El âlem gider aya biz gideriz yaya

El âlem gider aya biz gideriz yaya


El âlem gider aya biz gideriz yaya

 

 

Son günlerde ülkemiz el âlem gider aya biz gideriz yaya misali hayatımıza hiçbir katkı sağlamayacak bir tartışmanın eşiğine çekilmeye çalışılıyor. Elin adamı, bilimsel sahada kat edebileceği yolun hesabını yaparken bizler ne yazık ki, etnik ve kimliksel çatışmayı tetikleyecek meseleleri kaşıyarak gündemi işgal etmeye çalışıyoruz. Nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda, fertlerin kendilerini İslam kimliği üzerinden değil de etnik kimlik üzerinden değerlendirmeleri ve bunu bir üstünlük olarak görmeleri ne acı değil mi? Be kardeşim Allah senden insan olmanı istedi, eğer bu noktada bir yol kat etmemişsen hangi etnik yapıya sahip olursan ol ne önemi olabilir ki! Unutma ki sen sahip olduğun renk ile değil kendi çabanla elde ettiğin erdemlerinle ilerleyebilir ve bununla bir değer elde edebilirsin.

 

Geçtiğimiz ay yurdumun insanı, Andımız okunsun mu okunmasın mı diye tartışırken gözüme trajikomik bir fotoğraf ilişti. Siyah önlük ve beyaz yaka takan bir grup erişkin insan bir araya gelmiş bir ibadet şevkiyle Andımız’ı okuyor ve kendilerince mesaj vermeye çalışıyorlar. Bu fotoğraf beni çağlar ötesine götürdü; bu mesajın kişisel ve toplumsal alanda ortaya çıkabilecek muhtemel çatışmaları körükleyebileceğini düşündüm.

Allah’ın Resulü Medine’de farklı inanç ve değerlere sahip fertleri İslam sancağı altında topladı ve onlara adaletle muamele etti. Hayatın merkezinde adalet vardı, Resulûllah farklı dinlere sahip kişileri adalet ekseninde tutuyor ve onların haklarını koruyordu. Müslümanlar ise hangi ırka, hangi kabileye hangi topluma ait olurlarsa olsunlar İslam kimliği ile bütünleşiyor ve ümmet okyanusuna doğru ilerliyorlardı. Bugün küresel güç odaklarının kuklası haline gelen Müslüman halklar kendileriyle ve ötekilerle ilişkilerini mezhepsel ya da etkin yapı üzerinden kuruyor ve fitneyi tetikliyorlar. Birbirlerini kardeş olarak değil hasım olarak görüyor ve küresel yapıya zemin hazırlıyorlar. Biz birbirimizle cedelleşirken düşman bizim topraklarımızı, değerlerimizi ve kaynaklarımızı sömürüyor, çocuklarımızı acımasızca katlediyor. Çok acı!

Bizler olayları değerlendirirken referansımızı Kur’an ve sünnetten almak zorundayız. Bizim sloganımız, “Ne mutlu Türk’üm diyene” değil, “Ne mutlu İslam üzere yaşayabilenlere ve ne mutlu tevhit sancağını ellerinde meşale olarak tutabilenlere…” olmalıdır.

 

milli gazete

Google+ WhatsApp