Elhamdülillah!

Elhamdülillah!


Elhamdülillah!

 

 

Müslüman mıyız? Elhamdülillah Müslümanız!..

Dindar mıyız? Çok şükür dindarız!..

Çoğumuz hacıyız maşallah! Hem de beş yıldızlı. Hatta her sene birkaç kez umreye de gidiyoruz (turistik gezi ihtiyacımıza “umre” adı vereli çok oluyor)!

Tabii ki umrelerimiz de beş yıldızlı!

Hac-Umre çok da, eskiden “peçe” arkasında saklanan “hicap” duygumuzdan eser yok! 

Kadın huzursuz olmasın diye başka tarafa bakan “Müslüman erkek” kalmadı…

Çok değil, on-onbeş sene öncesine kadar “kadın eli sıkılır mı, sıkılmaz mı” diye tartışan “Müslüman erkek”,“Kardeşane sarılmak neden günah olsun” diyeİlâhî hükmü sorguluyor!

Eskiden “Allah’ın istediği gibi Müslüman” olmaya çalışanlar, şimdi “kendi istedikleri kadar Müslüman” oluyorlar.

Eskiden dünür huzuruna çıkmaya utanan kızlar, şimdi sere serpe ekranda: Anladık peçenin yerini “türban” aldı, peki ama “ar”, “hayâ”, “hicap” gibi duygulara ne oldu? 

İtiraf etmeliyiz ki, “zengin” ya da “mevki-makam sahibi Müslümanlar”ın önemli bir kısmı “İslâm”a göre değil, “moda”ya göre yaşıyoruz.

Dinleyeceğimiz müziği, okuyacağımız kitabı, seyredeceğimiz filmi, giyeceğimiz rengi, mimariyi, estetiği, muhiti, ülküyü, ülkeyi, fikri, düşünceyi, dili, yemeği “moda” belirliyor...

Değişmez ve değiştirilemez “İlâhî hükümler” modaya göre esnetiliyor (kimilerinin dudak büktüğünü biliyorum), “tesettür” dediğimiz “kapanma”, “mayo”dediğimiz “açma” ile yan yana getirilip “tesettür mayosu” icad ediliyor!

Vücut hatlarını belli etmemesi için emredilen “örtünme”, vücudu daha fazla “teşhir” etmenin aracı olarak algılanıyor…

Eskiden “moda”ya, hızla eskiten ve hızlı eskiyenbir hayal kırıklığı olarak bakarken, bugün “mecburiyet” hatta “mahkûmiyet” gözüyle bakıyoruz!

İşi alabildiğine abartıp “din elden gidiyor” demeyeceğim, ama hassasiyetlerimizin de git gide buharlaştığını kaydetmekten kendimi alamayacağım!

“Ehl-i dünya”ya dönüşüp sıradanlaştık!..  

Neredeyse aynı şeyleri yapıyor, aynı şeyleri yaşıyoruz: Rengimiz, ahengimiz, hatta ziynetimiz olan farklarımızı yitirdik. “Moda” en büyük zararı işte bu alana verdi: Çeşitlilik ortadan kalktı... 

Önce Avrupa insanının kıyafetini giydik: Böylece kılık kıyafette “birlik” sağlandı...

Mahalle kültürümüzü ihya etmemiz gerekirken, bir birine benzer “site”ler, “résidence”lar kurduk, birbirine benzer apartmanlar yapıp benzer dairelerde oturmaya başladık: Mekânda “birlik” sağlandı...

Uzun zamandır ayakta “burger” yeyip “kola” içiyoruz: Yeme-içmede “birlik”sağlandı...

Aşağı yukarı aynı müziği dinliyor, aynı filmleri seyrediyor, aynı kitapları okuyor, aynı yerlere gidiyoruz: Kültürde “birlik” sağlandı…

Aynı şeyleri yiyip içen, aynı renkte, aynı elden çıkmış kadar benzeşen elbiseler giyen, benzer “site”lerde oturan, ağırlıklı olarak aynı müziği dinleyen ve tabii televizyonlarda aynı dizileri, sinemalarda aynı filmleri seyreden, aynı “gün”leri (anneler, babalar, dedeler, sevgililer günü gibi) paylaşan insanlar, hangi dine ve millete mensup olurlarsa olsunlar, git gide aynı şeyleri düşünmeye başlarlar: Ortada “milli” ve “yerli” adına hiçbir şey kalmaz. 

Sorum şu: Cüzdanlarımız doldukça, kalb ve beyinlerimizin boşalması toplumsal bir arızaya mı işaret ediyor?

Çözemedim gitti! 

 

yeni akit

Google+ WhatsApp