Eğitimde sorunlar ve çareler

Eğitimde sorunlar ve çareler


Eğitimde sorunlar ve çareler

 

 

Önceki iki yazıdan devam ediyorum:

Kâmil insanlarımıza, devlete, ebeveyne, sivil topluma düşen vazifeler var.

 MAKALEYİ SESLİ DİNLEMEK
İÇİN TIKLAYIN

 


Kâmil insanlarımız ifadesini akademisyen, entelektüel, alim, arif sıfatlarından nasib almış İslam insanı manasında kullanıyorum. İşte bu insanımızın, halimiz ve çaremiz üzerine kafa yormaları, ortaya çıkan gerçekleri ve çareleri her bir vazife grubuna aktarmaları, belletmeleri ve benimsetmeleri; başta devlet olmak üzere bütün ilgililerin de bunlara kulak asmaları gerekiyor.

Devlet her şeyden önce milli eğitim yoluyla nasıl bir insan yetiştirmek istediğine karar vermelidir. İslam insanı, yani kökü mazide olan âtî mi, ne idüğü belirsiz dünya vatandaşı mı, ırkçı mı, çağdaş uygarlık çocuğu mu?..

Seçimlerde kullanılan oylara bakarak bir sonuç çıkarmak sağlıklı olmasa da bir fikir verir diyelim; halkımızın yarısı İslam’a, bizim kültür ve medeniyetimize, bizim insanımıza oy veriyor, diğer yarısı da sola, çağdaş uygarlığa, laikliğe, kemalizme oy veriyor. Bu iki kesimin hedeflediği insan elbette farklı olacaktır.

Allah bölünmeden, çatışmadan birlikte yaşamayı nasib etsin, bölücü düşmanlarımıza fırsat vermesin, bir daha Çorum ve Maraş olayları, Gezi olayı, 15 Temmuz vb. yaşanmasın; her iki kesimin bu duaya amin demesi şarttır. Hangi kesim iktidar olsa diğerine hak ve hürriyet tanımalı, adil davranmalı, birlikte yaşamanın olmazsa olmaz şartlarına riayet etmelidirler. Çatışmanın kazananı, her iki kesim olarak biz değil, ortak düşmanlarımız olacaktır, bunu unutmayalım.

Evet ne yazık ki, “Nasıl bir insan” sorusuna ülkemizde tek cevap yoktur. Bu yüzden inancı, dünya görüşü, ideolojisi farklı iktidarlara göre milli eğitimin yönü değişmekte, biraz ondan biraz bundan alarak yapılan programlar ve eğitim çocuklarımızı perişan etmektedir. Bu yüzden bir ileri bir geri yerimizde saymaktayız; yerinde saymak da sorunların büyümesine sebep olmaktadır.

Dindar Müslümanlar olarak biz, bin yıldan fazla bir zaman diliminde İslam’ın sancağını şan ve şerefle taşımız olan bu milletin çocuklarının “kendi kültür ve medeniyetinden ayrılmaksızın zamanın ruhunu kavramış, dünyanın gidişatını anlamış, beka şartı olan donanımı edinmiş insanlar” olarak yetişmelerini isteriz.

Bu insanı yetiştirebilmek için anayasa, kanunlar, milli eğitimin ilke ve hedefleri yeniden gözden geçirilmelidir.

Okulda eğitimin en önemli unsuru öğretmendir. Mevcut sistem içinde yetişmiş sıradan öğretmenlerle bizim için matlub olan öğretim ve eğitimi yapmak mümkün değildir. Amaca uygun öğretmen yetiştirme işi önemli bir mesele olarak ele alınmalı, sivil toplum, özel eğitim ve öğretim etkili bir tonda devrede olmöalıdır. .

Gençlere ulaşabilmek ve onlara bir şeyler verebilmek için önce nerede olduklarını, daha çok ne ile meşgul olduklarını, hangi dilden anladıklarını, büyüklere nasıl baktıklarını… bilmemiz gerekiyor. Bunu bilirsek, onları kendi mahallemize çağırmanın faydası olmadığını, bizim onların mahallesine giderek/girerek işe başlamamızın şart olduğunu da anlarız (Bu konu başlı başına bir müzakereye muhtaçtır).

Genel olarak gençlere sahip çıkma probleminin çözümü üzerine daha çok düşünmek ve yazmak gerekir. Şimdilik bu kadarla yetinirken dindar ailelerin çocukları ve gençleri için birkaç cümle daha kuracağım:

Siz dindar iseniz dinin kural, irşad ve kılavuzluk yönünden bütün hayatı kapladığını ve dünyaya, Allah rızasını, ebedî, saadeti kazanmak için geldiğimizi de bilirsiniz.

Peki doğumundan itibaren çocuğunuzu bu inanç ve bu bilgiye uygun olarak yetiştirmek için ne gerekiyorsa onu yaptınız mı?

Okul, kitap, alan, dil, arkadaş… seçerken gerekli titizliği gösterdiniz mi?

Eğitimciler ilk dört yılda çocuğun annesinin yanında olmasının şart derecesinde önemli olduğunu söylüyorlar, dindar anneler, siz bu süre içinde imanınız, ibadetiniz, ahlakınız, şefkatiniz, eğitiminizle çocuğunuzun yanında oldunuz mu?

Okul öncesi eğitimin önemi tartışılamaz; peki siz bu dönemde hangi okulu seçtiniz?

Hasılı hayatınızda önceliğiniz ne oldu; dünya ve dünyalık mı, ebedî saadet ve Allah rızası mı?

Ne ektiniz, neyi biçmek istiyorsunuz!

Not:

Değerli kardeşimiz M. Şevket Eygi’ye Allah’tan rahmet, mağfiret ve ebedî saadet diliyorum.

 

yeni şafak

Google+ WhatsApp