“El emin” olmak ve siyaset!

“El emin” olmak ve siyaset!


“El emin” olmak ve siyaset!

 

 

Aylardan ramazandayız. Dünya gündemi çok yoğun; bölgemizde, ülkemizde her gün birçok olay yaşanıyor. Ben ısrarla bu “kıyl-ü kal”den, uzak kalmaya ya da olayları vahyin ışığında sorgularken, nefsimizi hesaba çekmeye çalışıyorum.

Ramazan bizim için bir “nefs muhasebesi” olmayacak mı idi. Hiçbir bahane bu görevimizi yapmamıza engel olmamalı. Yoksa din ile dünya işlerini birbirinden ayıranlardan oluruz, bizim için dünya ahiretin tarlasıdır. Bu böyle biline. Bundan gafil olarak Allah’ın ayetleri hatırlatıldığında yüzlerini buruşturanlara gelince onların kınamaları, kendi barındıkları bataklıklara daha fazla su basmaktan başka bir anlam taşımaz bizim için. O bataklıkta tepinip dururlar. O kınamaları ile aslında kaçtıklarını sandıkları şeye doğru koşarlar. Şeytanları onları kandırdı, keşke dönseler ama durum ortada! Derler ki, “siyasetçihalka duymak istediği şeyleri söyler. Gerçeği ise kendine saklar”. Vay onların haline! Bu durum aslında bir hastalıktan başka bir şey değil. Bu “kibir” hastalığıdır. Allah bizim “adilşahidler” olmamızı emreder. “El Emin” olması gerekir siyaset yapan kişinin. 

Öyle ki, “evinizin anahtarını kendisine emanet etmekte sakınca görmediğiniz biri” olması gerek. Resulullah, “Atında binili iken kamçısı düşse, yanında kölesi dursa, ihtiyacı yoksa, kamçısını kendi atından inip alan kişidir.” 

Bir de dünya krallarını düşünün! Kızlarımız Hacer’e, Meryem’e, Asiye’ye ne kadar benziyor. Oğullarımız Yusuf’a, İsmail’e. Yöneticilerimiz ne kadar Ali, Ömer, Osman, Ebubekir’e benziyor sizce. Onlara ve onlara benzeyenlere selam olsun.

Yine bir seçime gidiyoruz ya, Maide 105’i hatırlatayım istedim: “Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye bakın. Siz doğru gittikten sonra yanlış yola sapanlar size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O size neler yaptığınızı haber verecektir.” Bakın eğer bu sonucun değişmesini istiyorsanız, kendinizi değiştirin. Bu sonuç, bugünkü halimizin önümüze koyduğu faturadır. Ne kendinize yalan söyleyin, ne halka. 10 emirden biri “Yalan söylemeyeceksin”dir. Allah’ın kullarına yalan söyleyen Allah’a da yalan söylemiş olur. Zina eder, kumar oynar, şarap içer, torpil yapar, rüşvet yer ve sorulduğunda, kendi nefsini, ortaklarının nefsini, eşi, dostunu, evlad-ı ıyalini aklamak için yalan söyler. Yandaşlarını onda olmayan sıfatlarla över, rakiplerini onlarda olmayan sıfatlarla yerer. Bunlar yalancıların tâ kendileridir. Yalancının mumu ise yatsıya kadar da yanmaz.

Ey insanlar, Ey insanlar, dinleyin, sizden hiçbir ücret istemeyen, sizi Hakk’a ve Hayra çağıran, Resulün getirdiği kitapta neler yazıyor?:

Bakara Suresi, 10. ayet: “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.”

Hac Suresi, 30. ayet: “İşte böyle; kim Allah’ın haram kıldıklarını (gözetip hükümlerini) yüceltirse, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Size (haklarında yasaklar) okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Öyleyse iğrenç bir pislik olan putlardan kaçının, yalan söz söylemekten de kaçının.”

Saff Suresi, 2. ayet: “Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz?”

Saff Suresi, 3. ayet: “Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti).” Nur Suresi, 11. ayet: “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azap vardır.”

FETÖ iftirası ile kendini aklamak için başkasına iftira edenler yok mu, baksınlar bakalım: 

Nisa Suresi, 112. ayet: “Kim bir hata veya günah kazanır da sonra bunu bir suçsuza yüklerse, gerçekten o, böyle bir yalan (bühtan)ı ve apaçık bir günahı yüklenmiştir.” 

Fetullah hocaları alsın bakalım onları Allah’ın elinden de görelim. 

Sadece o değil aynı yolun yolcuları da tabii. Şûara Suresi, 223. ayet: “Bunlar (Şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan söylemektedirler.” En’am Suresi, 116. ayet: “Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle yalan söylerler.’”

Ahzab, 33/70-71: “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve doğru söz söyleyin böyle davranırsanız, Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resulüne itaat ederse, büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” Furkan, 25/72: “Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ile geçip gidenlerdir.”

Hadislere gelince. İşte Resulullah’tan bize gelenler: Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre ra) şöyle anlatmaktadır: “Resûlullah (sav) üç kere, ‘Size büyük günahların en büyüğünü söyleyeyim mi?’ buyurdu. ‘Evet söyle yâ Resûlallah!’ dedik. Bunun üzerine Resûlullah, ‘Allah’a ortak koşmak ve anne-babaya saygısızlık / kötülük etmektir’ buyurdu. Sonra arkasına yaslanmış hâldeyken doğruldu ve şöyle dedi: ‘Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır. Dikkat edin (bir de) yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmaktır.’ Bu cümleyi o kadar çok tekrarladı ki ‘Susmayacak’ dedim.” (Buhârî, Edeb, 6)

Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor: “Ey Allah’ın Resulü! dedik, mü’min korkak olur mu?” “Evet!” buyurdular. “Pekiyi cimri olur mu?” dedik, yine: “Evet!” buyurdular. Biz yine: “Pekiyi yalancı olur mu?” diye sorduk. Bu sefer: “Hayır! Buyurdular. (Muvatta, Kelam, 19, (2, 990))

İbnu Amr İbni’l-As (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar.” (Buharî, İman, 2/ 24, - I,14)

Yalanı ve yalana göre hareket etmeyi terk etmeyenin yemeyi içmeyi bırakmasına Allah’ın ihtiyacı yoktur!” (Buhârî, Savm,8.) Allah ve Resulü bize yalandan sakınmayı öğütledi. Hatta Resulullah şaka yoluyla dahi yalandan sakınmamız konusunda bizi uyardı. Yalandan ve yalancılardan sakınalım. Söz verdiğimizde sözümüzde duralım. Paniklemeye gerek yok. Yeter ki, Allah’ın ipine sımsıkı sarılalım. Onun yardımının bize ulaşmasını engelleyen yanlışlarımızdan vazgeçelim. Bizi gören, duyan, bilen, hüküm sahibi bir Allah var.

Ey iman edenler, siz kendinizi düzeltmeye bakın. Siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapanlar size bir zarar veremez. Sonunda hepinizin varacağı yer Allah’tır. O size neler yaptığınızı haber verecektir.” (Maide 105)

Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol, yol varsa budur, bilmiyorum bir başka çıkar yol!”

“El Emin olmak”, “evinizin anahtarını kendilerine emanet etmekte sakınca görmeyecek kadar güvenilir olmaktır!” Bugün hâlâ Kudüs’te Hristiyan dünyası için en mukaddes 2 kilise olan Doğuş ve Kıyamet kiliselerinin anahtarı hâlâ bir Müslümana emanettir. Kiliseyi o açar ve kapatır. Sefere çıkan müşrikler de değerli eşyalarını Peygamberimize emanet ediyorlardı. Hicret için yola çıkarken Peygamberimiz, Hz. Ali’yi bu emanetleri sahiplerine vermesi için arkasında bırakmıştı. O’nun tebliğ ettiği dine girmeyenler bile, O’nun dürüstlüğünden emindi. Biz de emaneti ehline verelim. Emanete hıyanet etmeyelim inşallah. Unutmayalım ki, bu can da, bu beden de bize emanettir. Biz bu dünyada emanetçiyiz. Asıl yurdumuz ahiret yurdudur. “Ölüm asude bir bahar ülkesidir bir rind’e”, Cennete açılan bir kapıdır. Değilse cehennem çukurlarından bir çukur!. O varılacak olan yer ne kötüdür.

“Ağzımızın tadını kaçıran ölümü sıkça analım”. 

Selâm ve dua ile.

 

YENİ AKİT

Google+ WhatsApp