Entelektüel kölelik ya da gönüllü kölelik

Entelektüel kölelik ya da gönüllü kölelik


Entelektüel kölelik ya da gönüllü kölelik

 

İslam dünyası toplumları, önce içeriden, daha sonra da dışarıdan maruz kaldıkları, zihin dünyasına yönelik eşi benzeri görülmemiş saldırılarla,düşünme/bilme/akletme/sorgulama/muhakeme etme yeteneklerini, iradelerini ve özgürlüklerini bir kaç kez kaybettiler. Bugün, çok geç kalmış olmakla birlikte, bilmemiz, anlamamız ve yüzleşmemiz gereken çok önemli, çok hayati bir gerçek var: Yüzyıllardır, İslam toplumlarının maruz kaldıkları, bugün de maruz kalmaya devam ettikleri, zihinsel, düşünsel, kültürel ve felsefi fosilleşmenin sorumlusu, nihai hakikate ulaşmada aklın/düşüncenin/bilginin/kanıtın/eleştirinin rolünü açıkca reddederek, işraki, batınî, mistik müşahadeyi tek-mutlak referans kaynağı olarak kurumsallaştıran zihniyet, yaklaşım ve gelenektir. Bu geleneğin kurumsallaşması ve toplumsallaşmasından sonradır ki, kolonyalist düşünce toplumlarımızın bilincini sömürgeleştirmeye başlayabilmiştir.

Toplumlarımızın hakikat bilincine yabancılaşmak suretiyle tarihten kaçması, tarihten ve siyasal sorumluluktan dışlanması, kolonyalist düşüncenin işini bir hayli kolaylaştırmıştır. Bir yanda batınî müşahadenin tek referans haline gelmiş olması, bir diğer taraftan toplumlarımızın bilincinin sömürgeleştirilmesi, İslami bünye üzerinde çok derin ve kalıcı bir hasar oluşturmuş, bu hasar ise uzun vadede entelektüel köleliğe, ideolojik aldanmışlığa, ideolojik tahakküme yol açmıştır. Günümüzde de takip edilebileceği üzere, bu kölelik bir türlü aşılamamış, ve tuhaftır ki, gönüllü köleliğe dönüşmüş, dönüştürülebilmiştir. Gönüllü kölelik sebebiyle de, entelektüel yenilenme, özgürleşme, İslamileşme, toplumlarımızın gündeminden çıkmış ya da çıkarılmıştır. Entelektüel ve akabinde gönüllü kölelik sebebiyle yüzyıllardır İslam toplumlarının gerçek sorunları teşhis edilememektedir.

BÜYÜK DUYARSIZLAŞMA

Küresel kapitalizmin neden olduğu derin ahlaki boşluklar ve kültürel yoksulluklar hayatın her alanında büyük bir duyarsızlaşmanın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Karşı karşıya bulunduğumuz çok derin insanlık sorunları, ancak ve sadece medya tarafından üretilen vicdan endüstrisinin belirlediği sınırlar içerisinde konuşulabilmektedir. İslam dünyası toplumlarında bugün, kolonyalist düşüncenin dili ve kavramları sorgulanamamakta, dolayısıyla da entelektüel kölelik bir türlü aşılamamaktadır. Sözünü ettiğimiz entelektüel kölelik sebebiyle, İslam dünyası toplumlarında, düşünsel/kültürel/siyasal hayat, her tür emperyalizme meşruiyet sağlayan “uygarlık misyonu” gibi, “beyaz adamın misyonu” gibi ırkçı söylemlere cevap verememiştir. Unutulmamalıdır ki, tarihin son bir kaç yüzyılı boyunca en korkunç barbarlıkların ve vahşetin faili olan emperyalizme, bu söylemler yoluyla süreklilik ve belirleyicilik kazandırılabilmiştir.

Bu süreklilik ve belirleyicilik sebebiyledir ki, bugün Batı değerleri üzerinde tekel oluşturan, dünyanın dört bir yanında istikrarı tehdit eden Amerika, İslam dünyasını yeniden düzenleme hakkına sahip olduğunu söyleyebiliyor. Günümüz dünyasının, küresel dünyanın, Müslüman halkların, toplumların, kültürlerin, hakikatini tanımamak gibi, bu hakikatler karşısında narsistik kayıtsızlıklar sergilemek gibi korkunç patolojileri var. Bu patolojiler ve kayıtsızlıklar sebebiyle, her dönemde, önleyici emperyalist saldırıların daimi nesneleri Müslümanlar oluyor.

KÜRESEL KÜSTAHLIK

Bugünün dünyasını belirleyen küresel vizyon, kolonyalist ve seküler bilgi dışında hiç bir bilgi biçimine hayat hakkı tanımıyor. Küresel vizyon yoluyla küresel kontrol sağlanıyor. Küresel kontrol imkanına sahip olanlar, her durumda küresel bir kibir/küstahlık sergileyebiliyor.

Yaşadığımız bu gerçekler karşısında, İslami bilgi’nin hayata ve tarihe kazandırılması konusunda hiç bir çabamız yok. Çabamız olmadığı gibi, İslami bilgi’yi, bu bilginin otoritesini yeniden inşa edebilecek entelektüel müktesebata ve cesarete de sahip bulunmuyoruz. Bütün bu zaaflarımızla yüzleşmek yerine, romantik fantezilerimizden bir türlü kurtulamıyor, İslami önderlikten söz ediyoruz. Ortadoğu’da yaşanan amansız tarih karşısında ortak strateji oluşturamıyor, ortak siyasal inisiyatif alamıyoruz. İdeolojik mitler aracılığıyla bütün büyük kötülükler savunulabiliyor; Siyonist sömürgecilik karşısında etkili bir perspektif oluşturulamıyor. Bugünün dünyasında iletişimin önünde hiç bir engel kalmadığı halde, bütün kültürel ve ulusal engeller aşıldığı halde, genç kuşaklara evrensel bir perspektifi nasıl kazandırabileceğimiz hakkında hiç konuşmuyoruz. Varoluşsal tehditleri hamaset yoluyla aşabileceğimizi düşünüyor ya da hesaplıyoruz.

SİYASAL GÖSTERİ, TRİBÜNLERE OYNAYAN DİL

Müslümanlar olarak, kendimize rahatsız edici sorular sormaktan imtina ettiğimiz için, İslam’a karşı kendi işlediğimiz suçlardan hiç mi hiç söz etmiyor, daha çok sömürgecilerin İslam’a karşı işledikleri suçlar üzerinde yoğunlaşmayı tercih ediyoruz. Siyasal çıkarlar adına çoğu kez geçmişi istismar ediyor, yine çıkarlarımız için geçmişin işimize yarayan kısımlarını kullanıyoruz. Hangi toplumda olursa olsun, yaygın kanaatleri paylaşmak ilgili toplumları büyük ölçüde rahatlatıyor. Bu yaygın kanaatler de, genellikle resmi söylemler ve propaganda yoluyla oluşturuluyor. Yaygın kanaatleri paylaşarak rahatladığımız için, rahatsızlık verebilecek konuları-sorunları konuşmamaya özen gösteriyoruz. Siyasal kültürün yerini siyasal gösteri aldığı için, tribünlere oynayan bir dil, yaygın kanaatlerin oluşmasına katkıda bulunuyor.

İslam dünyası toplumlarında, geçmişin yeniden değerlendirilmesi ve yorumlanması zorunlu hale gelmiş olmasına rağmen, tam tersi yapılarak ve hiç bir eleştirel dikkat gösterilmeden geçmişin kutsallaştırılıyor olması, bugünün acımasız gündemi karşısında nasıl bir tavır geliştirmemiz gerektiği konusunda büyük bir kayıtsızlık içinde bulunduğumuzu gösterir. Bugünün tarihine yönelik olarak kapsamlı İslami çözümlemeler yapmadığımız takdirde, Avroamerikamerkezcilik, hem tarihin merkezinde yer alma iddiasını, hem de tarihin sonu olma iddiasını bir şekilde sürdürmeye devam edecektir.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp