Erbakan’ı idam suçlusu gösteren, SP’de el üstünde!

Erbakan’ı idam suçlusu gösteren, SP’de el üstünde!


Erbakan’ı idam suçlusu gösteren, SP’de el üstünde!

 

 

İsimlerini yazmak için kendilerinden izin almadığım için, saklı tutuyorum...

Birisi Adana’dan.. 

Diğeri de Yozgat’tan..

İki Temel Karamollaoğlu mağduru var..

Bunlar, bana ulaşan isimler.

Daha kaç tane Karamollaoğlu mağduru var, bilmiyorum.

Belki 20, belki 100..

Belki 1000..

Aynen Emin Çölaşan’ın yaptığı gibi..

Sosyal medyada kendisine eleştiri getirenlere suç duyurusu yapıp..

Ki Çölaşan’dan bir de farkı var..

Çölaşan’a 3 bin lira verdiniz mi, şikayetini geri çekiyor..

Temel Karamollaoğlu ise..

Bunu ilkeli tavır olarak da yorumlayabilirsiniz ama..

Sonuçta şikayetini geri de çekmiyor..

Ne demiş peki, bu kişiler?

Birisi, Temel Karamollaoğlu’na, sosyal medyada yaptığı bir yorumda “Ya bir defol git” demiş..

Diğeri ise..

“Temel her şeyin bir zamanı var ahmak, hâlâ anlamadın fikirsiz” demiş..

Her ikisi için de, Temel Karamollaoğlu şikayetçi olmuş, soruşturma sürüyor. Hatta birisi için iddianame de düzenlenmiş.

İddianamede de, hakaret içerdiği iddia edilen cümle yazıldıktan sonra, şu ayrıntı bilgi yer alıyor:

“Şikayetçi vekilinin uzlaşma teklifini reddettiği..”

Hani bir anlığına “Canım hakaret etmiş, o da şikayet hakkını kullanmış”diyebilirsiniz ama..

“Pişman oldum, özür dilerim” diyene..

“İster özür dile, ister mözür.. Ben şikayetimi yaptım, çatır çatır cezalandırttıracağım” diyen bir Temel Karamollaoğlu var, karşımızda..

Pekiii..

Kendisine yönelik küçücük eleştirileri “Uzlaşmak istemiyorum” diyerek, özür dahi kabul etmeksizin cezalandırtmak isteyen Temel Karamollaoğlu, Erbakan adına verilecek ödüllerin dağıtım törenine çağırdığı Uğur Dündar’ın hakaretleriiçin, ne düşünüyor acaba?

“Bana ne, hakaret bana değil ki.. Erbakan’a.. Ben, kendime olan eleştirileri affetmem.. Erbakan’ınkine de karışmam. Erbakan’a hakaret edenleri, işime gelirse, el üstünde tutarım” mı diyor?

Cevabı Temel Bey versin..

Biz, Uğur Dündar’ın, Erbakan’a yönelik hakaretlerinden, dün yazdıklarımıza eklemeler yapalım..

Mesela, 28 Şubat sürecinin en cavcavlı döneminde, 18 Ocak 1997 tarihli Arena programında neler varmış?

Ertesi günkü gazetelerden aktarayım: 

“Ali Kalkancı’nın üniversite mezunu eşi Emire Kalkancı’nın önceki gece Kanal D’de yaptığı şok açıklamalar ortalığı karıştırdı. Arena programında Uğur Dündar’ın sorularını yanıtlayan Emire Kalkancı, ‘Refah Partisi’nin tarikatların yanında olduğunu, bir ikisinin kurban edilerek, diğerlerinin kurtarılmak istendiğini’iddia etti. Emire Kalkancı, Ali Kalkancı’nın, RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan, yine bu partiden İstanbul Büyükşehir belediye başkanı Erdoğan, Ankara (...) ile sık sık evde veya dergahta görüştüğünü bildirdi..”

Ahlaksızlığı görüyor musunuz?..

Erbakan Hoca’nın işi gücü yokmuş..

Ali Kalkancı isimli soytarı ile..

Dergahta veya evde görüşmeler yapacakmış!

Bunu da, sanki bire bir görüşmelerin şahidi imiş gibi, Ali Kalkancı’nın eşine söylettiriyor, Uğur Dündar!

Ve bu Uğur Dündar, şimdi Temel Karamollaoğlu’nun, “önemli dostlar”listesinde..

Yazık..

Bir haber daha aktarayım..

Tam 28 Şubat 1997’de yayınlanan bir haber.

MGK’nın toplanıp, darbeci generallerin Erbakan Hoca’yı akılları sıra sıgaya çekecekleri gün, Uğur Dündar’ın hazırlığında, bakın ne varmış..

28 Şubat tarihli MGK’dan bir gün önceki Arena programında..

“Süleyman Demirel’in Erbakan’a mektubu” diyerek, bir mektup yayınlanmış.. 

“Sayın Necmettin Erbakan

Başbakan

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası’nın 2. maddesinde Cumhuriyet’in nitelikleri ‘demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir’ şeklinde belirlenmiştir..”diye başlayıp, devam eden, bildiğiniz türden dayatmacı bir mektup..

Bildik irtica mavalları.. 

Köktendincilik suçlamaları..

Bu mektubun yayınlanmasının amacı ne?

Erbakan’ı itibarsızlaştırmak..

Cumhurbaşkanı tarafından, Başbakan’ın ikaz edildiğini, irticaya karşı mücadele etmesi gerektiğini hatırlatıyor gibi yapan; ama aslında, Erbakan’ı dört bir cephede birden mücadele edemez duruma düşürmeyi amaçlayan haber..

Onu da geçelim..

27 Mart 1999’da gazetelerde bir reklam..

Reklamdaki ifadeler şöyle:

“Uğur Dündar’ın hazırlayıp sunduğu ve Türkiye gündemine bomba gibi düşen Arena’dan şok belgeler! 

Ankara DGM savcısı N. Mete Yüksel’in Türkiye Cumhuriyeti rejimini yıkmak için örgütlenen Milli Görüş Teşkilatı’na ilişkin suç dosyasındaki delilleri. Erbakan ve lider kadrosundan 32 kişi hakkında idam istenerek dava açılmasına yol açan ve hiçbir yerde yayınlanmamış şok belgeler bu akşam tekrar ekranda.. Mutlaka izleyin.”

Ne imiş?

Erbakan ve 32 arkadaşı hakkında idam cezası istemli iddianame düzenlenmiş.

Bu iddianame ekinde de, şok deliller var imiş.

At yalanı, varsa inananı..

Yanlış anlaşılmasın..

“O şekilde bir iddianame yok” demiyorum..

İddianame var..

Ama iddianameyi hazırlayan da, iddianamedeki palavraları cilalayan da, aynı ekibin adamları..

Biri Nuh Mete..

Diğeri de Uğur Dündar..

Al birini, vur ötekine..

Biri resmi görevini suistimal edip, iddianame düzenliyor.

Diğeri de, gazeteciliği tetikçilik olarak kullanıp, hikayelerle süslü iddianameyi, “şok deliller içeriyor”muş gibi takdim eden bir hokkabaz..

Ve.

Tüm bu rezilliklere göz yumup, bu adamı Erbakan’ın adına dağıtılan ödül törenine çağıran Temel Karamollaoğlu..

Kendisi hakkındaki eleştirilere ise katlanamayan, eleştiri yapanların cezaevine girmesi için uzlaşmayı bile kabul etmeyen Temel Karamollaoğlu..

Karar, SP’li kardeşlerimizin..

Azıcık bir samimiyet görüyorlarsa, eyvallah..

 

yeni akit

Google+ WhatsApp