‘Elhamdülillah bizim hasebimiz de nesebimiz de İslâm’dır’

‘Elhamdülillah bizim hasebimiz de nesebimiz de İslâm’dır’


TARAFIMIZ

Coşkun Uzun / İslam ve Hayat

Aziz Dost

Bizler Allah, Kitap ve Peygamberlere olan imanımız sayesinde dalaletten hidayete ulaştık… Fakirlikten iman zenginliğine kavuştuk… Her türlü taassup, asabiyet, aidiyet, bağ ve köleliklerden aziz İslâm’ın evrensel öğretileri sayesinde özgürleştik…

Elhamdülillah bizim hasebimiz de nesebimiz de İslâm’dır.

Hangi ırktan, renkten, ulustan, coğrafyadan, dilden olursak olalım sadece İslâm’ın çocuklarıyız.

Kendimizi yalnızca İslâm’a nisbet etmeyi ve başkaca (soy, sop, kabile, mektep, meşrep, mezhep, ulus, ırk, coğrafya gibi) aidiyet ve bağlardan arınıp kurtulmayı görev ve şeref biliriz.

Elhamdülillah bu iman/inanç/akide bağı sayesinde küçük ailemiz olan ümmete ve büyük ailemiz olan insanlığa kavuşanlarız.

Biz hak ve batılın savaşında, tevhid ve şirkin mücadelesinde hep taraftık…

Her zaman İslâmî varoluş, bağımsızlık, özgünlük ve tevhidî mücadele tarafındaydık…

Bizler dün emperyalistlere, kapitalistlere, siyonistlere, küresel şeytanlara, içerideki ve dışarıdaki taşeronlarına, işbirlikçilerine karşıydık. Bugün de aynı yerde duruyor, ümmeti, vahdeti, mücadeleyi, direnişi, küresel işgal ve terör aklına/olgusuna/realitesine karşı küresel intifada ve direniş çizgisini savunup destekliyoruz…

Ve Kur’an ve Hz. Resûl’ün izinde, Nebevî mücadele yolunda ilerliyor… İslâm’ın yolunda kardeşler olalım, ihtilafları değil ittifakları öne çıkartalım diyor… Dünü veya geçmişte yaşamayı bırakalım ve yarınları hep birlikte izzetle, şerefle, omuz omuza karşılayalım, inşa edelim istiyor…

Şeytanların A ya da B partisi, A veya B mezhebi, coğrafyası, ırkı, lideri, alimi, şeyhi, fikri-düşüncesi, ideolojisi şeklinde sağdan veya soldan yanaşıp aldatmasına izin vermemeye çalışıp bunu arzuluyor…

Kendimizi veya partimizi, hizbimizi, mezhebimizi, meşrebimizi, coğrafyamızı, ırkımızı, liderimizi, alimimizi, şeyhimizi, düşüncemizi, ideolojimizi merkeze oturtup mutlaklaştırmayalım, dünya kendi etrafımızda dönüyor sanıp kendimizin dışındakileri batıl veya yok saymayalım istiyor…

Uyanık olalım yoksa bu yanlış yaklaşımlar insanlığı birliğe, dirliğe, vahdete, ümmete veya Cennet’e değil olsa olsa ayrılığa, düşmanlığa, vahşete ve Cehennem’e götürür diyoruz.

Aynı delikten tekrar tekrar ısırılmayalım, birbirimize kenetlenelim, sabredelim, kardeşlerimizin ve kardeşliğin kıymetini bilelim, kendi içimizde bahaneler üreterek birbirimizle[1] didişip boğuşmayalım…

Allah, kitap, peygamber düşmanlarıyla uğraşalım… Küresel güçlere, tuğyanilere, işgalci, mütecaviz, zalim ve mücrimlere karşı[2] güç birliği yapalım… El ele, omuz omuza verelim, güç birliği edip zulmün, şirkin, küfrün ve sömürünün belini beraber kıralım…

Kanın bir gün mutlaka kılıca galip geleceğini, yalın ayaklıların ahının asla yerde kalmayacağını bilerek… Mazlumların zalimlerden intikam alacağı günlerin mutlaka geleceğini[3] ve o günlerin zalimlerin zulmünden çok daha çetin olacağı inancıyla…

Dünya’dan kazanıp dine harcayacakken dinden kazanıp dünyalarına harcayan yığınlara rağmen… Dünyadan ve insanlardan alacaklı değil, aksine dünyaya, hayata ve insanlığa çok şey borçlu olduğumuzun farkındalığıyla… Kim olursa olsun zalime karşı ve yine kim olursa olsun mazlumdan yana tavır alma şiarıyla…

Muhammedî mücadele ve Yezidî saltanat çizgisinin farkında olmadan, zamanın Yezid’lerini ve Hüseyin’lerini tanımadan ölenlerin taassup üzere öldüklerini bilerek…

İçimizdeki ihtilafları, anlaşmazlık, ayrılık ve uzlaşamamayı aleyhimize malzeme olarak kullanmak için pusuda bekleyenlere fırsat vermeden…

Saltanat ve zulüm düzenlerini yerleştirip zorla kabul ettirebilmek için Peygamber evlatlarını bile aç susuz bırakacak kadar gözünü iktidar/bekâ hırsı bürümüş, tarihin çöplüğündeki Yezid’leri de zamanımızda geçerli olan Yezid siyasetini ve sistemlerini de bizlere tanıtıp gösteren Rabbimize hamdolsun!..

Tasavvuf, tarikat benzeri öğreti, ekol, mektep ve oluşumların kuşatılıp kandırılmış mensuplarını değil, bu mistik yapıların felsefesini ve zihniyetini Kur’anî/Nebevî gerekçelerle eleştirip reddedenleriz…

Kur’an tek kaynaktır diyerek Nebevî Sünneti ve Hz. Peygamber(sav)’i itibarsızlaştıranların değil, Kur’an temel kaynağımızdır diyen, siyerden, hadisten, sünnetten, tarihten, fıkıhtan, tefsirden, felsefeden yararlananların safında ve tarafındayız…

‘İndirilen din’ söyleminin dilini kullanıp kılıcını sallayanlardan, ‘Uydurulan din’ söyleminin dolduruşuna gelip kayığına binenlerden veya statükoya itaat eden, mevcutla yetinip öven ve kutsayanlarla aynı safta olmadık, olmayacağız!..

İmam Hatip’li ve İlahiyat’lı olmanın, Türkiye’li ve Türk olmanın, herhangi bir ırkın, coğrafyanın, dilin hiç kimseye bir ayrıcalık ve üstünlük vermediğini, bunların Rabbimizden gelen bir hikmet ve ayet olduğunu bilen, Allah katında üstünlüğün takva ve ahlâk üzere olmakla sağlandığını, yeni veya eski küresel, ulusal, yerli, milli, put ve tağutlar edinmeye karşı olanlarız…

Aslolanın evrensel değerlerin peşine düşmek, muvahhid insanlar olmak, ümmeti ve insanlık ailesindeki kardeşlerini kucaklamak, yeryüzünü imar/ıslah/ihya/inşâ etmek olduğu gibi aynı zamanda ırk, renk, dil, coğrafya, ulus, kavim, kabile, mezhep, meşrep gibi olguları ayrılık sebebi görmenin de şeytan işi birer tuzak olduğu gerçeğinden uzaklaşmadan…

Çeyiz sandığı taşıyanlarla mermi sandığı taşıyanların bir olmadıkları bilinciyle… Siyonizmle, kapitalizmle, emperyalizmle dost olanlarla bunlara açık düşman olanların asla bir olmayacakları farkındalığıyla…

Küresel güç/şer odağı işgalciler, şeytanlar, emperyalistler ve işbirlikçi taşeronlarıyla mazlumlar ve yalın ayaklılar adına mücadele etmeye azmedenleriz…

LÂ’sız, omurgasız, edilgen, uzlaşmacı, nesneleştirilmiş, tanımlanmış din anlayışlarından… Demokrasi ve benzerî tüm çağdaş dinlerden, tasavvuf afyonundan, her türlü gelenekçilik sapmasından… Hoşgörü ve ‘dinler arası diyalog’ fitnesi ılımlı-amerikancı İslâm(!) anlayış(sızlığ)ından… Her biri ‘Atalar Dini’nin değişik birer şubesi olan; coğrafî, ırkî, mezhebî, aidiyet ve milliyetçiliklerden… ‘Devlet Tanrısı ve Resmî İdeoloji ilahı’ndan uzak ve berîyiz… Bütün bunlardan berââtimizi ilan ettik, ediyoruz!..

Bizler; içinde yaşadığımız topluma karşı herhangi bir şekilde baskı, dayatma, öfke,  şiddet, zulüm vb içermeyen…

Gayri İslâmî şartlar, sistemler, sınırlar veya yapılar içerisinde siyasi parti kurup iktidara gelmekle, bir yerleri yönetmekle veya mevcutla yetinmekle, ‘yetmez ama evet’ edilgenliğiyle değil…

İslâmî ilke, kimlik ve değerlerin meşruiyet ve aslî bütünlüğünden asla taviz vermeden; bilginin, kavramların ve düşüncelerin, islâmîleştirilmesi onuruna/sorumluluğuna sahip “müslüman aklı” ve davranışlarının özneleştirilerek…

Açık davet, gönüllülük, İslâmî kimliğin onurlu temsilciliği ilkesine bağlı, kendi doğal seyrinde, itidâl, istişare, murakabe üzere, tedricen ve fıtrata uygun olarak gerçekleşecek tevhidî, sosyal, siyasi, toplumsal dönüşüm ve değişimlerden yanayız!..

Cahiliyeyi, zulmü, şirki, küfrü, tağutları, yandaşlarını, kıymeti kendinden menkul kutsalları, konjonktürel şahisperestlik veya putperestlikleri dokuz talâkla terk edip boşayanlarız….

Doktrinimiz, konseptimiz, paradigmamız, ideolojimiz, inancımız, ilkemiz, tavrımız, tarafımız, duruşumuz, yolumuz, istikametimiz, kıblemiz ve rotamız ya budur veya bunları gerektirmektedir…

*******

Atasoy Müftüoğlu’ndan iktibas ve ilhamla…

İslâm’ın kamusal alandan sürgün edilmesini ve bireysel dindarlığa razı edilmiş her tür sınır ve sınırlandırmaları aşarak…

Yüksek bir farkındalıkla, derinlikli bir bilinç oluşturmaya, genelde insanlığa ve özelde müslümanlara gerçekleri anlatmaya ve temsil etmeye çalışarak…

Bugünün gerçekliğiyle yüzleşebilecek/hesaplaşabilecek nitelikli, cesur, çok boyutlu, yüksek ufuklu zihinsel bir bağımsızlık mücadelesiyle, bugünün liberal/seküler dayatma ve gerçekliği­ni aşarak, kendi özgün İslâmî kurumlarımızı ve gerçekliğimizi oluşturmak, evrensel değer, referans ve meşruiyet sistemimizi insanlığın dikkatine/hizmetine sunmak üzere…

Eski konular, sorunlar, tartışmalar, yaklaşım­lar, ayrışma veya parçalanmışlıklarla kendi içimizde çatışarak hayatı, zamanı, imkânları, fırsatları tüketip yok etmeyelim, kısır döngüler ve mahrumiyetler yaşamayalım, içerisinde bulunduğumuz çağa ve zamana şahitlik eden özneler ve etkin aktörler olalım istiyo­ruz.

Eleştirel ve seçici bir dikkatle, coğrafyalarımızda ve tüm dünyada yaşananları basiret ve ferasetle yakinen takip etmeye, güncel ve popülist söylemlerden uzak, dakik, tarihsel/evrensel bir farkındalığa ulaşmaya, mü’mince bakış ve sorgulamalar yapmaya, bağımsız, muhalif bir duruş ve hakkaniyetli bir kamuoyu oluşturmaya talibiz…

Tarihî, sosyal, siyasî, ilmî, felsefî, entelektüel, kültürel, ahlâkî ve düşünsel içerikte, evrensel ölçekte, ümmet duyarlılığında, kulluk ekseninde bir bilinç, farkındalık ve örneklik oluşturmak suretiyle…

Lokal, yerel, ulusal, coğrafî ve bölgesel engelleri/sınırları/tanımları aşarak, kuşatıcı, kucaklayıcı, sorumluluk yükleyen bir usûl ve metodla…

Ve fakat, tahakküm üreten, eleştirilemeyen, dokunulmaz kılınan, mutlaklaştırılan, modern/seküler/liberal/demokratik/materyalist akılla, batılı paradigma, konsept ve değerlerle, varoluş ve bilgi felsefesiyle, hesaplaşabilecek yetkin, özgün bir bilince/farkındalığa ulaşmak üzere yapacağız inşallah…

Vesselâm!..


[1] “Ve Allah’a ve Rasulü’ne tâbi olun ve birbirinizle didişmeyin! Sonra direncinizi/gücünüzü/kuvvetinizi yitirirsiniz, rüzgârınız da kesilir. Kesinlikle direnin, unutmayın ki Allah direnenlerle birliktedir.” (8 Enfâl 46)

[2] “yine onlar, haksız bir saldırıya muhatap olduklarında meşru müdafaa için yardımlaşırlar.” (42 Şûrâ 39)

[3] “Ve Biz de istiyorduk ki, ülkede zayıf ve güçsüz bırakılanlara destek çıkalım ve onları öncüler yapalım ve kendilerini (ülkeye) vâris kılalım.” (25 Kasas 5)

 

(İktibas Dergisi)

Google+ WhatsApp