EHL-İ BEYT:

EHL-İ BEYT:

Ehl-i beyt ev halkı anlamına gelmektedir. Kur’anda toplam 3 kullanımı bulunmaktadır. “Dediler ki: «Allah'ın emrine mi şaşırıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı (ehl-i beyt) şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecîd'tir.»“ (11 Hud 73) Bu ayette Hz. İbrahim’e meleklerin insan suretinde

EHL-İ BEYT:


 
Ehl-i beyt ev halkı anlamına gelmektedir. Kur’anda toplam 3 kullanımı bulunmaktadır.
 
قَالُواْ أَتَعْجَبِينَ مِنْ أَمْرِ اللّهِ رَحْمَتُ اللّهِ وَبَرَكَاتُهُ عَلَيْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ إِنَّهُ حَمِيدٌ مَّجِيدٌ
“Dediler ki: «Allah'ın emrine mi şaşırıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı (ehl-i beyt) şüphesiz O, övülmeye layık olandır, Mecîd'tir.»“ (11 Hud 73)
Bu ayette Hz. İbrahim’e meleklerin insan suretinde gelip çocukları olacağını müjdelemesi olayı anlatılırken Hz. İbrahim ve onun eşine ehl-i beyt denmektedir.
 
وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِن قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى أَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ
“Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Ablası) «Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi (ehl-ibeyt) size bildireyim mi?» dedi.” (28 Kasas 12)
 
Bu ayette ise Hz. Musa suya bırakılıp Firavun ailesi tarafından himaye edilince Hz. Musa’nın ablası tarafından takip edilip sonra da Firavun Ailesine sütannelik yapabilecek bir kadının ailesini gösterme teklifi anlatılırken ‘ehl-i beyt’ tabiri geçmektedir. Yalnız bu kullanımda diğer iki ayetten farklı olarak ‘beyt’ kelimesi nekra (belirsiz) olarak kullanılmıştır.
 
وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنَّ وَلَا تَبَرَّجْنَ تَبَرُّجَ الْجَاهِلِيَّةِ الْأُولَى وَأَقِمْنَ الصَّلَاةَ وَآتِينَ الزَّكَاةَ وَأَطِعْنَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُذْهِبَ عَنكُمُ الرِّجْسَ أَهْلَ الْبَيْتِ وَيُطَهِّرَكُمْ تَطْهِيرًا
“Ve hanelerinizde karar ediniz ve evvelce câhiliye zamanındaki açılış gibi açılıvermeyiniz ve namazı dosdoğru kılınız ve zekâtı veriniz ve Allah'a ve Peygamberine itaat ediniz. Ey Ehl-i beyt, Allah sizden ancak kiri götürmek ve sizi tertemiz kılmak dilemektedir.” (33 Ahzap 33)
 
Bu ayetlere baktığımızda ehl-i beyt kavramına ne olumlu ne de olumsuz bir anlam yüklenmediğini görmekteyiz.. Ehl-i beyt bu ayetlerde ev halkı anlamında kullanılmaktadır. Musa’nın (a.s.) ev halkı, İbrahim’in (a.s.) ev halkı ve Muhammed’in (a.s.) ev halkı.
 
Ahzap suresi 33. Ayette Hz. Peygamberin eşlerinden bahsediliyor ve ayetin sonunda ise ‘’ey ehl-i beyt’’ hitabı bulunuyor. Ayetin bu kısmına kadar hitap zamiri müennes (dişil) iken müzekkere (eril) dönüyor. Yani hz. Peygamber ve diğer hane halkı da hitabın içine katılarak bu tavsiyelerin yerine getirilmesi durumunda manevi anlamda tertemiz olunacağı bildiriliyor. Buradaki ehl-i beytin ilk üyesi elbette evin sahibi Hz. Peygamberdir. Daha sonra Onun eşleri aynı zamanda mü’minlerin anneleri olan hanımlar, Hz. Peygamberin çocukları, torunları ehl-i beytten yani ev halkındandır. Bu kimseleri Hz. Peygamberin ev halkından olması Peygambere yakınlık anlamında bir avantaj aynı zamanda beyaz bir kumaşın leke kaldırmaması gibi son derece dikkatli olunması gerekli olan bir ağır sorumluluktur.
 
“Ey Nebi’nin kadınları, sizden kim açık bir çirkin-utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah'a göre pek kolaydır. Ama sizden kim Allah'a ve Resûlü'ne gönülden -itaat eder ve salih bir amelde bulunursa, ona ecrini iki kat veririz. Ve biz ona üstün bir rızık da hazırlamışızdır. Ey Nebi’nin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin.” (33 Ahzap 30,31,32)
 
İşte bu ayetlerde açıkça anlatıldığı gibi ehl-i beytin sorumluluğu fazladır. Yine Kur’anda Peygamberlerin ehl-i beytinden olup ta sorumluluğunu taşıyamayanlar da bize bildiriliyor. Hz. Nuh’un karısı ve oğlu, Hz. İbrahim’in babası, Hz. Lut’un karısı bunlardandır. Onları peygamberlerin babası, oğlu, karısı olmaları kurtaramadı. Ehl-i beytten olmak kurtulmaksa onların kurtulmaları gerekirdi.
 
“Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ehlinden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iştir. Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."”(11 Hud 46)
 
Ayet Nuh’un (a.s.) oğlunun kendi ehlinden olmadığını bildiriyor. Çünkü o inanıp gemiye binmedi. Ancak Nuh (a.s.) içi yanmasına rağmen Allah ‘’o senin oğlun olduğu için ben onu affettim’’ demedi. Hz. İbarahim’e babasını affettiğini söylemedi. Buradan anladığımız  babanın, eşin, oğlun peygamber olması insanı kurtaramıyor. İnsanı ancak imanı ve salih ameli kurtarabilir.
 
Şiilere göre ise ehl-i beyt kavramı yukarıda anlatılanlardan çok başka anlamlar ifade etmektedir. Onlar ehl-i beytin Hz. Peygamberin eşlerini kapsamadığını Ehl-i beytin Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hasan ve Hüseyin ve Hz Peygamberden ibaret olduğunu iddia ederler. Kur’an’dan Ahzap suresi 33. Ayetin son kısmını delil olarak getirirler fakat ayetin baş tarafını okumaktan imtina ederler. Onlara göre ayetin “ey ehl-i beyt” diye başlayan kısmı diğer bölümlerden bağımsız inmiştir. Aslında bu Kur’an’a da bir eksiklik izafesidir. Çünkü Ahzap Suresi 28,29,30,31,32,33,34 hatta 35. Ayetler Hz. Peygamberin eşlerinden bahsetmektedir. Hz. Peygamber’in eşlerine 33. Ayetin sonunda konunun tam ortasında onları ilgilendirmeyen bir hitapla ey ehl-i beyt yani ey ev halkı diye seslenilerek şöyle mi denmiştir; “sizler Hz. Peygamberin evinde otursanız onun eşi olsanız da siz ev halkı değilsiniz.”  Hz. Ali onun evinde oturmadığı halde ehl-i beyt olacak Resülüllah’ın içerisinde vefat ettiği hücrelerin sahipleri dışarıdan sayılacak. Bu bir akıl tutulması değilse ayetleri çarpıtmaktır veya taassup gözlüğüyle dünyayı görmektir. Hz. Peygamberin eşleri mü’minlerin anneleridir (33 Ahzap 6) ama onun kızları bile mü’minlerin anneleri sıfatıyla Kur’an’da vasıflandırılmamıştır. Sonraki Müslüman nesiller ise Resülüllah’a muhabbetlerinden dolayı  kızlarına da anne demişlerdir. Hz peygamberin eşlerine Ahzap suresinde şöyle denmektedir;
 
‘’Ey Nebi, eşlerine söyle: "Eğer siz dünya hayatını ve onun süslü-çekiciliğini istiyorsanız, gelin sizi yararlandırayım ve güzel bir salma tarzıyla sizi salıvereyim. Eğer siz Allah'ı, Resûlü'nü ve ahiret yurdunu istiyorsanız artık hiç şüphesiz Allah, içinizden güzellikte bulunanlar için büyük bir ecir hazırlamıştır." (33 Ahzap 28,29)
 
Onun eşlerinden hiçbirisi Dünyayı ve süsünü istemeyip Ahireti Allah ve Rasülünü tercih ettiler. O halde onlar Allah Rasulünün hayattayken gerçek anlamda da ehl-i beytinden olmaya hak kazandılar. Kim onları bunca karineden sonra ehl-i beytin dışına atabilir?
 
İslamda ehl-i beyt inancı veya ehl- beyt sevgisi diye bir konu başlığı yoktur. Çünkü mü’minler zaten Hücrelerin sahibi annelerini, Rasulullahın ciğerparesi yavrularını, torunlarını severler. Müslüman damadlarını, Müslüman amcalarını, Müslüman kayınpederlerini severler. Müslümanlar için bunu ayrı bir emir veya gereklilik haline getirmenin luzumu var mıdır? İşte bunun gibi İslam inancına ne zaman Kur’an’ın reddettiği eklemeler yaparsak ümmeti derin uçurumlarla birbirinden ayırarak bölmekteyiz.
 
12 imam inancı ise Şia’nın yanlış ehl-i beyt yorumunun bir nevi saltanata dönüşmüş halidir. Burada soy üstünlüğü gibi İslam’ın tamamen kaldırdığı bir cahiliye hamasetinin savunuculuğu din adına yapılmaktadır. Rivayetleri mutlaklaştırıp sened sahihliğini  hakikatın ifadesi olarak algılayan ve kendilerini Resül sünneti takipçisi sayan sünniler ise şiilerin rivayet taarruzu karşısında te’vil kalkanları arkasında çaresiz beklemektedirler.  Bu gün Sünni çevrelerce en muteber sayılan hadis kitapları bu sonradan icat 12 imam   ve yanlış ehl-i  beyt yorumlarını tasdik eden hatta tanımlayan rivayetlerle doludur.
 
Allah’ın kullarını kulluktan çıkarıp hatasız varlıklar haline getiren anlayışlar bizi Kur’an’nın tarif ettiği tevhid inancından uzaklaştırır. Kimi çevrelerce rehber ve imam olarak tanınan şahsın Hükümet-i İslamî kitabındaki sözleriyle konuyu bitirelim; ‘’Bizim imamlarımızın manevi makamlarına ne melek-i mukarrebin ne de nebiy-i mürsel erişemez.’’(Humeyni, İslam Fıkhında Devlet, çev. H. Hatemi 1979 sayfa 65,66)
 
Hasbünallahi ve niğmel vekil ve niğmel Mevla ve niğmennasir.
 
 
 
mustafa kahya
venhar
 

Google+ WhatsApp