Ekmeğinizi paylaşmakla yoksullaşmazsınız

Ekmeğinizi paylaşmakla yoksullaşmazsınız


Ekmeğinizi paylaşmakla yoksullaşmazsınız

 

 

Ortadoğu üzerine yapılan hesapların ve kurulan tuzakların bedeli çocuklara ve masum insanlara ödetildi. Nitekim Suriyeli halk, rutin yaşamlarını sürdürürken 2011 tarihinde her şey tersyüz oluverdi. Küresel güçler bölgede oluşturdukları örgütleri kışkırtarak iç savaşa neden oldular. Suriye’de meydana gelen iç savaş, şiddet, katliam, açlık ve yoksullaşma sorunları aileleri göçe zorladı ve milyonlarca kişi Türkiye’ye sığındı. Ülkemize ilk gelen mülteci kafilesi, 29 Nisan 2011 tarihinde giriş yaptı ve bu tarihten sonra göçmenlerin sayıları hızla artmaya başladı. Türkiye, Suriyeli göçmenleri geri göndermemiş, onlara geçici koruma statüsü vermişti. Giriş yapanların kayıtları yapılıp kamplara yerleştirilmekteydi. Ancak mülteciler ülkelerinden ayrıldıktan sonra bazı sorunlarla karşılaştılar ve bu sorunların üstesinden gelmek sanıldığı kadar kolay olmadı. Dil sorunu, ekonomik sorunlar, dışlanma ve ötekileştirilme sorunları o günden bu güne devam etti.

“Ne mutlu Türküm diyene” sloganı ile büyüyen dünün çocukları bugünün büyükleri, mültecilere şiddetle karşı çıkıyor ve bu insanların çalışma, kendilerine yeni bir hayat kurma, sosyal ilişkilerini sürdürme haklarının olmadığını söylüyor ve nefret kusuyorlardı. Mültecilerin zayıflığından, düşmüşlüğünden faydalanan insanlarımız, rutubet kokan köhne evleri, derme çatma kömürlükleri onlara fahiş fiyatlara kiraya verdiler. Ağır koşullarda çalıştırılan mülteciler emeklerinin yarısını dahi alamadılar, çoğu olumsuz hayat şartları nedeniyle sağlığını kaybedip hayata veda etti. Suriyeliler bir yandan ekonomik sorunları ile mücadele ederken diğer yandan topluma uyum sağlamaya çalıştılar fakat öteki olarak görülmekten hiçbir şekilde kurtulamadılar.

Son günlerde Suriyeli mültecilere getirilen yasakların ve bu insanların sınır dışı edilmeleri ile ilgili taleplerin gündeme geldiğini görmekteyiz. Hatırlayacağınız üzere daha evvel Antalya-Gazipaşa’da Suriyelilere plaj yasağı getiren yasa teklifi reddedilmişti. Bolu belediye başkanının Suriyelilere yönelik yardımların kesilmesi ile ilgili kararı ise bu insanlara karşı önyargılı olanların nefretini daha da tetikledi. Yazılı ve görsel medya aracılığıyla Suriyeli mülteciler adap muaşeret bilmeyen, iffetsiz, asalak kişiler olarak lanse edildiler. İnsanlar bu kişiler ülkelerine gidip savaşsınlar, neden geldiler diye tepki göstermeye başladılar.

 Mültecilerin ülkeye girişi noktasında, yasal bir çerçevesinin çizilmesini elzem bulanları anlayabilirim ancak savaşın acı yüzüyle karşılaşmayan kişilerin uzaktan ahkam kesmelerini kabul edemiyorum. Kendilerini katıksız milliyetçi taife olarak görüp mültecilere saldıran bu kişiler şunu bilmeliler ki; savaş ekranlarda izlediğiniz gibi dramatik fotoğraf karelerinden ibaret değildir. Savaş, kan, ölüm, işkence, açlık, yoksulluk, yoksunluk, acı, ayrılık, hüsran, şiddet, işkence, suçluluk… gibi insanı içeriden ve dışarıdan vuran ağır bir imtihandır. Böyle durumlarda kişinin kendini güvende hissedebileceği bir beldeye hicret etme hakkı vardır. Eğer öyle olmasaydı Resulullah ve sahabesi hicret etmezlerdi.

İlkelerini hak ve adalet üzerine kuran bir dinin mensuplarının faşizan duygularına yenik düşüp savaşın vurduğu kişilere cephe almalarını aklım havsalam almıyor. Unutmayalım ki bizler bu dünyanın misafirleriyiz. Mülk Allah’ın… Toprak Allah’ın… Su Allah’ın… Hava Allah’ın… Allah’ın arzında hükümranlık sürmeye kalkmak haddi aşmaktır. Eğer paylaşmayı öğrenebilir, ekmeğimizi katığımızı üleşebilirsek Allah’ın bahşettiği imkânlar hepimize yeter. Korkmayın, ekmeğinizi paylaşmakla aç kalmazsınız ama cimriliğiniz, hasediniz ve faşizan tutumlarınız sizi yoksullaştırır…

 

MİLLİ GAZETE

Google+ WhatsApp