bir televizyon programında eleştirilerini şöyle noktalar; “Siyasi partiler öncelikle nefislerindekini değiştirmiş bu sebeple bir ortak paydayla bir araya gelmiş kadrolardan oluşurlar. Toplumları değiş- tirmeye yönelik bir varlık olarak ortaya çıkarlar. Acaba toplumda var olduklarından beri mensupları başta olmak üzere neyi değiştirmişler RP, MSP, MNP… Örneğin mensuplarının İslam’la ilgili bilgileri artması, mensupları davranışlarını düzeltme yönünde “Üsvetü’l-Hasene” olabilmişler midir?”76 RP yöneticilerinin diğer parti yöneticilerinden farkları belki ibadet etmeleri ama Demokrasi içinde olmaları bakımından hiçbir farkları yoktur. Bunlar da oyunlarını baştan beri demokrasinin kaideleriyle oynuyorlar Kötü olan yönü ise Müslümanlara bu oyunu Müslüman oyunu diye yutturuyorlar. Yani iktidar olmaları için her yola başvuruyorlar.77

Özkan başarıya ulaşmanın altın anahtarının örgütlenme olduğunun üzerinde ısrarla durur. Kontrolsüz organize olmayan oluşumların başarıya ulaşmakta zorlanacağı fikrinden hareketle Şeriat (İslam) Partisi78 kuracağını söyler. Demokratik kuralları İslam’a ters gördüğünden, demokratik kurallara aykırı olarak İslami bir parti kurmayı amaçlamaktadır. “İslami bir parti ile örgütlenmiş düşüncelerin kavramların sahibi Müslümanlar olarak hedefimiz insanların nefislerindekini Allah’ın gönderdikleriyle değiştirmeyi sağlamaya çalışmaktır. Bunun için insanımıza İslam’ı anlatacağız, demokrasiyi de anlatacağız ki bununla insanımızı demokrasiden Allah’a yöneltmeyi sağlayacağız.”79 Kuracağı partide yapacağı şeyleri şöyle açıklar. “Parti olarak herkesi yalnızca Allah’a ve resulüne çağıracağız. Tevhid akidesini Kur’an kaynaklı olarak halka açıklayacak ve insanları teslim olmaları için bu akideye çağıracağız. Şirk ve küfrün her türünden sakınmaları için onları uyaracağız. Bu uyarıları ise tıpkı Rabbimiz Allah’ın kitabında yaptığı gibi şirk ve küfrü tanıtarak sakınılması gereken şeyleri bilmelerine yardımcı olarak yapacağız. Tevhit akidesi sahibi insanların bu inançlarındaki şüphesizlik, emin oluş onlara güç verecektir. Gücümüzü emin oluşumuzdan alacak ve Allah’a sığınacağız. İnanıyorsanız güçlü- sünüz gerçeğini insanlara tamim edeceğiz.”80

Özkan, partinin düşünce ve metodunun kaynağı için ise “İslami partide düşünce metodun mutlaka Kitabullah’tan kaynaklanması, Kitabullahı ahlak edinmiş yaşam biçimi olarak ortaya koymuş Peygamber sünnetinden örneklemesi lazım. Laik demokrasi ile hiçbir bağlantısı olmamalıdır”81 fikrini ileri sürer.

Özkan “İslami Parti olarak mevcut laik-demokratik rejimin işletilmesine talibiyet olarak gördüğümüzden ne genel ne de mahalli olarak yapılan belediye seçimlerine katılmayacağız. Zira bu seçimlere girersek kendimizle çelişkiye düşeceğimiz tabiidir. Bizim İslami parti olarak hedefimiz hâkimiyeti Allah’a hasretmektir…82 Seçimlere katılmayacağız zira halktan oy istemenin mevcut düzeni esas kabul ederek bu düzeni işletmeye talip olduğu kanısındayız. Geniş halk kitlelerine İslam’ı anlatmak için bir siyasi örgüt olarak düşünüyoruz. Üye kabul ve kaydetme gibi bir hevesimiz de yok. Zira İslam’ı İslam dışı ve bizim kirlilik olarak kabul ettiğimiz şeylerle ifade etmeye izin vermeyeceğiz. Beyanları bizi ve giderek İslam’ı ilzam edecek davranışlara titiz olacak ve kaçınacağız. Biz çoğunluk değil hak peşinde olacağız ki bize vacip olan budur.”83 Şeklinde Partisinin seçimlere katılmayacağını söyler. Bunları duyunca insanın aklına bu nasıl bir parti yani sadece bir ütopya olduğu gelmektedir.

Partisinin muhatap alacakları insan kitlesi için Özkan “İnsanların tümü bizim muhatabımız olacaktır. Zira Allah insanlara seslenmekte hitap etmektedir. Cinsiyeti, dini, ırkı, dili, coğrafyası ne olursa olsun bizim muhatabımız olacaktır. Kendilerine sesleneceğiz ve Rableri Allah’ın onlara iletilmesini istediği şeyleri kendilerine ileteceğiz. Bunu yaparken hiçbir zaman insanların açıklarını aramayacak, ayıplarını örtmeye çalışacağız.”84 “İslami parti olarak ülkemizin, insanımızın ve tüm insanlığın sorunlarıyla meşgul olacak ve sıkıntılarına İslami çözümler bulmaya çalışacağız. Bunu için bütün Müslümanlar doğal danışmanlarımız istişare arkadaşlarımız olacaktır. Her doğru bizim yitik malımızdır, nerede bulursak malımıza sahip çıkacağız. Bazı doğrular eğri kişilerden sadır olsalar doğruların hatırına bu doğrularında onlara arka çıkacak ve doğrularını sahipleneceğiz. Esas itibarıyla rejime muhalif oluşumuz demokrasilerdeki gibi eğri doğru demeden her şeye muhalefet etmemiz demek olmayacaktır. Biz Müslümanlar ne kimseden yana ne de kimseye karşıyız. Hak kimden sadır olursa olsun haktan yana, batıl kimden sadır olursa olsun batıla karşıyız ve karşı olacağız…”85 şeklinde formüle eder. Partisiyle ne yapmak istediğini ise Özkan şöyle açıklar “Meydanlardan miting yapma hakkını kullanarak, “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez”86 ayetini hatırlatacağız.87

Özkan Türkiye Cumhuriyetinde siyasi bir parti kuramayacağını şu ifadelerle ortaya koyar “Şu anki anayasaya göre bizi resmen parti olarak kabul etmeyeceklerinden seçime giremeyiz bir. İki, girsek bile mevcut siyasi partiler kanununa göre bizi siyasi parti kabul etmeyecekler. Meclise girerken yapılan yemini aynen yapacağım diye bir kanun yoktur. Beni Kur’an kaynaklı kanunlar bağlıyor. TC’nin, Fransız veya İsviçre kanunları bağlamıyor. Bugüne kadar ve bundan sonra da bağlamayacak. Bu itibarla en son oraya girerken yapılan yemin, içilen ant ben oraya çıkarsam veya aday gösterdiğimiz kişi, sözcü olarak, kanun yapımına katkıda bulunmayacak. Devamlı müstenkif olacak, Mensubumuz orda, “Allah’ın hükümleriyle hükmedilmesine bağlı kalacağıma son nefesime kadar Allah’ın hükümleriyle hükmedilmesi için çalışacağıma, laik-demokratik küfür rejimini değiştirmek için insanların nefislerindekini değiştirmeleri gerektiğini anlatacağıma yemin ederim”88 diye yemin edecek, Ama sokarlar ama Jandarmayla atarlar bu onların sorunu. Benim sorunum Allah’a teslim olmak, İslam olmak. İslam neyi gerektiriyorsa her yerde ve her şekilde onu yapmak… Sözcü olarak hiçbir kanun yapımına evet veya hayır şeklinde kesinlikle katılamayacağız. Ancak muhtelif memleket meseleleri söz konusu olduğunda ekonomiden tutun dış siyasete kadar partimizin o konudaki görüşü nedir parlamentoda bulunan diğer insanlarında duyması için sözcülük yapılacaktır. Bir pilot bölgede yapabilirsek tabii millet seçerse seçmezse zorla girecek halimiz yok.”89 Bu düşünceleri de seçime girmeyi düşünmedikleri yani ütopya olarak değerlendirdiğim düşüncemi destekler mahiyettedir.

Özkan partisinde hükümet olmayacağını şöyle açıklar. “…Parlamentoya bir sözcü sokmak hemen hükümet olmak değildir. Dolayısıyla hükümete talip değiliz.”90 Bu düzende iktidar olmayı düşünmediklerini hatta koalisyon ortağı dahi olmayacaklarını vurgulayan Özkan “Biz bu halimizle iktidar olmayı istemiyoruz. Çünkü bu halimiz İslam’ı iktidar etmeye yeterli değildir. Bundandır ki şimdi iktidara talip olmak bu rejimin işletilmesine talip olmaktır biz bu türden iktidarı istemiyor, haram sayıyoruz91… İktidarı İslam için düşünüyor ve istiyoruz. İslam adına piyasada bulunanlar ise iktidarı kendileri için düşünüyor ondan sonrada İslam sıfatını kendilerine yakıştırıyorlar. Biz böyle iki yüzlülükten uzağız”92 diyerek hem de diğer İslami parti olarak kendilerini isimlendiren partilerle farkını ortaya koymaktadır.

İktidarı kendileri için değil de Müslümanlar için istiyoruz diyen Özkan iktidar olmak için “İnsanlar nefislerindekini Allah’ın gönderdiğiyle değiştirirlerse Allah onların halini değiştirecek: Yani yaşadıkları rejimi değiştirecektir ve İslam’la kendilerine hükmedecek ehil bir insana biat edecek ve devletlerini kuracaklardır. Allah’ın kanunu budur. Bizde böyle düşünerek ve amel etmek durumundayız. İktidar olma imkânını ancak bu halkın nefislerindekini değiştirmelerinin sonucu bulacağız93…bu noktaya varmak için Müslüman’ım diyen herkesin nefislerindekini değiştirmeleri gereğine inanıyoruz. Bunu tavsiye edeceğiz ki bu hakkın tavsiyesidir. Şayet insanlar nefislerinde olan İslami olamayan şeyleri değiştirirse hallerini değiştirmeyi hak etmiş olacaktır. Biz böylesi bir İslami parti kuracağız. Anayasa Mahkemesi kapatmış DGM yargılarmış umurumuzda olmaz”94 Anayasa mahkemesince kapatılmasının yüksek ihtimal olduğunu şayet kapatılmazsa demokrasiyi benimsemeyen bir partinin nasıl olduğunu göstermek istiyorum. Kabul edilirse seçime katılmayacağız. Rejimi işletmeye değil bütünüyle değiştirmeye talibiz Meydanlarda miting yapma hakkını kullanarak “Bir toplum kendini değiştirmedikçe Allah onları değiştirmez”95 ayetini hatırlatacağız. Mevcut partilere oy vermemelerini oy pusulasının üstüne İslami, parti istiyoruz ibaresini yazmalarını tavsiye edeceğiz.96

Şayet seçilip de parlamentoya girdiklerinde parlamentoda nasıl hareket edeceklerini Özkan şöyle açıklar. “Meclise mebus göndererek onların yani rejimin isteklerinde bulunacak çalışmalarına katılmak istemek değil, sözcü olarak biz hiçbir kanun yapmaya evet veya hayır şeklinde katılmacağız. Ancak memleketin diğer meseleleri hakkında partimizin görüşünü bildireceğiz.”97 Özkan’ın İslam partisi bir düşünceden başka bir şey değildir şu ifadeleri bunu göstermektedir. Özkan

“Örneğin parti kurarsam seçime girmek için Siyasi partiler kanununda hatırladığım kadarıyla en az 35 il’de örgüt kurmak gerekiyor. Benim genel merkez kuracak param yok. Dolayısıyla işyerimin biri ne “İslam Partisi “diye levha yazdırıp asacağım. Levha da işte100–150 bine yazarlar hepsi o kadar.”98 İslam’ı yayma vasıtaları olan tebliğ ve partiyi, karşılaştırdığımızda Kur’an Peygamberin başlıca görevinin tebliğ olduğunu99 haber vermektedir. Kendine indirileni açıklamak tebliğ iken ve elçiliğin gereği iken açıklamamak elçilik görevini yerine getirmemek demektir. İndirileni açıklamanın getireceği zararlardan Allah elçisini koruyacaktır. Zira insanlar duymadıkları şeyi duyduklarında tepki gösterebilir ve çoğu kez de gösterirler. Tepkiler dışlamak, küçük görmek, toplum dışına itmek, hakaret etmek, dövmek ve bazen de öldürmeye kadar varabilir.100

Tebliğcinin görevini iyi yapabilmesi için dürüst, emin ve güvenilir olmalıdır. Hz Muhammed İslam gelmeden önce de ve İslam’dan sonra da hayatının her alanında toplumdaki en güvenilir insandı. Hz Peygamber dürüst, doğru olduğu gibi doğruluktan yana; haksızlığın karşısındaydı. Bunu müşrik düzeni içindeki “Hılfu’l-Fudul”101 cemiyetine katıldığı İslam’dan sonrada bu cemiyete katılırdım demesiyle desteklemektedir. Yani küfür düzeninde de yaşarken haktan doğrudan yanaydı. Böyle olmayı içinde yaşadığı düzeni sağlamlaştırma olarak anlamıyordu.102 Ayrıca tebliğ- cinin başarılı olabilmesi için anlattığı şeye önce kendisi inanacak, yaşayacak üslubunu da muhataba göre ayarlayacak.103 Tebliğde rıfk ile merhamet ile yaklaşılmalı yapılan hatalar hatırlatılmamalı muhatap hatırlatırsa örtülmeye çalışılmalı Allah’ın affına sığınmasını herkesin yanlış yapabileceği söylenerek lazım gelen şeyler üzerinde durulmalıdır. Muhatabın insan olduğu düşünülüp bizden farklı düşünebilir.

Hemen tekfir edilmemeli tartışılıp delille onun yanlışlığına ikna edilmelidir.104

Tebliğ yapıp toplumu değiştirmek isteyen insanlar şunlara dikkat etmelidir;

1-İçinde yaşandığı ve değiştirmek için çalıştığı toplumu tanımalıdır.

2-Toplumu tanıdığı durumda hangi duruma değiştirmek istiyorsa değiştirmek ve üzerinde bulundurmak istediği hali de iyi bilmeli yani İslam’ı iyi bilmelidir.

3-Bu değiştirmenin metodunu iyi bilip nasıl yaklaşılması gerektiğini, bozuk olanların nasıl değiştirip yerine İslam’ı koyacağını da iyi bilmelidir.105

Kur’an’da tebliğle ilgili ayetlere bakıldığında Allah Peygamberlerini kavminin diliyle rablerinde gönderileni duyurmak için gönderir. Gerçekte bu tür sorumluluk duyurmakla başlar. Peygamberlerde öncelikle yakınlarından başlayarak mesajların duyurmaya çalışmış, insanları müjdelemiş ya da korkutmuşlardır.106 Peygamberiyle gerçekleri açıklatmış teslim olandan itaat istemekte sırtını dönenden dolayı da peygamberini sorumlu tutmamakta, Peygamberin görevinin açıkça duyurmak olduğunu vurgulamış,107 ayrıca Allah Ku’ran için de tebliğdir108 buyurmaktadır. Gerçekte Ku’ran okunduğunda bu rahatlıkla görülür. Kur’an baştan sona kadar bir açıklama kitabıdır.Bu açıklamalarını da insanların anlayacağı şekilde anlaşılır ve net yapmaktadır.109

İslam’ı tebliğ etmek Müslüman’a ve Müslüman’ın otoritesi olan devlete farzdır. Tebliğ İslam olmanın ihmal edilemez bir gereğidir. Tebliğ yapılırken de zor (ikrah) kullanılamaz. Tebliğ edilir ister alır isterse almaz eğer zor kullanılmış ise o kişi hesaba çekilir. Çünkü mükellefiyetinin dışına çıkmıştır. Zor kullanılan ise önceki hali üzere muamele görür.110

Tebliğ için özel bir zaman düşünülemez. Allah Peygamberleri tebliğci olarak gönderirken toplumun durumuna, bozulmuşluğuna, fıtratına göre göndermiştir. Ne zaman bu fıtrat bozulduysa Peygamber gönderilmiştir. Zaten toplumların hiç biri de Peygamber beklememişlerdir. Müslüman ise her an ve zaman İslam’ı anlatmakla görevlidir bunu yapmazsa sorumludur.111

Tebliğ en belirgin şekliyle bildirme en iyi açıklama manasındadır. İslam da tebliğ denilince İslam’ın açık anlaşılır şekilde anlatılması muhataba iletilmesi anlaşılır. Peygamberin ve ümmetin görevidir. Anlatılan şeyin başkasına aktarılması için dil de önemlidir. Kullanan da alanda dili iyi bilmelidir. İyi bir anlam için bu lazımdır. Eğer anlama iyi olmazsa araya zanlar girer. Zannın girdiği yere gerçekler giremez zan insanları da birbirinden uzaklaştırır bundandır ki taraflar birbirini iyi anlamalıdırlar.112

Tebliğ ve parti farklı şeyler olduğundan parti metodu değil de tebliğ metodu demek şabı şekere katmak olur. Tebliğ açıklamadır. Parti ise açıklamayı kişisel olmaktan çıkarıp kitlesel olarak ve örgütlü halde yapmanın yoludur.113 Özkan Partiyi tebliğ aracı gören insanlara şöyle seslenmektedir. “Şöyle veya böyle yapacağız diye aslı olmayan şeylerle Allah’ın kullarını Allah’a kul olmaktan alıkoyup kendilerine kul edenler bilemelidirler ki yaptıklarının hesabını veremeyeceklerdir. Allahın kullarını atalarının dinleri üzerinde tutmak için çabalayanlar bunun için Allahın kullarını ona kul olmaktan alıkoyanlar gerçekten hesabı veremeyecek olanlardır. Zira gerçekten insanları okumaktan araştırmaktan düşünmekten alıkoymaktadırlar. Bunu her yerde görmek mümkündür. Çevrenize bakınız.”114

Tebliğin doğal sonucu olarak karşımıza devrim çıkar. Özkan devrim üzerinde de durarak şöyle açıklamıştır. “Müslümanların gündemine ne zaman girdiğini şöyle açıklar” Müslümanlar açısında baktığımızda, Müslümanlar devrim kelimesini bilmez sıcak bakmazlardı, bu kelime onlara hep soğuk gelmiştir. Taki İran’da Şaha karşı başarılı şekilde yapılan eyleme kadar, bundan sonra Müslümanlar devrim kelimesiyle akrabalık kurdular, sahiplendiler ve Müslümanların bir kısmı kendilerini devrimci olarak tanımlamaya başladılar”.115

İlk bakışta baktığımızda kelime bu ismiyle anılan hareketlerin gerçekten her şeyi iyisi kötüsüyle kökünden değiştirmesiyle sonuçlanan hareketler için kullanıldığını görüyoruz. Bu haliyle İslam’a uyarladığımızda durum değişiyor. Zira hiçbir Peygamber Kur’an’ın anlattığı kadarıyla devrim yapmamıştır. Bütün Peygamberler kendinden önceki Peygamberleri kabul ettiği gibi toplumda iyi olan işleri sahiplendikleri kötülere karşı durdukları gözlenmektedir. Mesela Hz. Peygamber, içi put dolu diye Kabeyi yıkmamış, yani putlarla kirlenmiş yıkıp yeniden yapalım dememiştir. Putları temizleyip öyle devam etmiştir. İslam geldiğinde Örneğin ne kadar müşrik varsa öldürülmez. İslami yönetimden önceki yönetimin sorumlularını ayaklarından asmaz, Çocuklarını kurşuna dizmez, her şeyin altını üstüne getirmez. Hatta Kur’an üslubunda şirk zamanındaki deyimleri bile kullanılmış fakat onlara yeni içerikler münasip görmüştür. Kendinden önceki her şeyi yıkıp yakan bir anlayış asla İslam değildir. Her şeyi devirmek anlamındaki devrim kelime olarak Müslümanların diline ve dinine yakışmamaktadır. Devrim bir bakıma reaksiyonerliktir. Mevcut olan her şeyin yıkılmasıyla doğru bir iş yapılmaz. Çünkü her şeyi yıkmayı düşünen anlayış dinini de yıkar.116

Özkan “vurarak kırarak bir yere varıldığını gören olmamıştır. Hele de böyle yapan bir Peygamber asla görülmemiştir. Allah’ın gönderdiğinden emin olduğumuz Kitabı vuruculuğu kırıcılığı asla önermemiştir. Hep dünyayı “Islah” edenlerden, Salihlerden bahseden bir kitabın vurucu, kırıcı, öldürücülüğü tasvip ettiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Kim bu gibi şeyleri kafasında taşırsa bilsin ki, Allah Ondan razı olmamaktadır, olmayacaktır. Bu Kur’an okumakla anlaşılır. Kısaca devrim. İslam’ın kavramı olmayıp ödünç alınmış bir kavramdır. Bunu geri verelim. Salihlerden olmaya bakalım. salihlerden olmanın yolu içinde asla devirmekten, kırıp dökmekten asıp kesmekten geçmemektedir” der. İslam’ın ve Müslümanların yıkıp yakmaktan yana olmadığını belirtir. Bu düşünce Özkan’ın her alanında da mevcut olduğu görülür.

D.Siyasi Yönetim

Yönetim deyince akla ilk önce otorite gelir. Emretme, itaat etme hakkında doğan güç anlamındaki bu kelimenin karşılığı hâkimiyettir. Kısaca siyasi güç anlamında siyaset insanların yönetilmesi olduğuna göre, insanları idare etmek için gelen siyasi güce otorite denilmektedir.117

Mutlak anlamda tabiî ki siyasi güç Allah’a aittir. Tüm yaratıkları düzene koyan ve bu düzenin devamını sağlayan, buna gücüyle Allah her otoritenin üstünde, her güç sahibinin fevkindedir. Yani hâkimler hâkimidir. Allah bu gücü kendinden almaktadır. O’nun gücü tartışılmaz ve gücüyle yarışılmaz.118

Otorite(güç) zihni ve bedeni diye ikiye ayrılır. Zihni güç fikren güçlü olmaktır.119 Otorite tabiatı itibariyle fevridir. Kolektif değildir. En büyük otorite sahibi Allah ferttir, tektir, ortağı bulunsaydı bu kadar güçlü olmazdı.120

Kişi olarak insan gücünü taşıdığı fikirlerin doğru oluşundan aldığı gibi, tutarlılığından da alır. Bir iki konuda değil bütün fikirlerindeki tutarlılık insana güç verir.121

Kendi cinsinden ürettikleriyle bütünleşen lider, giderek halkla bütünleşme sürecini yaşatacaktır. Öyle insanlar çıkacaktır ki, kendisi olmasa da yeri dolacak, böylece toplumunda seviyesi yükselmiş olacaktır. Eğer toplum mevcudun yerini dolduramıyorsa, o toplum çöküşü hak etmiştir. Hz Muhammed’in yerini Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer doldurmuşlardır. Bunlardan sonra eğer yerleri doldurulsaydı, İslam toplumu bugünkü gibi perişan olmazdı.122

Ferdi otoritenin daha da güçlü olması için, daha geniş alanlara yaymak için danışmak durumundadır. Danışma insan için olmazsa olmazdır. Eksik, noksan ve hatalar ancak böyle giderilebilir. Kendisini böylece zenginleştirebilir. Bu da kişiyi güçlü kılar.123 Yönetimin başında ve bu otoriteyi sağlayan kurum ise başkanlıktır. Özkan’a göre, Başkanlık insanların aynı dünya görüşünü ve bu dünya görüşüne bağlı yaşam tarzını kabul ettikleri ortamdır. Bu amacı gerçekleştirmek içinde aralarında organize olmaları ve bu organizasyonun başına da içlerinden birini seçmeleriyle olur. “Başkan yöneteceği insanlar için İslam esaslarından kesinlikle sapmadan, tevhid akidesine asla ters düşmeyecek, Müslümanların izzetini koruyacak isabetli kararlar için, istişare meclis üyeleri ile ülke meselelerini istişare eder. Başkan ne kadar akıllı olursa olsun, Allah’ın akıl verdiği insanlara danışarak eksiğini tamamlamak, fazlasını artırmak için danışması gerekir. Bu suretle en iyi, en uygun kararları alır ve uygular”.124

Bir başkanın başkanlığının meşru kılması, ancak seçiliş sebeplerinin varlığını korumasına bağlıdır. İslam toplumunda birisinin başkan olması Allah’ın hükümleriyle hükmetmesi şartına bağlı bulunduğuna göre, başkan meşruiyetini bu şartı taşımakla gerçekleştirebilir. Aykırı davranması halinde “mezalim mahkemesi”nin kararı ile başkanlıktan alınır. Başkan seçildiği şartları taşıdığı sürece başkanlığı devam eder. Bunamadıkça, başkasının hâkimiyetine girmedikçe ve Allah’ın hükümleriyle hükmettiği müddetçe başkanlığı devam eder.125

Başkan danışmanlığı yalnız meclis üyeleriyle değil, konunun uzmanları hatta gerektiğinde halkla da yapabilir. Buna günümüzde referandum denilmektedir.126

Kararları başkan aldığı ve bu kararların uygulanmasının başı olduğundan, tüm sorumluluk başkandadır. Devletin başından sonuna kadar işlenen suçlar tehir edilemez. Hiç bir görevli dokunmaz değildir. Demokrasilerdeki gibi sorumsuzluk yok, aksine sorumluluk vardır. İslam herkesi eşit tutmuştur127 ifadesini ortaya koyan Özkan Başkanda liyakatin önemini şu şekilde belirtir. Başkan seçilen liyakatinden dolayı seçildiğinden belli bir süre için seçilmez. Asıl olan yönetimin düzgünlüğü, yöneticilerin hizmet verdiği kitlelere her açıdan hizmetini sürdürmesidir. Şu ya da bu süreyle başkan seçmesinin hiçbir anlamı yoktur. Başkan olmasını sağlayan özellikleri devam ettiği müddetçe, başkanlıkta devam eder.Kimseye irsi olarak ta yazılmış değildir.128 Ümmet her defasında kendisi seçer. Halen başkan olan kendisinden sonra kimin başkan olacağını belirleyemez. Eğer yönetiminden memnunlarsa, fikrini alabilir, bu tavsiyenin ise asla bağlayıcılığı yoktur.129

Muhalefet, partisinin dışında düşünenlerinde partisi olur ve kendisinden başkan seçilmedi diye başkanın her yaptığına yanlış diyemez. Zaten İslam’da muhalefetin görevi başkana yardımcı olmak, yapılan hataları düzeltmek şeklindedir. Başkanın korunmasını sağlamaktır.130

İmamet devlet başkanında, takva sahibi olması ve ehil olması gibi özellikler yeterlidir.131 Emirliğin kabul edilmesi için, çoğunluğun biat etmesi değil, onun Kuran’ın çizdiği şekilde sahi bir akideye ve Peygamberin örnek kişiliğine sahip olması gereklidir.132

İmamın dirayeti, zeki, kavrayışlı, bilgili olması yöneticilik vasfı bulundukça ve yönetilenlerin onun yönetimine razı olması lazımdır. Bu rıza kaybolursa imamette kaybolur. Ümmetin rızası yönetimin Allah’ın koyduğu kanunlar üzerinde olması halinde, imamı ümmetin başında tutar veya inmesine sebep olur.133

İslam insanların Allah’ın koyduğu düzen üzerinde birleştirmeyi, disipline etmeyi hedefleyen ve düzen içinde yaşamasını da isteyen bir hayat tarzı, bir dünya görüşüdür. Bu birliğin ve düzenin sağlanması için de, bunların bir otoriteye tabi olmasını, belli kanunlara uymak üzere kendisine biat edecekleri bir imamlarının da bulunmasını tabii olarak istemektedir. Aynı amacı gerçekleştirmek için, ister kısa, ister uzun süreli birlikler ancak onları disipline edecek imamla mümkündür.134 Devletin işlerinin bir düzen içinde yürümesi şarttır. Bu kurallara hukuk denir. Bu kurallar üzerine kurulu devlete de Hukuk Devleti denir. Devlet, hâkim düşüncenin bulunması, bu düşüncenin diğer bütün düşüncelere üstünlük sağlamasıdır. Aşağı doğru organize olur. Devlet topluma hâkim olan kanaati bozmaya müsaade etmez, edemez.135 Hukuk, toplumu düzenleyen ve devlet müeyyidesiyle kuvvetlendirilmiş bulunan kurallar bütünüdür. Yasalarına uyan devletlere en genel anlamda hukuk devleti denilmektedir. Bu tarif yasaları hakkın ifadesi bulunmayan devletleri de kapsamına almakta ve böylesi devletleri de hukuk devleti olarak tanımlamaktadır.136 Devlet başkanı meşveret meclisine ülkeyi, insanları ilgilendiren kanunları getirir. Başta meclis olmak üzere meclis dışında da mütalaa ister, görüşler alır, detaylı ve gerekçeli görüşleri gözden geçirerek, en isabetli kararı verir ki bu kanun olur. Kanun yapmak uzun sürmez. Çok kısa sürede olabileceği gibi, kanun değiştirmek de aynı şekilde olabilir. Böyle olmalı ki hayat yavaş- lamasın. İmamın görüşü ümmeti bağlar. Muhalefette muvafakat gösterir ki, işlerliğe engel olmasın. İmam ise Allah’a asi olan bir karar veremez. Böyle bir şey kanunlaştıramaz. Yaparsa karşı konulur.137

Meşruiyet herhangi bir şeyin meşru olabilmesi için, özellikle İslam şeriatının uygun olması lazım ki, Müslümanları bağlayıcı olsun. Herhangi bir kararın, işin, konunun ve giderek devletin meşrutiyeti, şeriata uygunluğundan kaynaklanır. Kur’an’a ve esprisine aykırı olan şeyin meşru sayılması sapmadır. Sapmaya da meydan verilmez138 ifadesini ön planda tutan Özkan, Kanun devleti, hukuk devleti kavramları kesinlikle İslami bir devletin ifadesi olamazlar. Çünkü İslam devleti hakkın ifadesi olan bur hukuk devletidir. Böyle de olmak zorundadır 139 şeklinde formüle etmektedir.

Yöneticilerin belirlenmesi için yapılacak işlem seçimdir. Bir şeyi diğerinden üstün kılan, sıfatıyla beğenip alma, tercih etme, öne çıkarma, öne çıkarılma, hayat vermek demek olan seçim, her hususta söz konusu olduğu gibi, fikir taşıyanların seçimi, vaad sahiplerinin seçimi olarak da günlük hayatımızda kendini gösteren bir olgudur.140 Seçimin sonucu seçenin keyfiyetiyle yakından alakalıdır. Seçtiğinizle kendinizi ele verirsiniz.141 Seçilmek için akıl çok önemlidir. Çünkü seçimi yapacak unsur akıldır. Aklın sağlıklı sağlam olması çok önemlidir. Ki, bu suretle isabetli ve doğru kararlar alabilsin.142

İnsanlar seçimlerini yaparken içinde yaşadıkları şartları mutlaka göz önüne almak zorundadır. İçinde yaşadıkları şartların ağırlığı, insan seçim yaparken engel teşkil etmemeli, doğruları düşünmeye engel olmamalıdır. Böylesi durumlarda seçim sağlıklı olmaz. Belki de perişanlık olur.143

Özkan’a göre, “bu günkü seçimler yemeğe davet edilen bir insanın önüne konmuş bir çeşit içki dökülerek pişirilmiş yemeğe benzer. Hangisi yenilirse yenilsin, haramdır. Hangisine oy verirsen ver, laik- demokratik rejime oy vermiş olursun. Halklar buna zorlatılmaktadır. En iyisi bu sofradan aç kalkmaktır. Yani herhangi bir partiye oy vermemektir. Zira hangisine verilirse verilsin, laik-demokrasiye verilmiş olacak, bu da seçimini vahiy istikametinde değil de, hevası istikametinde olur ki, bu seçimi Allah indinde sorumluluğu da getirecektir. Bu sorumluluğun sonucu ise elim bir azaptır.”144 Özkan’ın Bu düşüncesiyle karşı çıktığı tasavvufcuların bir lokma bir hırka deyip köşelerine çekildikleri görüş arasında hiçbir fark yoktur. İkisi de Müslüman’ım diyen insanları toplumdan sıyırmakta kendi kabuğuna hatta yozlaşmaya itmektedir. Hâlbuki yine Özkan’ın deyimiyle Peygamber hiçbir zaman toplumdan uzak durmamıştır. İlk zamanlarda kendisine yapılan hakaretler toplumda yapılmamış mıdır?

Özkan Namaz kılana, oruç tutana yani ibadetlerini yerine getirene oy vermek İslam’ı bir rejim için oy vermek değildir. Bu bir yanılgıdır ve insanımızı çıkmaza götürmektedir. Zorlama durumlarında geçersiz oy vermek umulur ki, azabı hafifletici olur.145 Müslüman 5 yılda bir günah çıkarır gibi oy atmakla kurtulamayacaktır. Bütün hayatında Allah’ı razı edecek işlerin içinde olmalıdır. İslam’ı, Kur’an’ı öğrenecek ve bununla kişilik sahibi olmaya çalışacak, rejimin değişmesi için, önce nefsini değiştirecektir. Bu süreçte en yakınından başlayarak İslam’ın çağrısını herkese götürecek, kendi nefsinde yapacağı değişiklikle herkese örneklik edecektir. Mevcut partilere oy vermemek bir haramdan kaçınmak demektir. Zira şu andaki mevzuata göre yönetime istekli oluşları bunları göstermektedir. Bundan kaçınmak bir masiyetten kaçınmak demektir.146 Özkan’ın bu düşüncesi Müslüman için hayatı yaşanmaz kılar.

Mevcut düzende kim olursa olsun, bende parti kursam bana oy verenler sanabilirler ki, İslam’a oy veriyor, bu düşünce kesinlikle yanlıştır. Benim adımı yazıp oy verilmesi, İslam’a oy vermek değildir, Hz. Ömer sağ olsa gelse ve ona oy verseniz yine adı mevcut düzene oy veriyorsunuz demektir.147

Yönetimin otoritenin kaynağı ise Teokrasi kavramıyla açıklanır. Her bakımdan batının etkisine giren Türkiye’de de kullanılan teokrasi kelimesi eski Yunanca’da teo, Tanrı; Krates ise güç anlamındadır. İktidarın tanrıdan geldiğine ve daha doğmadan kendilerine verilmiş bir hak olduğunu sanan Krallarla ve sonradan din adamı olmuş olanların yeryüzünde Allah’ın vekilleri olduğunu ve bunların vasıtası ile kullanabilmesini mümkün kılan, daha çok ortaçağ Avrupa’sının uyguladığı toplum düzenidir.148 Bu düzende Kral gücünü tanrıdan, ruhban sınıfı da zaten tanrının vekili ve dinin belirleyicisidir. Yani teokrasi tek Allah’ın birçok ilah ile gücü, yetkiyi ve iktidarı paylaştığı anlayışın adıdır. Yine pratikte ruhban sınıfı ile kralların uzlaşma sonucu anlaşarak halkı diledikleri şekilde yönetimlerinde tuttukları düzenin adıdır teokrasi.149

Eski ve ortaçağda İslam dışındaki hemen bütün dinlerin hâkim bulunduğu toplumlardaki yönetim biçimi olarak da bilinir. Bu rejimde ruhban sınıfı dini kuralları belirliyor ve bu kuralları krallarla, kisralarla paylaşarak toplumları diledikleri gibi yönetiyorlardı.150

Batının hemen hepsi teokrasiyle yönetiliyordu. Batının dünyaya üstünlük sağlamasının ve birçok kültür, kavram gibi şeyleri yansıttığı yani batı bir şeyi nasıl tanıdı bildi ise dünyada batının etkisi ile aynı şeyleri tanıdı. Bu öncelikle aydınların tanıdığı, bu kültür istilası tam bir kopyacılıktır. Bu hayranı olduğu ülkeleri sardığı gibi, Müslüman olan ülkeleri de sardı. Artık dünyada her şey batının gözüyle görülür, batının diniyle anlatılır oldu. Ve bu durum İslam içinde söylenmeye başlanıldı. İslam’ın teokratik bir düzen olduğu söylemi de bunlardan biridir.151

İslam’ı Allah’ın Kur’an’da belirttiği gibi insanlığın yaratılışından beri Peygamberlerle yineleyerek gönderdiği, tevhit dinidir. Bu dinde gerek dünya görüşü gerekse düzenin esaslarını Allah tarafından belirlendiği ve kesinlikle ruhban sınıfının olmadığını ve dini asıl kaynağından öğrenmeyenler başkalarının baktığı pencereden bakmakla, İslami yönetimi bir teokratik yönetim sanmışlar ve birçoğu da giderek sonlarına inanır olmuşlardır.152

Özkan “İslami yönetim şeklinde teokrasi vardır diyenler ya İslam’ı bilmiyorlar, ya da teokrasiyi bilmiyorlar, ya da taklitçiliğinin sonucu batının söylediklerini tekrarlıyorlar. Fakat söylediklerini hiç düşünmeden söylüyorlar”.153 İslam’da ümmetin yönetim ve yönetimin başını ümmet kendisi belirler.

Teokrasilerde kendi dinlerinin, ümmetlerinin böyle bir seçim yoktur, yöneticiyi Allah belirlemiştir. Hatta daha anasından doğmadan bellidir. Kur’an’da kimsenin çocuğunun ümmetin yönetici olacağına dair bir bilgi yok, hatta Peygamber soyundan gelme bir üstünlük değildir. Ki kızım Fatıma bana güvenme diyen bir anlayış İslam’da hâkimdir. Teokrasilerde papalar kendini masum görürken, Peygamberler bile masum değildir. Ruhban dinin kurallarını belirleyen din adamları demek olduğundan, İslam’da ise bu konuda tek yetkili Allah olup, Peygamberin terbiyecisi de Allah’tır. Bundan Peygamberin yönettiği devlet de, teokratik düzen olamaz. Ruhban edinmek teokrasilerde din adamlarını terbiyeci olarak görmek, demokrasilerde bunu halkın eline vermektedir. Bundandır ki, teokrasi bir sınıfı, demokrasilerde ise halkın hevasını din edindiği rejimlerdir. İslam’da ise Allah’tan başka kanun koyucu, terbiye edici olmadığından, halkın hevası değil, Allah’ın terbiye edici olarak kabul eden sistemlerin adıdır.154

 

1 Özkan, “Siyaset Paneli”, Kayseri.

2 Özkan, “Siyaset I”, İktibas, 5-6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 277.

3 Özkan, “Siyaset I”, İktibas, 7; Özkan, “Siyaset I”, İktibas,

4 (1984), Sayı:74, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 279-280; Ayrıca aynı bilgiler Özkan, “Siyaset Paneli”, Kayseri. 4 Özkan, “Siyaset Paneli”, Kayseri

5 3. Ali İmran, 104. 6 Özkan, “Siyaset I”, İktibas, s.

6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 283.

7 13. Rad, 11.

8 Özkan, “Dinamit Programı” Kanal 6 Televizyonu, İstanbul.

9 Özkan, “Türkiye’de Siyasal Kültürün Oluşumu”, Paneli, Niğde, 08.01.1995

10 Özkan, “Siyasi Düşüncenin Teşekkülü”, İktibas, 5 (1985), Sayı:104, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 68.

11 Özkan, “Siyasi Düşüncenin Teşekkülü”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 70-71.

12 Özkan, “Siyasi Düşüncenin Teşekkülü”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 72-73.ttt

13 Özkan, “Siyasi Düşüncenin Teşekkülü”, İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 74.

14 Özkan, “Biat III”,İktibas, 5 (1985), Sayı:99, 7; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 253

15 Özkan, “Biat III”, İktibas, 7; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 254.

16 Özkan, “Biat III”, İktibas, 7; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 254-256

17 Özkan, “Biat III”, İktibas, 7-8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 256-258.

18 Özkan, “Dengeli Fikri Beslenme”, İktibas,10(1992), Sayı:167,

19 Özkan, “Dengeli Fikri Beslenme”, İktibas, 11-12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 14-18.

20 Özkan, Selam İle I, 79.

21 Özkan, “Selam ile”, İktibas, 2 (1982), Sayı 44, 30; Özkan, Selam İle I, 78-79

22 Özkan, “Dengeli Fikri Beslenme”, İktibas, 13-15; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 18-22.

23 Özkan, “Fikri liderlik”, İktibas, 5 (1985), Sayı:100, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 29-30.

24 Özkan, “Fikri liderlik”, İktibas, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 30- 31.

25 Özkan, “Fikri liderlik”, İktibas, 9

26 Özkan, “Fikri liderlik”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 32-33. Krş, Faruki, Hizbu’-Tahrir ve Hilafet, 155.

27 Özkan, “Fikri liderlik”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 34-35.

28 Özkan, Selam İle I, 61-63.

29 Özkan, “İdeolojik Kirlilik”, İktibas, 9 (1991), Sayı:148, 7.

30 Özkan, “İdeolojik Kirlilik”, İktibas, 7; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 75-77

31 Özkan, “İdeolojik Kirlilik”, İktibas, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 77-79

32 Özkan, “İdeolojik Kirlilik”, İktibas, 8-9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 79-81.

33 11. Hud, 112.

34 Özkan, “İdeolojik Kirlilik”, İktibas, 9-10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 83-84

35 Özkan ,“Demokrasi,” İktibas, 2(1982), Sayı:26, 4; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 95-96.

36 Özkan , “Demokrasi,” İktibas, 5-6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 104

37 Özkan ,“Demokrasi,” İktibas, 2 (1982), Sayı:27, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 105-107.

38 Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 107.

39 Özkan, Selam İle I, 225; Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 228.

40 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 214.

41 Özkan, “Çokluk Çoğunluk Çoğulculuk”, İktibas, 10 (1992), Sayı:162, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II,143-144.

42 Özkan, “Tasavvuf ve İslam Paneli”, Erzurum, 04.12.1993.

43 Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 14 41

44 Özkan, “Laiklik Ve Demokrasi”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 109.

45 Özkan, “Laiklik Ve Demokrasi”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 110.

46 Özkan, “Laiklik Ve Demokrasi”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 111.

47 Özkan, “Laiklik Ve Demokrasi”, İktibas, 10; Özkan “Laiklik ve İslam Konferansı”, İzmir 14.04.1990; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 111-122.

48 Özkan, “Laiklik Ve Demokrasi”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 127-130.

49 Özkan, Selam İle II, 103

50 Özkan, Selam İle II, 63.

51 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 323; Aynı Zamanda Emekli Kur. Alb. Zeki Ergün’ün 24. 8,1991 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki sorusuna karşılık cevabıdır.

52 Özkan, Selam İle II, 105

53 Özkan, “Dinamit programı”, Kanal D Televizyonu, İstanbul.; Ayrıca aynı bilgi, Ayrıca, Özkan “Laiklik ve İslam Konferansı”, İzmir, 14.04.1990.

54 Özkan, “Laiklik Ve Demokrasi”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 133-134.

55 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 225.

56 Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 137-140.

57 Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 141-142.

58 Özkan, Selam İle I, 33. 43

59 Özkan “Laiklik ve İslam Konferansı”, İzmir, 14.04.1990.

60 Özkan, “İslami (Rabbani) Metod”, İktibas, 10-11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 153.

61 Özkan, “İslami (Rabbani) Metod”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 154.

62 Özkan, “İslami (Rabbani) Metod”, İktibas, 8(1990), Sayı:140,11- 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II,155-159.

63 Özkan, “İslami (Rabbani) Metod”, İktibas, 13; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 160-161.

64 Özkan, “Yeni Dünya Düzeni”, TOS TV, Hollanda, 03.06.1992 44

65 Özkan, “Parti Niçin Parti Kuruyoruz?”, İktibas, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 163; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 172-174.

66 Özkan, “Parti Niçin Parti Kuruyoruz?”, İktibas, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 163-164.

67 Özkan, “Selam İle”, İktibas, 9 (1991), Sayı:150, 5; Özkan, Selam İle II, 49-50.

68 Özkan, Selam İle II, 237. 69 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 555.

70 Özkan, Selam İle II, 217-218.

71 Özkan, Selam İle II, 233.

72 Özkan, Selam İle II. 264.

73 Özkan, “Seçimler Refah Partisi”, TOS TV, Hollanda, 1994

74 Özkan, Selam İle II, 258.

75 Özkan, Selam İle II, 317.

76 Özkan, “Dinamit Programı” Kanal 6 Televizyonu, İstanbul.

77 Özkan, Selam İle II, 317

78 Yörünge Dergisi, 2-9.06.1991.

79 Bizim Sivas Gazetesi, 3.6.1991tarihinde Özkan’la yaptığı röportaj.

80 Özkan, “Parti Niçin Parti Kuruyoruz?”, İktibas, 9 (1991), Sayı:151, 9.

81 Yeryüzü Gazetesi 1-15.6.1991 yılında Süleyman Aslantaş ile Osman Yurt’un Özkan’la yaptığı röportaj; Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 174.

82 Özkan, “Parti Niçin Parti Kuruyoruz?”, İktibas, 10. 46

83 Rind Dergisi 29.4.1991;Özkan, Ercümend Özkan Yazıları,165.

84 Özkan, “Parti Niçin Parti Kuruyoruz?”, İktibas, 10.

85 Özkan, “Parti Niçin Parti Kuruyoruz?”, İktibas, 10.

86 13.Rad, 11.

87 Serpil Çelik, “Şeriat Partisi Kurulmak Üzere”, Yörünge Dergisi, 2-9 Haziran 1991.

88 1-15 Haziran 1991 Yeryüzü Gazetesinde Süleyman Aslantaş, Osman Yurt’la Ercümend Özkan’ın “İslami Parti Olur mu? “Röportajı; Özkan, Ercümend Özkan Yazıları,175.

89 1-15 Haziran 1991 Yeryüzü Gazetesinde Süleyman Aslantaş, Osman Yurt’la Ercümend Özkan’ın “İslami Parti Olur mu? “Röportajı.

90 1-15 Haziran 1991 Yeryüzü Gazetesinde Süleyman Aslantaş, Osman Yurt’la Ercümend Özkan’ın “İslami Parti Olur mu?” Röportajı.

91 Bizim Sivas Gazetesi, 3.6.1991 tarihinde Özkan’la yaptığı röportaj; Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 202.

92 Bizim Sivas Gazetesi, 3.6.1991tarihinde Özkan’la yaptığı röportaj; Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 203.

93 Bizim Sivas Gazetesi, 3.6.1991tarihinde Özkan’la yaptığı röportaj; Ayrıca aynı bilgi için bkz., Ercümend Özkan Yazı- ları,202 -203.

94 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları, 165.

95 13.Rad, 11

96 Yörünge Dergisi, 2-9.6.1991.

97 Özkan, Ercümend Özkan Yazıları,175.

98 1-15 Haziran 1991 Yeryüzü Gaz. Süleyman Aslantaş, Osman Yurt la E. Özkan’ın “İslami Parti Olur mu? “Röportajı.

99 5.Maide, 67.

100 Özkan, “Tebliğ”, İktibas, 6 (1986), Sayı:113, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 217-218.

101 Hılfu’l-Fudul Cemiyeti Mekke ve çevresinde güvenliğin kalmaması sonucunda Mekke’de kurulmuştur. Cemiyet kimsesizlerin, zayıfların, yoksulların ve mazlumların haklarını almak, zalimlerin zulmüne engel olmak için kurulmuş- tur. Günümüzün sivil toplum örgütüdür.

102 Özkan “Tebliğ” İktibas, 5; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 218-219.

103 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 229; Ayrıca Özkan Karakurt Kampı, 16.10.1993

104 Özkan, Selam İle I, 107-108.

105 Özkan, Selam İleI, 116.

106 Özkan “Tebliğ” İktibas, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 220.

107 5.Maide, 99; 13.Rad, 40.

108 4.Nisa, 40.

109 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 222-224 110 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 194

 

111 Özkan, İnanmak ve Yaşamak I, 231-239

112 Özkan “Tebliğ”, İktibas, 6 (1986), Sayı:114, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 169-170.

113 Özkan, “Tebliğ ve Parti”, İktibas, 10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 177.

114 Özkan, “Tebliğ ve Parti”,İktibas, 62; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 178-179.

115 Özkan “Devrim İnkılab”, İktibas, 12-13; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 182-183.

116 Özkan, “Devrim İnkılab”, İktibas, 13; Özkan, İnan. ve Yaşamak II, 183-184566 Özkan, “Devrim İnkılab”, İktibas, 14

117 Özkan, “Otorite”, İktibas, 10 (1992), Sayı:168, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 187.

118 Özkan, “Otorite”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 187-188.

119 Özkan, “Otorite”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 188.

120 Özkan, “Otorite”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 189.

121 Özkan, “Otorite”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 189. 122 Özkan, “Otorite”, İktibas, 122; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 190.

123 Özkan, “Otorite”, İktibas, 12; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 191. 50

124 Özkan, “Mezheb ve Mezhebler”, İktibas, 2 (1982), Sayı 45, 6; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 201.

125 Özkan, “Riyaset- Başkanlık”, İktibas, 17; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 201-202.

126 Özkan, “Riyaset- Başkanlık”, İktibas, 17; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 202.

127 Özkan, “Riyaset- Başkanlık”, İktibas, 17; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 202.

136 Özkan “Hukuk Devleti”, İktibas, 9 (1991), Sayı:146, 8; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 209.

137 Özkan “Hukuk Devleti”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 214.

138 Özkan, “Hukuk Devleti”, İktibas, 9-10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 205.

139 Özkan, “Hukuk Devleti”, İktibas, 10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 216.

140 Özkan, “Hukuk Devleti”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 219.

141 Özkan, “Hukuk Devleti”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 220.

142 Özkan, “Seçim”, İktibas, 9(1991), Sayı:154, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 223.

143 Özkan, “Seçim”, İktibas, 10-11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 225.

144 Özkan, “Seçim”, İktibas, 11; Özkan, “Türkiye’deki Siyasi Gelişmeler”, TOS TV, Hollanda 1990; Özkan, İnan. ve Yaş. II, 226-227. 145 Özkan, “Seçim”, İktibas, 11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 227

146 Özkan, Selam İle II, 306-307.

147 Özkan, Selam İle II, 265.

148 Özkan, “Teokrasi” İktibas, 10 (1992), Sayı:157, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 229.

149 Özkan, “Teokrasi” İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 229.

150 Özkan, “Teokrasi”, İktibas, 9; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 230.

151 Özkan, “Teokrasi”, İktibas, 9-10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 231.

152 Özkan, “Teokrasi”, İktibas, 10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 232.

153 Özkan, “Teokrasi”, İktibas, 10; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 234.

154 Özkan, “Teokrasi”, İktibas, 10-11; Özkan, İnanmak ve Yaşamak II, 234-237

 

Yusuf Elmas

iktibas çizgisi

Google+ WhatsApp